Kemal Derviş, Cumartesi günü nihayet istifa etti. Parti genel başkanlarının hepsine göre, epey gecikmişti. İsmail Cem ve Hüsamettin Özkan'la beraber bakanlıktan ayrılması bekleniyordu. Osmanlı aristokrasisinden inen ve onların çoğunluğu gibi Solcu olan Derviş, 21 yıl Dünya Bankasında çalışan bir bankacı. Türkiye'de akıl almaz ekonomik krizin patlaması üzerine, ülkemize davet edildi. Kriz, zayıf ve bir o kadar kusurlu, devletçiliğe, faizciliğe ve soyguna dayanan bir ekonominin, zaaflarla dolu bir icraya bağlı bulunması sebebiyle patladı. Kalabalık sayısı ile rekorlar kıran hükûmetin bir çok bakanı, değil ministrabl olmak, parlamento tecrübesinden yoksundu. İcra, kendisine ve kendisini çıkaran yüce meclise ait demokratik yetkileri döküp saçtı, her tarafa dağıttı, işleyemez hâle düştü. Hükûmetin ve atadığı bürokratların öngörüden mahrumiyeti yüzünden kriz önlenemedi. Ama bu kepazelikteki sorumluluğu, IMF ile paylaştırmak gerekir. IMF, başarısız oldu. Hükûmette, hattâ alternatif oluşturmadığı tekrar tekrar başa kakılan muhalefette, bu gerçeği dile getirecek mecal yoktu. Ama IMF, Dünya Bankası ve bunların arkasındaki ABD, bize verdikleri kredilerin muntazam ödenmiyeceği endişesine kapılmışlardı. Üstelik, müflis bir Türkiye, jeostratejik bakımdan Amerika'nın çıkarları ile uyuşmuyordu. Kemal Derviş'le çeyrek asır birlikte çalıştıkları için ona güveniyorlardı. Bu son cümlemizin mefhûm-ı muhâlifi şudur: Bizim politikacılarımıza çok da fazla güvenmiyorlardı. Doğrusu bizim öz halkımızın da kendi seçtiği politikacılara güveni azaldıkça azaldı. Derviş'i, yeni, taze bir şahsiyet olarak gördü. Sayın Derviş, şimdi Türk Solu'nu birleştirmek misyonuna soyundu. Olmazı mı zorluyor? Önümüzdeki haftalarda göreceğiz. Ama biz, halkımızın Derviş'e ilgisinin gittikçe azalacağını düşünüyoruz.