Türkiye'yi yönetmeye siyaset yetmedi. Zira siyaset, reform yapamadı. Dışarıdan bakan davet etmeye mecbur kaldı. Reform kökten değişmedir. Çağa uyum sağlamak için yapılır. Çok zor bir iştir. Çünkü değiştirilmek istenen düzeyde çıkarı bulunanlar dışında, eski alışkanlıklarıyla şerbetlenmiş kitleler ve kişiler de değişime soğuk bakarlar. Reformcular, bu yolda kelle verirler. Tarihimiz, reform şehitleriyle dolup taşar. En büyük, radikal ve başarılı reformcu Atatürk'tür. Ekonomik krizin temelinde, reform yapmak yeteneğini, hattâ fikrini yitirmiş yönetim ve siyaset bozukluğu yatıyor. Korkunç devletçi, katı sosyalist, kadrolarını şişirdikçe şişiren, şiştikçe hantallaşan, köhnelikten çarkları dönmez hâle gelmiş bir yönetim, çağın gerçeklerine çarpmıştır. Eskimiş kurumlarını kapatamamış, lüzumlulularını çağa uyduramamıştır. Statükoculuğu, insan beyinlerini uyuşturmuştur. Kadrosunu küçülterek çok daha kudretli bir devlet oluşturmayı akıl edememiştir. Yuvarlak taahhütlerle reform yapılmaz. Siz hiç Atatürk'ün yuvarlak söz siylediğini hatırlıyor musunuz? Sürekli birimler üreterek kadrolar açan devlet, bunu gelişme sanarak gaflete düşmüştür. Hiç bir fonksiyonları olmıyan bölge ve il müdürlükleri, binalar, gökdelenler, bürolar, lojmanlar, yazlıklar, çaycılar, şoförler, sekreterler, sözde müşavirler, -inanılmaz şeydir- korumalar ile devlet, üretmiyen, yüksek faizle borç aldığı paraları iyi kullanamıyan, kendi bankalarını batıran bir hâle geldi. Hâlâ il ve ilçe ihdas etmek istiyor. 1876'dan 2001'e kadar adı (divan kâtibi) olan milletvekilinin unvanı (yönetici üye) şeklinde değiştirildi. Böyle şeylerle uğraşılmaktadır. Sayın Ömer İzgi gibi ciddi bir zât bile, Meclis'teki şişkin personeli azaltamamıştır. Hükûmet, yeni memur ve işçi almak peşindedir. 2001 dünyasının en devletçi rejimi, sonunda devletini, gittikçe gücünü ve hareket kabiliyetini kaybeden bir varlık durumuna getirdi. Türk insanını yoksulluktan çıkaramadı. Böylesine bir düzenin sürebileceğine inananlar varsa, Allah selâmet versin!