Amerika Birleşik Devletleri, -hepsi kerhen olmak üzere- 6 Körfez monarşisi ile Ürdün'ün tam, yarım veya çeyrek desteklerini elde ederek Irak savaşına başlıyor. İngiltere her türlü harekâta katılıyor. Türkiye ise üslerini açıyor. Kuzey Irak'taki iki Kürt aşireti ile işbirliği içinde bulunan ABD, güneyde Basra'dan yapacağı çıkartmaya paralel olarak kuzeyden de Irak'a girmek istiyor. Bu teşebbüs Türkiye'den yapılabileceğine göre, Ankara'nın iznini bekliyor. Rivayete göre biz Irak'ın kuzey sınırında yeterli kuvvetimiz var, bu girişi biz daha kolay yaparız demişiz. Amerikan savunma bakan yardımcısı o coğrafyada Türk askeri sevilmiyor gibi centilmence bir cevap vermiş. Asırlar süren Osmanlı hâtırası dolayısıyla olsun, bugünki silâhlı kuvvetlerimizin Avrupa'nın en güçlü ordusu bulunması dolayısıyla olsun, yer aldığımız netameli bölgede Türk askerinden korkulduğu bir vâkıadır. Zaten bu korku, bölgede barışı temin ediyor. Ancak Amerikan, hele çok sevimsiz izler bırakan İngiliz askerinin sevildiğini ileri sürmek de ancak tebessüm, hattâ kahkaha konusudur. Savaş, ihtimal askerî tarihte asla görülmemiş yoğunlukta havadan bombardımanla başlıyacak. Çok kan dökülecek. Çok masum insan ölecek. Hayvanlar can verecek, bitkiler kuruyacak. İnsanlık kültürünün önemli eserleri yerle bir olacak. Saddam eriyen muma dönecek. Dört yıldızlı Amerikan generalleri, Bağdat'a yerleşecek. Hârûnnürreşîd'in tahtına, Osmanlı eyalet valilerinin makamına oturacak. Sonra aynı senaryo, belki bir yıl sonra, İran için tekrarlanacak. Körfez'in bütün petrolünü Birleşik Amerika dünyaya tevzi edecek. Saddam'ın sahneden silinmeden önce ne gibi muzırlıklar yapacağı bilinmiyor. Beyaz Saray gibi dünyanın en muhkem kalesinde oturan Başkan Bush çiçek aşısı bile oldu. Şimdi biz, 70 milyon Türk, çiçek aşısı mı yaptıralım? Şubat ayında böylesine bir savaşın ya içinde veya en kenarındayız.