Ergenekon ve Balyoz davaları, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli olaylarındandır. Sanıyorum bütün yerli ve yabancı tarihçiler bu fikirdedir. Davalar sonuçlandıktan sonra en az bir asır (yüzyıl) siyasî tarihçilerimizce ele alınacak, her bakımdan incelenecek, nice kitaplara konu oluşturacaktır. Yüzlerce gencimize yüksek lisans ve doktora tezi olarak verilecektir. Üzerinde her türlü münakaşa yapılacaktır. Türkiye'ye getirdiği değişimler mercek altına alınacaktır. Bu konuda yargı tutanakları yanında gazete haberleri ve yorumları da, mehaz (kaynak) gibi kullanılacaktır. Tarihçi olarak benim bu çok önemli olaya geniş ve derin açıdan bakmam gerekir. Ancak sonuçlanmamış davalar üzerinde mütalaada bulunmakta epey sınırlı ve çok dikkatli davranmak şarttır. Eleştiriler ve değerlendirmeler, davaların kesin sonuçlara bağlanmasından sonra mümkündür. Bugün tamamen meçhul olan bir husus, darbe senaryolarının nasıl basına ve oradan yargıya intikal ettiğidir. Bunların niçin uygulamaya dönüştürülmediği, kâğıt üzerinde kaldığı da muammadır. Âdeta bütün silâhlı kuvvetlere görev dağıtımı yapılmıştır. Bu çapta bir projenin sızmasını önlemek mümkün değildir, zaten mümkün olmadı. Bizim tarihçi sıfatıyla bildiğimiz darbeler, bir avuç insan tarafından planlanmıştır. Ama hepsinden, ama hepsinden önemli olan konu, hiç ele alınmadı: Türk subayını, silâhını meşru iktidarlara çevirip darbeye götüren sebepler nelerdir? Bu soruya cevap, ama doğru dosdoğru cevap verebilen ülkelerde zaten darbe olmaz. Meselâ İngiltere gibi bir cihan devletinin bütün tarihinde tek darbe vardır: 1649'da oldu, öylesine ders alındı ki bir daha asla tekrarlanmadı.