Türkiye-ABD Ekonomik Ortaklığı Komisyonu, dün öğleden sonra ilk toplantısını Ankara'da yaptı. Başbakan Ecevit'in Washington ziyaretinde bu hususta Başkan Bush'la mutabık kalınmıştı. Türkiye ne istiyor? Birleşik Amerika'nın Avrupa Birliği üyelerine uyguladığı ayrıcalıkların, henüz aday olmamıza rağmen, bize de uygulanmasını... Doğrusu hem mütevazı, hem haklı, hem epey gecikmiş bir istek. Hükûmetimiz ve iş adamlarımız, dünyanın en zengin pazarı Amerika Birleşik Devletleri'nin bize sadece aralık bırakılan kapılarının açılmasını arzu ediyorlar. Ta Özal'ın başbakanlığı döneminden beri talebimiz budur. Halbuki Washington, yaşadığımız coğrafyada en samimi, en stratejik ve askerî bakımdan en güçlü müttefiki Türkiye'den, Ürdün'e gösterdiği müsamaha ve kolaylıkları esirgedi. Niçin Ürdün? İsrail'le komşu olduğu ve İsrail'le Irak arasında bulunduğu için. NATO'ya girdiğimiz 50 yıldan bu yana Washington, Türkiye'ye yalnız en sadık değil, aynı zamanda en ucuza sağlanan müttefiki muamelesi yaptı. Bu alışkanlığından hiç kurtulamadı. Zira bu alışkanlık, yarım asırdır Amerikan arşivlerinde belgelenmiştir. Vaktiyle birileri Türkiye hakkında bir politika tasarlamış. Değişen hiçbir Amerikan iktidarı bu politikadan ayrılamadı. Dünki toplantıda bizden, Amerika'dan almayı müzakere ettiğimiz taarruz helikopterleri ile erken uyarı uçaklarını da bir an önce yürürlüğe koymamız istendi. Milyarlarca dolar tutarındaki bu süper silâhlar için başka bir devletle uyuşmamız ihtimalinden çekinildiği âşikârdır. Bu arada daha az açıkgöz olmayan İngiltere Başbakanı Blair, Ecevit'e telefon etti. Afganistan'daki Birleşmiş Milletler başkomutanlığının bir İngiliz generaline verilmesi için yardımcı olmamızı, yani bir Türk generalinin tayini talebimizden vazgeçmemizi istedi. Aksi takdirde Tony Blair, muhalefet karşısında müşkül durumda kalacakmış. Acaba İngiltere Başbakanı, önce Washington'la konuşup sonra Ecevit'i mi aradı? İsmet İnönü, büyük devletlerle bir arada bulunmayı, bir kaplanla aynı çuvalın içine tıkılmak şeklinde tarif ve ifade etmişti.