Kökende Türkler, açık renk gözlü ve saçlı bir ırktır. Göz çekikliği ve pomet (yanak kemiği çıkıklığı) bahis konusu değildir. Çekik göz ve pometler, bilhassa Cengiz istîlâsından sonra Moğollar'la karışmanın sonucudur
Aileleri ile birlikte, steplerde kurulmuş çadırlarda yaşayan Moğol çocukları...
Meslek hayatımda en fazla muhatab olduğum okuyucu sorularından biri şudur: Sümerler, Etiler, Moğollar Türk mü, değil mi? Ve: Cengiz Han Türk mü?
Mîlad'dan Önce 3300-1975 arasında bugünkü Güney Irak'ta yaşayan Sümerler de, Mîlâd'dan Önce 1850-1180 arasında Anadolu'da yaşayan ve bize yanlış olarak Etiler diye öğretilen Hititler de, Türk değildir.
Moğollar'a gelince: Sümerler de, Hititler de binlerce yıl önce silinip gitmişlerdir. Halbuki bugün Moğollar, yani Moğolca konuşanlar yaşamaktadır. Moğollar'ın Türkler'le ırk birliği, hatta akrabalığı yoktur. Ancak Moğollar, uzun asırlar Türkler'le yan yana, hatta iç içe yaşamış, şiddetli Türk kültürü etkisinde kalmışlardır. Bazı Batılı lengüistler (dil binginleri) Altay adını verdikleri dil-ırk toplumunda Türkler'le Moğollar'ı akraba göstermişlerse de, Türkçe ile Moğolca'nın aynı gruptan olmadığı görülüyor. Türkçe, erken zamanda Ârî (Hind-Avrupa) grubundan ayrılmış, belki Fin (Ural) grubuna yakın, belki hiçbir akrabası bulunmayan bir dildir. Ancak Tûrânî bir kültür ortaklığı'ndan bahsedilebilir. Moğol, bir Türk boyunun adı değildir. Moğollar, Türkçe'nin bir lehçesini değil, apayrı bir dil olan Moğolca konuşurlar.
Türk tarihi Mîlâd'dan Önce 7. asırda -İranlılar'ın Efrâsyâb dedikleri Alp Er Tunga ile başlıyor. Türkler'in anayurdu bugünkü Güney Kazakistan'dır. Sonra bugünkü Moğolistan'a, sonra Doğu ve Batı Türkistan'a yayıldık. Moğollar önceleri bugünkü Kuzey Mançurya'da yaşıyorlardı. 840 yılında Türkler, bugünkü Moğolistan'ı bıraktılar. Çin'in kuzeydeki komşusu olmaktan çıktık. Batı'ya doğru kararlı yürüyüşümüz başladı ki tarihin akışını temellerine kadar değiştirmiştir. Zira Müslüman olan Türkler, Selçuklu ve Osmanlı cihan devletlerini kurdular.
Biz Türkler'in 840'ta Moğollar'a bıraktığımız bugünkü Moğolistan topraklarında, 1206'da Cengiz Han, bütün cihan tarihinin gördüğü en geniş sınırlı imparatorluğu kurdu. Japon Denizi ile Almanya, Sînâ Çölü ile Endonezya arasında uzanan az ömürlü bir imparatorluk... Cengiz, Mete Han'dan inmiş (yani aslen Türk), sonradan Moğol'laşmış bir kişidir. Ordusunun ve bürokrasisinin Moğollar'dan fazla Türkler'e dayandığı da gerçektir. Fakat bir Moğol hâkanıdır. Eski Türk hâkanlarının geleneklerini sürdürmüştür. 4 oğlundan 3'ünden inen devletler, akabinde Türk'leşmişlerdir. Bu husus, Cengiz'i Türk saymamızı gerektirmemektedir. Daha öz torunlarından başlayan Türk'leşme, bu gerçeği değiştirmez.
TÜRKLEŞMEK NE DEMEK?
Türkleşmek, başka bir ırktan gelip Türkçe'den başka bir dil konuştuğu halde, anadilini unutup Türkçe konuşmak demektir. Bugün bütün ırklar, kavimler, milletler, milliyetler, bu şekilde oluşmuştur. İstisnası yoktur. Saf ırk ve saf dil yeryüzünde mevcut değildir. Olsa idi, çok kapalı ve ilkel bir topluluk olabilirdi.
Kökende Türkler, açık renk gözlü ve saçlı bir ırktır. Göz çekikliği ve pomet (yanak kemiği çıkıklığı) bahis konusu değildir. Orta Asya'daki kardeşlerimizdeki çekiklik ve pometler, asırlarca (bilhassa Cengiz istîlâsından sonra) Moğollar'la karışmanın sonucudur. Zira Mendel Kanunlarına göre koyu renk (göz ve cilt rengi) ve çıkık yanak, dominant'ın (baskın) (meselâ birisi mavi gözlü sarışın diğeri koyu renk gözlü ve saçlı bir çiftten doğan çocuk daha büyük ihtimalle koyu renk gözlü ve saçlı olur).
Daha basit kültür hayatı yaşayan fâtih Moğollar, anayurtlarından ayrılıp geniş Türk yurdlarında devlet kurunca, hemen bir iki kuşak (nesil) sonra Türkçe konuşmaya başlamışlardır. Bu oluşum, Türklük aleyhine de işlemiştir: Arap âleminde, Hindistan'da, Çin'de ve ikinci derecede Avrupa ülkelerinde tarih boyunca on milyonlarca Türk'ün Türkçe'yi bırakıp Türklük'ten koptukları biliniyor. Önce iki dillilik evresi yaşanır. Sonra egemen dil, ikinci dili siler.
840 yılında Moğollar'a bıraktığımız topraklarda, Türkçe'nin ilk büyük yazılı ürünleri olan muhteşem Göktürk (Orhun) Anıtları'nı bıraktık ki, 720 yıllarında Göktürk hânedânı prenslerinden Yulığ Tegin'in eseridir (bu isim bugünkü Yollu kelimesi olabilir). Bu yazıtların yazıldığı Göktürk alfabesinin çözülmesi, gerçek Türkoloji'nin başlangıcı sayılır.
Kelime alışverişi, dil akrabalığı değildir. Türkçe'nin belki üçte birini Arapça kelimeler oluşturduğu halde bu iki dil apayrı gruplara mensuptur. İngilizce, gene belki üçte bir nisbetinde Fransızca asıllı kelime kullandığı halde, bu iki dil ayrı gruplardandır (Fransızca Latin, İngilizce Germen).
Moğolca'da Türkçe asıllı kelimeler elbette vardır. Türkçe'de Moğolca'dan alınmış kelime sayısı üç beşten ibaretken, Cumhuriyet döneminde Arapça millet yerine Moğolca ulus, Arapça meclis yerine Moğolca kurultay gibi kelimeler ortaya çıktı.
Turancı milliyetçilerin bir kısmı, Moğollar'ı da Türk saymışlardır. Osmanlı döneminde hiç kullanılmayan Moğol büyüklerinin isimleri kullanılmaya başlandı: Cengiz, Oktay, Batu, Kubilay hatta bütün Türkler'in ve Müslümanlar'ın nefret ettikleri Hulâgû... gibi. Amcamın bir torununun oğlu Batu-Han'dır. 1925'te doğan bir şehzâdeye Cengiz adı verilmesi ve karakteristik olanıdır. Zira Şehzâde Cengiz Efendi'nin babası Şehzâde Abdülhalîm Efendi, Türk ordusunda muvazzaf albaydı, bütün savaşlara katılmıştı, Enver Paşa'nın eşi Nâciye Sultan'ın ağabeyidir. Ziyâ Gökalp tilmizidir...
Kitaplar arasında
Klasik edebiyatımızın, bilhassa Dîvân şiirinin büyük mütehassısı Prof. Dr. MUSTAFA İSEN, pek çok önemli kitabın müellifidir. İşte yeni çıkan iki eseri: Tezkireden Biyografiye, 376 s., İst. 2010, KAPI yayınları. - Şâir Tezkireleri, 390 sayfa, çift kolon, eski harfli metinler, İst. 2010, GRAFİKER yayınları (Filiz Kılıç, İ.H. Aksoyak, A.Eyduran, M.Durmuş telife katılmışlar).