Yazımızı, dün öğleden sonraki Millî Güvenlik Kurulu toplantısı sona ermeden kaleme alıyoruz. Önemli konu şüphesiz Avrupa Birliği'dir. Ümid ediyoruz, bütün Türkiye tarihinin, 1071'den günümüze, en hayati dönemeç noktalarından birinde bulunduğumuzu, artık bütün ilgililer biliyor. Tarihimizin bu en sert virajlarından birini alamayıp tarihi yapan başlıca milletlerden biri olan Türk'ü tökezletirsek, milletimiz mahcup ve mahrum duruma düşürülecektir. Devletin zirvelerinden biz yazarlara kadar ilgili herkes, sorumluluk taşıyor. Sorumluluk derecelerimiz, biyografilerimize mutlaka büyük punto ile yazılacaktır. Allah utandırmasın! Millî Güvenlik Kurulu ve takiben gelecek hafta sonunda Çankaya toplantıları neticesinde Avrupa Birliği'nin Devlet Politikası hâline oluşacağını umuyoruz. Devlet politikalarının da muhalifleri bulunmasını tabii karşılıyoruz. Hiç bir fikirden çekinmiyoruz, korkmuyoruz. Ancak bir kısım Avrupa muhaliflerinin, geçmişte AB karşıtlığı yapmaya alışarak zamanla değişemediklerini, daha açık ifadeyle siyasete ehil olmadıklarını biliyoruz. Dünki MGK toplantısına Başbakan'ın ve Çin'de bulunan başbakan 1. yardımcısı Dr. Bahçeli'nin katılmamaları talihsizliktir. Sayın Ecevit'in artık görevini yürütemiyeceği, ihtimal Çankaya zirvesine de katılamıyacağı âşikârdır. Çok değil, bir iki yıl sonra, geriye bugünlere baktığımız zaman, Türkiye gibi çok gelenekli muazzam bir devletin, Kürtçe ve idam kabîlinden, millet hayatında teferrüattan öteye geçmeyen konulara takılıp havanda su döğerek vakit öldürmesini hayretle karşılayacağımıza kesinlikle eminim. Kaldı ki, zaten idam yapmıyoruz ve hiç bir mevzuun öğretilmesini, hiç bir yayını önlemek mümkün değildir. Batı'ya, daha açık ifadeyle Avrupa'ya dönük reform hareketinin bu uğurda şehid olan öncüsü Üçüncü Sultan Selim'in (Nizâm-ı Cedîd'in Devlet rejimi ilânı: 24 Şubat 1793), reformcularımızın en büyüğü Atatürk'ün ruhlarını incitmiyelim. 210 yıllık yolumuzdan saparak tarihimizin en sert irtica hareketini oluşturmıyalım. Türk'ü sevmiyenleri sevindirmiyelim.