Dehşet verici bir ekonomi krizi yaşıyoruz. Temelde sebep, politikada yetersizliğimizdir. Âlem güneşe giderken biz bunu yapamadık, çıkmaz sokaklara saptık. Üçünün de yaman düşmanları bulunduğunu bilerek yazıyorum, ama bugün Demirel, Özal ve Türkeş siyasette olsalardı, bu krizler yaşanmazdı. Devletlerin büyük çapta adamlara ihtiyacı kesindir. Bu ihtiyaç, Türkiye gibi temel sorunlarını bir türlü çözemiyen ülkelerde, daha şiddetle duyuluyor. Bir kaç ay içinde her Türk, yarı yarıya yoksullaştı. Bir kaç bin spekülatör, bu trajedinin rantını yedi. Bu, tahammül edilmez bir tablodur. Üstelik her şeyden sorumlu hükûmetin alternatifi yoktur. Ana muhalefet, rejim muhalefeti suçlamasıyla iki yıldan beri mahkemelikti, sonunda kapatıldı. TBMM ve içinden çıkardığı hükûmet, milletin verdiği yetkileri döküp saçmıştır; Millî Güvenlik Kurulu'na, Anayasa Mahkemesi'ne, yargıya, Çankaya'ya, kendi oluşturduğu bir takım süper kurullara dağıtmıştır. Politikacı, hattâ hükûmet, Devlet kuruluşlarınca azarlanabilmektedir. Zira sakarlık üzerine sakarlık yapıyor. Bir takım reform kanunları, iflâsın eşiğine gelindiği için çıkabildi. Anayasa, AB normlarına uygun hâle getirilemedi. Başlıca endişesi yasak sıralamak olan bugünki Anayasa ile AB mümkün değildir. Çağdaş uygarlık düzeyine teğet geçmemiz bile imkânsızdır. Türkiye gibi gerçek bir devleti köhnelikten dökülen duruma getirmeye vatandaşı yoksulluğa mahkûm etmiye, hiç kimsenin, hiç bir partinin hakkı yoktur. Önümüzdeki 2 ay içinde ülkeye dağılacak milletvekilleri, sefalet, belki açlık derecesine varan fakirliği, rezalet derecesini bulan işlemezliği göreceklerdir. Bu 2 ay müddetle hükûmet Ankara'dadır. Kalabalık bakan sayısı ile o kadar hantallaşmıştır ki, hızlı icraat hayal dahi edilememektedir. Bakalım çok sıcak bir 9 haftayı hangi ikinci derecede işlerle geçirecektir.