Bazı okuyucularım, gerek AB ile ilişkilerimiz, gerek Irak savaşı dolayısıyle, seçimlerden sonra, yılın sonuna doğru, karamsar tablolar çizdiğimi bildiriyorlar. Efendim gazetecilik, haber vermeye ve bu haberlerin tefsiri demek olan politik eleştiriye dayanır. Politik eleştiri yok, gazete yoktur, zira ajans bültenine veya magazine dönüşür. Mesleğimiz, politikadaki hataları okuyucularımızın dikkatlerine sunmaktır. Öğerek ve iyimser senaryolar düzenliyerek sonradan derin hayal kırıklıklarına zemin hazırlamaktan kaçınırız. Zaten olayların gelişmesi, neticeyi belli eder. Bazı okuyucularımı eğlendirmek için 2002 sonuna ait şöyle bir senaryo da yazabilirim: Öfkesiz, güzel, tatminkâr, düzgün, demokratik bir seçimle Türkiye, sağlıklı bir yasama meclisi, iktidar ve muhalefet oluşturacaktır. Ekonomi canlanacak, üretim artacak, işsizlik azalacak, enflasyon duracak, faizler inecek, borsa yükselecektir. Kopenhag'da çok makul bir müzakere tarihi aldığımız için, artık AB'ye ve çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak yolunda az mesafemiz kalmıştır. Atatürk'ün, ondan önceki ve sonraki reformcularımızın ruhları şâd olmaktadır. Uyanıklığımız, enerjimiz, dirayetimiz, pek çok ülkede hayranlıkla izleniyor. Biz de Türkler gibi yapabilsek deniyor. Bütün Türk ülkeleri bizi örnek alarak, Adriyatik'le Çin Seddi arasındaki coğrafyada asırlardan beri görülmemiş bir kalkınma ve aktivite hamlesine girişmişlerdir. Birleşmiş Milletler denetimine Irak kapılarını açan Saddam, artık politikadan çekileceğini de bildirdiği için, savaş ihtimali ortadan kalkmıştır... Böylesine bir pembe senaryoyu geliştirmek mümkünse de, sütunum tükendi. Bugün olsun okuyucularımın tebessümünü sağlıyabildiğimi ümid ediyorum. Zira yarın, geçen hafta kaldığım yerden kendimize dönük, kendi kusurlarımızdan kaynaklanan, olumsuzlukları ve gerçekleri, komplo teorilerine dayanmadan, Türk düşmanlarını suçlayıp mazur olduğumuz tezini pas geçerek, âşikâr ve çıplak şekilde yazmayı sürdüreceğim.