Gerek ABD, gerek Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz çok yoğunlaştı, çok daha yoğunlaşacak. Bu ilişkiler Türkiye'nin yakın ve orta vadede geleceği için biribirinden önemli sorunları içeriyor. İsviçre'nin asırlık politikasını değiştirerek Birleşmiş Milletler'e üyelik için referandum yaptığı, AB üyeliğini bile düşündüğü bir dünyada yaşıyoruz. Değişim rüzgârlarına uyum sağlayamıyan tutucu devletlerin vay hâline... İster İsviçre gibi zengin, ister Türkiye gibi yoksul olmak durumu değiştirmiyor. 11 Eylûl'den sonra Pasifik'te sözle de olsa Japonya'ya ehemmiyetli tavizler veren ABD, dünyanın kendisinden sonraki 2. büyük ekonomik gücünü yanına aldı. İngiltere'nin ise Irak ve Afganistan konularında gittikçe Washington'a yaklaştığı açıktır. Dünyanın 3. ekonomik gücü olan Federal Almanya, artık Afganistan'da BM komutanlığına istekli değil. Olur da o topraklarda birkaç Alman askeri kazaya uğrayabilir. Vuruşkanlığı ile daha yakın tarihlerde dünyayı tehdit eden bir milletin ne derece değişebildiğine örnektir. Afganistan'daki bu epey nazik misyon, Türkiye'nin üzerinde kalacak gibi. Orta Asya'da bayrak göstermemiz önemlidir. Ancak bunun için gerekli şartları sağlamamız lâzım. Bir de Batı'nın, Türkiye'ye gelince elini cebine atamamak gibi kronik bir huyu vardır. ABD başkan yardımcısı Cheney'nin gelecek hafta Ankara'yı ziyaretinde Afganistan, ama bilhassa Irak konuları görüşülecek. Washington, hiçbir durumda Kuzey Irak'tan elini çekmiyecektir. Burada oluşan Kürt otonomilerini Bağdat'ın insafına bırakmaz. Dolayısıyle bizim için de Irak konusu uzayıp gidecektir. AB yolunda gerek TBMM, gerek hükûmet, yoğun çalışma içindedir. Avrupa standartlarına yaklaşabildiğimiz nisbette, dış problemlerimizin çözümü kolaylaşacaktır.