Yarın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, çok isabetli bir kararla, Meclis'te grubu bulunan 6 partinin genel başkanlarını Çankaya'da topluyor. Avrupa Birliği konusu görüşülecek. Sayın Başbakan, davetin sabah saat 9 yerine 11'e alınmasını istediğine göre, katılacaktır. Katılamadığı takdirde Cumhurbaşkanı'nın, Demokratik Sol Parti'nin Bülent Ecevit'ten sonraki yetkilisini çağırmayı düşündüğü söyleniyor. Bu yetkilinin Rahşan Hanım olması ihtimali medyada şenlik sayılırsa da, herhalde Sayın Ecevit'in tasvibiyle bir başkası gider. Cumhurbaşkanı, DSP'li Başbakan Yardımcısı'nı da, Dışişleri Bakanı'nı da davet etmiyor. Tabiatiyle Ecevit'in gelmemesi, çok tatsız ve yeni bir mini krize vesile olur. Yarın Çankaya'da AB'nin Türkiye Cumhuriyeti Devlet Politikası şeklinde kabûl ve ilânını -ki Cumhurbaşkanı'nın hedefi budur- beklemek, acaba fazla iyimserliğe kapılmak mıdır? Çok şey mi istiyoruz? 200 yıldan beri bekliyoruz. Az gidiyoruz, pek uz gidemiyoruz, arpa boyu yol alıyoruz. Yoksa millî iradenin tam temsilcileri olan 6 politikacının milletin ümitlerini kıracak sakarlık yapıp zirveyi berbat edeceklerini düşünmek, daha mı gerçeklere uygun düşer? Aslında 200 yıl bu konuda ne konuşmak gerektiyse konuştuk. Ne danışmak lâzımsa danıştık. Konuşacak, danışacak ne kaldı? Brüksel'den müzakere tarihi alıp artık kendi kendimizle değil, Avrupa ile konuşmaya başlamalıyız. Sayın Ecevit gelemez ve ana muhalefet lideri Sayın Prof. Çiller de katılmazsa, Cumhurbaşkanı'nın zirveyi iptal edeceği açıktır. Ekonomik kriz, hükûmet buhranı, AB kavgası... Bu kadarı da fazla... Millet kaldıramıyor. Sorumluların ümit oluşturması, ümitlerin gerçeklere dayanması, uygulanması ve sonuçlarının belli olması lâzım. Particilik, mızıkçılık, dar görüşlülük sergileyen sorumluları, millî konsensusa gitmeye yetenek gösteremiyenleri, artık epey yaklaşan seçimlerde dehşetli hayal kırıklıkları bekliyor...