Irak Şiileri Hazret-i Ali Türbesi'nde "Gadîr-i Hum" kutlamaları yaptı! İslam kaynakları bu hadiseyi nasıl anlatıyor?

Irak'ın Necef şehrindeki Hazret-i Ali Türbesi’nde kutlama törenleri bu yıl da düzenlendi. Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed'in Veda Haccı dönüşü Hazreti Ali'yi taltif ettiği gün olarak İslam kaynaklarında anlatılan bu güne Şiiler farklı anlamlar yüklüyor. Gadiri Hum'da aslında ne oldu?
Irak'ta Şiiler tarafından her yıl "Gadîr-i Hum Bayramı" düzenleniyor. Her ne kadar adına "bayram" denilse de Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde yer almayan, temel İslam kaynaklarında bulunmuyor.
Şiiler tarafından, bilhassa da İran'ın yönlendirmeleriyle ortaya çıkarılıp yaygınlaştırılmaya çalışılıyor.
Mekke-i Mükerreme'den Medîne-i Münevvere'ye giden yol üzerindeki bir vadinin ismi olan Gadîr-i Hum'da yaşananlar, Şii kaynakların farklı rivayetler ve yorumlar eklemesiyle özel bir güne dönüşüyor.
GADÎR-İ HUM NASIL BAYRAM OLDU?
Hicri kameri takvimle 18 Zilhicceye denk gelen bu günü Irak Şiilerinin Hazret-i Ali Türbesi etrafında çeşitli törenlerle kutladıkları gibi İran'da da resmi olarak kutlanıyor.
Tarihte ilk olarak Şii Büveyhî lideri Muizzüddevle Ahmed b. Büveyh hicri 352’de (m. 963) Irak’ta, Fâtımîler’den Muiz-Lidînillâh hicri 362’de (m. 973) Mısır’da bu günü resmî bayram ilân ediyor.
İran’da her biri Ebû Bekir, Ömer ve Osman’ı (radıyallahu anhüm) temsil eden içleri balla doldurulmuş üç çöreğin bıçaklanması suretiyle kutlanıyor. [bkz. DİA, Gadir-i Hum maddesi.]
GADÎR-İ HUM'DA NELER OLDU?
İslam tarihçilerine göre vaktiyle "Gadîr-i Hum" Cuhfe denilen yere iki veya üç mil(4 veya 6 km.) uzaklıkta bulunan bir vadi olup içinde suyu içilmeyen bir göl bulunuyordu.
Çevresi bataklık olan bu gölün etrafını kuşatan kesîf ağaçlıklardan ve ağaçlar ile göl arasındaki yerde Peygamber Efendimizin namaz kılışından bahsediliyor.
Rivayete göre Peygamber Efendimiz Veda haccı dönüşünde Gadîr-i Hum adlı bu vadide eshâb-ı kirâmıyla birlikte konaklıyor. Suyun başında bulundukları sırada, namaz vakti giriyor.
İki ağacın altı süpürülüp temizleniyor. Semûre ağacının üzerine bir elbise gerilerek Peygamber Efendimiz için gölgelik yapılıyor. Orada öğle namazını kılındıktan sonra hitâb için ayağa kalkıyor.
Allahü teâlâya hamd ü senada bulunduktan sonra, kıyamet gününe kadar olup bitecek şeyleri haber veriyor. Eshabına nasihatta bulunduktan sonra şu konuşma yaşanıyor:
“Ey insanlar! Ben de insanım. Bir gün ecelim gelecek. Size; Allahü teâlânın kitabı (yâni Kur’ân-ı kerîm) ve Ehl-i beytimi bırakıyorum. Kur’ân-ı kerîmin gösterdiği yola sarılınız! Ehl-i beytimin kıymetini biliniz.
(Sahabe-i kirama) “Ey insanlar! Siz ne üzerine şehâdet edersiniz?”
-Allah’tan başka ilâh bulunmadığına şehâdet ederiz.
Sonra?
-Muhammed aleyhisselâmın da Allah’ın kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet ederiz.
Sizin velîniz kimdir?
-Bizim velîlerimiz Allah ve Allah’ın Resûlüdür.
Peygamber Efendimiz; “Ey insanlar! Ben size kendi canınızdan daha evlâ değil miyim?
-Evet yâ Resûlallah!
(Tekrar) “Ben size kendi canınızdan daha evlâ değil miyim?
-Evet!
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz -sallallahü aleyhi ve sellem- Hazret-i Ali’nin elinden tutup; 'Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır (Beni seven onu da sevsin). Allah’ım ona dost olana dost ol! Düşman olana düşman ol! Ona yardım edene yardım et!' buyurarak dua ediyor. Sonra Hazret-i Ömer, Hazret-i Ali’nin yanına gelip; 'Ne mutlu sana yâ Ali! Bütün mü’minlerin mevlâsı (sevgilisi) oldun' diyerek onu tebrik ediyor."
Şİİ RİVAYETLERİ VE ALİMLERİN CEVABI
Gadîr-i Hum hadisesi sahabe-i kiram başta olmak üzere Müslümanlar tarafından Hazret-i Ali'ye olan muhabbet olarak yorumlanıyor. Nitekim Peygamber Efendimizin ehl-i beyte muhabbete dair başka hadis-i şerifleri de bulunuyor.
Bundan dolayı Peygamberimizin Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin soyundan gelen seyyid ve şeriflere özel bir saygı ve hürmet kültürü oluşuyor.
Şii kaynaklarında bu hadis-i şerif farklı şekillerde anlatılıp "Halifelik Hazret-i Ali'nin hakkıydı. Gadîr-i Hum'da bunu ilan edildi" şeklinde yorumluyor.
Bu konudaki bütün rivayetler, yorumlar ve cevaplarını son devir İslam alimlerinden Şâh Veliyyullah-ı Dehlevî "Kurret-ül ayneyn fî-tafdîl-iş-şeyhayn" adlı Farsça kitabında topluyor. Kitap "Müslümanların İki Gözbebeği" adıyla Türkçe'ye de tercüme ediliyor.
Şah Veliyullah Gadîr-i Hum'u şöyle açıklıyor:
"...Mevlâ kelimesi, Kur’ân-ı Kerîmin birçok âyetinde vardır. 'Sevilen kimse' manâsı verilmiştir. Bu hadîs-i şerîf, 'Allaha inanan, müsâfirine ikrâm etsin!' hadîs-i şerîfi gibidir.
Bu hadîs-i şerîf, yalnız Hazret-i Alî için değildir. Hazret-i Hasan için, 'Yâ Rabbî! Onu seviyorum. Onu sen de sev! Onu sevenleri de sev!' buyuruldu. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Mekke ile Medîne arasında bulunan 'Gadîr-i Hum' ismindeki yere gelince, Hazret-i Alî'nin elini tutup, 'Kimin mevlâsı isem, Alî de onun mevlâsıdır! Yâ Rabbî, onu seveni sev! Onu sevmiyeni sevme!' buyurdu. Sonra, Hazret-i Ömer, Hazret-i Alî'nin yanına gelip, 'Ne mutlu sana yâ Alî! Bütün mü’minlerin sevgilisi oldun' dedi.
(Müslim) kitâbında, Zeyd bin Erkam diyor ki, (Gadîr-i Hum) denilen su başında, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” hutbe okudu. 'Ben de insanım. Bir gün ecelim gelecek. Size Allahın kitâbını ve Ehl-i beytimi bırakıyorum. Kur’ân-ı kerîmin gösterdiği yola sarılınız! Ehl-i beytimin kıymetini biliniz!' buyurdu."
Bütün bu manzara İran'ın desteklediği bir yanlışlar silsilesinin sonucu. Hazret-i Ali'nin türbesi resmen Şii işgali altında. Halbuki Osmanlı zamanında böyle değildi. Şiiler hadisleri kendi kafalarına göre yorumlayarak bir mezhep uydurdular. Maalesef herkes şu metindeki kitapları bilmiyor. Bu konuların daha çok anlatılması lazım.