Osmanlının en ünlü sevgilileri! Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın aşk mektupları hayran bıraktı

Dünyanın çeşitli ülkelerinde sevgililer günü kutlanırken insanların mesajları, Osmanlının en ünlü sevgilileri Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ı akıllara getirdi. Roman ve dizilerde farklı bir boyuta sokularak işlenen bu aşk, her biri tarihi vesika olan mektuplarda çok farklı detaylar içeriyor. Hürrem Sultan'ın aşk mektupları okuyanları hayran bırakıyor. İmparatorluğun en güçlü çağının aşk ve muhabbet üzerine kurulu olduğunu gözler önüne seriyor.
ALİ TÜFEKÇİ - 14 Şubat tarihi geldiğinde "sevgililer günü" dolayısıyla Google'da en çok arananlar "Sevgililer günü mesajları" oluyor.
Reklamların ve sosyal medyanın da etkisiyle "aşk, muhabbet ve sevgi" gibi kıymetli duygular, günün sonunda alışveriş çılgınlığına dönüşüyor.
OSMANLININ EN ÜNLÜ SEVGİLİLERİ
Osmanlı tarihi boyunca devleti yöneten padişahların hayatları, Avrupalıların hayal gücünde "harem hayatı" üzerinden olmadık hikaye ve romanlara konu oldu.
Tarihçiler bunların pek çoğunun uydurma olduğunu ortaya çıkardı. Ancak Osmanlı padişahlarının aşk hayatı yok değildi.
Bilakis bütün padişahlar aşk, sevgi ve muhabbet üzerine derin duygular taşıyan, son derece romantik şahsiyetlerdi.
Osmanlının en ünlü sevgilileri arasında ilk akla gelen isimler Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan oldu.
Kanuni Sultan Süleyman, Hürrem Sultan'a olan sevgisini onu cariyelikten çıkarıp nikahlamasıyla gösterdi. Bu durum o zamanki harem geleneği dışında bir şeydi. Süleyman Han'ın bu evlilikten beş oğlu oldu.
Batılıların "Muhteşem Süleyman" dedikleri padişah, Hürrem Sultan'a aşk derecesinde bağlıydı.
38 yıllık evliliğin yaklaşık on senesi hasretle geçti. İki sevgili uzak kaldıklarında mektuplarla hasret giderdi.
Bu mektuplar Osmanlı İmparatorluğu'nun en güçlü döneminin aşk ve muhabbetle yönetildiğini gösteren tarihi vesikalar oldu.
"BENİM İSTANBUL'UM, BENİM KARAMAN'IM, BENİM BAĞDAD'IM, BENİM HORASAN'IM"
Tarihe damga vuran bu aşk mektupları, Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı tarafından muhafaza ediliyor.
Hürrem Sultan'ın Kanuni Sultan Süleyman'a bu mektuplar günümüz Türkçesine de aktarıldı.
Gelin bundan sonraki kısmı o mektuplardan okuyalım ve Osmanlının en ünlü sevgililerinin, nasıl bir aşk ve muhabbet dünyası olduğunu yakından inceleyelim.
Mektupların birinde Hürrem Sultan şöyle yazıyordu:
“Efendim, yokluğunuz içimde dinmek bilmez bir ateş yaktı. Istırap içindeki bu ruha merhamet edin ve mektubunuzu tez elden ulaştırınız ki biraz teselli bulabileyim.”
Türk edebiyatının "Muhibbi" mahlasıyla meşhur şairlerinden olan Kanuni, kalbinin sultanı Hürrem’e şiirler yazıyor ve ona “Benim İstanbul’um, benim Karaman’ım, benim Bağdad’ım, benim Horasan’ım” şeklinde hitap ediyor. Böylece onun uğruna can verilerek fethedilen ülkeler kadar değerli olduğunu ifade ediyordu.
"SULTANIM SAYESİNDE DOĞRU YOLU BULUP İMAN ETTİM"
Kanuni Sultan Süleyman için 1526 yılında kaleme aldığı ve arşivlerde muhafaza edilen başka bir mektupta çocukları Mustafa, Mehmed, Mihrimah ile Selim Han ve Abdullah'tan da bahsediyor.
"Size dua eder, ayağınıza yüz sürmeyi dilerler" diyen Hürrem Sultan müslüman olmasına vesile olduğu için şükrediyor:
"Allah'tan tek dileğim ve yüreğimin biricik arzusu, size tekrar kavuşabilmek ve ışık saçan yüzünüze bir defa daha bakabilmektir. Artık bir daha ayrılık olmasın.
Rabb'imden elbette dilerim ki benim sultanım, candan ve gönülden sevdiğim şahım, dünyada ve ahirette hep mutlu olasınız. Düşmanlarına karşı daima zaferler kazanasınız.
İyi biliyorum ki benim sultanım, bu kulunu, kaderin bir cilvesi ile gördü ve sevdi, bu kuluna mutluluk ve huzur ihsan etti.
Bu cariyesinin gözyaşlarını dindirip sevindirdi. Sultanım sayesinde doğru yolu bulup iman ettim. Bu yüzden, mutlu olacağım gün, sadece size kavuşacağım gündür.
Size gözyaşlarımı damlattığım bir elbise gönderdim. Hatırım için giyesiniz."
"BENİM HALİM NE DİL İLE SÖYLENİR NE KALEM İLE YAZILIR"
Padişahın yakınında bulunanların ifadesine göre, Süleyman Han seferdeyken, Hürrem Sultan'dan gelen mektuplarla mest olurdu.
Kanuni’ye yazdığı 1535 tarihli mektubun günümüz Türkçesine uyarlanmış şekli şöyle:
Canım pâresi sultanım hazretlerinin mübarek ayağının tozuna bu çirkin yüzümü sürdükten sonra, benim aziz canım, devletlim, saadetim, sultanım; çok şükür yüce Allah’a ki mübarek mektubunuz gelip gözlere nur, gönüllere sevinç doldurdu.
Yüce Allah seni olgunluğuna eriştirip, kıyamete dek seni benden ayırmayıp bir daha mübarek yüzünüze yüz sürmeyi nasip etsin…
Şükürler olsun mübarek mektubunuzda sıhhatiniz haberini almışız. Yüce Allah seni bütün hatalardan saklasın. Eğer biz zavallı, güçsüz cariyenizden sorarsanız; vallahi benim cânım, ne gecem gecedir ve ne günüm gündür. Vallahi ve tallahi ayrılığınızın ateşinden, gece ve gündüz yanarım. Benim halimi Yüce Allah’tan başka kimse bilemez.
Benim canım pâresi, gözüm nuru, iki cihanda ümidim; vallahi dünyada sizden başka muradım yoktur. Benim halim ne dil ile söylenir ne kalem ile yazılır.
Bir daha görmek nasip olur mu âlemde seni?
Eşiğine bari bir kez yüzümü sürsem gani.
Korkarım unutursun devletli sultanım beni. Ah vah ayrılık! Şahın ayağının tozuna varınca bu zayıf, aciz kul unutulmasın. Hacetim budur ey sevgili sultanım, sakın kimseye bakma...
Yaktı yandırdı beni bu ayrılık ateşinin eziyeti. Ne olsun bu cariyenin âdeti, hasret çekmekmiş...
Bu aşk ve hasret dolu mektup satırlarının sonlarında, Hürrem Sultan hayır işleri için para harcadığını da yazıyor:
… Yüce Allah ömrünü, devletini arttırsın. Bir yerine bin versin, benim sultanım. Vallahi billahi mübarek gönlünüzden geçmesin ki ben paraya tamah edeyim. Siz bilirsiniz ki; bir şey istediğim gibi olmayınca benim canım rahat etmez. Vallahi benim binalarımın harcına 2000 akçem gitti. Yoksa ben kendime harçlık alıkoymadım…
KANUNİ'NİN VERDİĞİ PARAYI KUDÜS'E HARCADI
Kanuni’nin kendisine göndermiş olduğu akçeleri biriktirmeyip hayır işlerine harcaması Hürrem Sultan'ın yüce gönüllülüğünü ortaya koyuyor.
Tarihçiler hicri 964 tarihli bir mülkname sayesinde, Kudüs sancağında kurulan tesislere vakfedilmek üzere yapılan temlikleri tespit ettiklerinde "Hürrem Sultan" adıyla karşılaşıyor.
Hayır severliğiyle meşhur olan Hürrem Sultan, padişah seferde gaza ederken imparatorluğa bir anne şefkatiyle hizmet ediyordu.
Kudüs’te bir imarethane (aş evi) kuran sultan, vakfiyesine şu talimatı koyduruyor:
“…her nöbetde dört yüz nefer kimesneye her birine bir fodula (ekmek) ve her ikisine bir tas içinde bir kepçe aş ve Cuma gecesinde bir kıt’a yahni bile verile…”.
Hürrem’in Kudüs’te kendi yaptırdığı külliye ile büyük ölçüde hem burada hem de imparatorluğun başka noktalarına hizmet götürüyordu.
"O KADAR HUZURSUZ OLUP AĞLADIM Kİ, ANLATMAK MÜMKÜN DEĞİL"
Kanuni Sultan Süleyman gittiği yerlerden Hürrem Sultan’a mücevher, kumaş, kürk gibi kıymetli hediyeler ve bazen de sakalından bir tel gönderiyordu.
Hürrem, bu ihsanlara karşılık olarak hislerini şöyle ifade ediyor:
“…Benim sultanım, yerler gökler ayakta durdukça durasın. Padişahım, yine bu cariyenizi topraktan kaldırıp, tezkire gönderip, Mahmud Çelebi’den 5 bin filori (altın) ihsan etmişsiniz. Bir günün bin, yardımcın Allah olsun.
Şimdilik benim sultanım, bu ne zahmet idi. Mübarek bıyığınızın kılı bana 5 bin filoriden değil 100 bin filoriden dahi fazladır. O ihsan bize canımızdan fazla minnettir”.
Hürrem Sultan, mektuplara kah seviniyor, kah üzülüyor. Bir cevabi mektubunda üzüntüsü satırlara şöyle dökülüyor:
“…Canımın parçası, mübarek şerefli mektubunuzda bir iki gün ayağım ağrıdı diye buyurmuşsunuz. Allah bilir benim sultanım, o kadar huzursuz olup ağladım ki, anlatmak mümkün değil… Nasıl bu kadar mübarek ayağınızdan rahatsız oldunuz da yürüyemediniz? Benim sultanım, ah! Yoluna kurban olayım… Şimdilik Allah’ı seversen güzel başın için yine bana bir adamla sağlık ve selametinizi bildirmeye gayret edesiniz…”
"YUSUF YÜZLÜM, ŞEKER SÖZLÜM"
Hürrem Sultan mektuplarında "ahsenü'l-kasas" yani kıssaların en güzeli olarak bilinen, içinde Züleyha'nın aşkını barındıran Yusuf peygambere (aleyhisselam) atıflar yapıyor.
İşte onlardan biri:
Benim Yusuf yüzlüm, şeker sözlüm, latîf, nâzenin sultanım! Allah dergâhına yüzüm süpürge kılıp niyâz ederim ki; mübarek yüzünüzü yine tez zamanda bana göstersin!
İlâhi, eğer denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa dahi, bu ayrılığın açıklamasını yazabilirler mi?
Ayrılığa düşenin hâlini bilmek isteyenler, sure-i Yusuf okusun, bu hâli ancak o tefsir eder.
Gözümün nuru sultanım! Gece yoktur ki âhlarımın ateşinden bütün âlem yanmaya. Seher yoktur ki, gül yüzünüzün arzusuyla ağlamaya ve feryatlarımdan felekler parçalanmaya,
Rumuzu şeb gibi tarik etti ey mah-i iştiyak (Gündüzümü gece gibi karanlık ettin ey ay!)
Müşkil olur iftirak, ah iftirak, vah iftirak. (Zor olur ayrılık , ah ayrılık, vah ayrılık...)”