Sinemada bu hafta | Venom'da 'Son dans'... Aynı bedende iki kaçağız!

Üçlemesinin son filmi olan “Venom: Son Dans”ta aynı bedendeki Eddie ile uzaylı simbiyot, “kaçak” sıfatıyla aranıyorlar ve peşlerine aşırı kötü bir karakter takılıyor. Hep kendine has mizahıyla dikkat çeken Venom serisinin bu halkası beklentilerin altında kalıyor.
MURAT ÖZTEKİN'İN HABERİ - Fezadan dünyaya inen simbiyotlardan biri olan ve devamlı bir bedene ihtiyaç duyan Venom, süper kahramanlar dünyasının renkli karakterlerinden biri oldu. Gazeteci Eddie’nin bedenine yerleşmiş Venom’un ilk solo hikâyesi 2018’de “Venom: Zehirli Öfke” adlı fi lmle seyirci karşısına geldi, üç sene sonra ise devamı çekildi. İşin absürt hikâyesi ve mizahı rağbet gördü. Şimdi de “Venom: Son Dans”la üçleme -ve belki de seri- nihayete eriyor. Yönetmen koltuğunda bu defa Kelly Marcel’in oturduğu eserde; Eddie’nin bedenindeki Venom’la birlikte sahneye çıkmaya çalışan kötü bir karakteri engelleme mücadelesi merkeze konuyor. Eserin oyuncu kadrosunda Tom Hardy’nin yanı sıra Juno Temple, Chiwetel Ejiofor ve Rhys Ifans gibi isimler yer alıyor.
ANAHTARIN PEŞİNDE
Biraz spoiler’lı olarak anlatmak gerekirse; film, Knull adlı aşırı kötü karakterin içinde bulunduğu hapisten çıkmak için avanesini bir kodeks anahtarının peşine takmasıyla açılıyor. Sonrasında Eddie’yi Meksika’da bir mekânda Venom’la mücadele ederken buluyoruz. Genç adam TV ekranında daha evvelden yaşadığı hadiselerden ötürü emniyet güçlerince arandığını öğreniyor. Daha sonra anlıyoruz ki Knull’un ihtiyaç duyduğu anahtar da bedeninde! Böylece iki ateş arasında kalan “iki kafadar”, garip bir yol hikâyesine çıkıyor…
MİZAHİ SEVİYE YERLERDE
“Venom: Son Dans” diğerlerine kıyasla daha katmanlı hikâye örgüsü barındırsa da serisinin en zayıf halkası olarak görünüyor. Yine tek bedendeki ayrılmaz ikilinin çekişmesi üzerinden mizah üretilmeye çalışılıyor. Ancak -son fi lmdeki başarının aksine- bu defa ilk mektep seviyesindeki “komik” diyaloglara şahitlik ediyoruz. Uzaylı komplolarıyla irtibatlandırılan 51. Bölge’ye ulaşmayı hedefleyen bir aile üzerinden geliştirilen nispeten başarılı mizah ise bunun istisnası oluyor. Adında “son dans” ifadesi geçen ve bir veda mahiyeti de taşıyan yapımda mutat mizah çabasıyla birlikte bu defa duygusallık da öne çıkıyor. Aksiyon sahneleri daha az yer kaplıyor. Ancak eser, birçok kısmında aşırı durağanlaşıp boğuluyor! Filmin görselliği ise teselli kaynaklarından biri oluyor; sınırlı hareketli sahneler böylece renkleniyor. Neticede öncekiler gibi derinlik taşımayan ama bu defa mizahi olarak da beklentileri yeterince karşılamayacak bir eser seyrediyoruz. Sadece serinin meraklı hayranlarını sinemalara çekebilecek bir nihayet bu…
SÜPER KAHRAMANLARIN SONU
Dolayısıyla işlerin yolunda gitmediği sinema salonlarına, “Megalopolis” ve “Joker” gibi hayal kırıklıklarından sonra giderek salt entertainment’a dönüşen süper kahraman filmlerinin de bir çare olamayacağı anlaşılıyor!
CUMHURİYET TARİHİNDEN 26 GÜN
Cumhuriyetin ilk dönemine odaklanılan filmlerin sayısında son yıllarda dikkat çeken bir artış var… Onlardan olan “Bir Cumhuriyet Şarkısı” ise Türkiye tarihinin ilk operası olan “Özsoy”un enteresan yazılma hikâyesini merkezine alıyor. Daha ziyade çektiği TV dizileriyle tanınan Yağız Alp Akaydın’ın yönettiği eserde; Salih Bademci, Ertan Saban, Ahmet R. Şungar, Birce Akalay, Melis Sezen ve Şifanur Gül gibi oyuncular rol alıyor. 1934’ün Ankara’sında geçen hikâye şöyle: İran Şahı’nın gelişi için hazırlıklar yapılırken Gazi, yeni bir opera yazılıp sahnelenmesini istiyor. Ziyarete 26 gün var ve bir opera eserinin bu kadar müddet içerisinde ortaya çıkarılması pek görülmüş değil. Bunu başarması içinse İstiklal Marşı bestecisi Zeki Üngör tarafından hakkında sürgün kararı verilen genç müzisyen Adnan Saygun seçiliyor. Onun bir aya yakın süren çabası ise entrikalı bir hikâye ile resmediliyor...
USTALIKLI DEVİR TASVİRİ
Eserde kostüm, dekor ve lisan açısından ustalıklı bir devir tasviri yapılıyor. Buna rağmen sadece Ankara’nın belirli bir kesimi odağa alınarak o yıllardaki sosyal hayata az yer veriliyor. Cumhuriyet ve Osmanlı arasında ise “dengeli” bir tarihî bakış çabası görülüyor. Ancak tıpkı Armando Iannucci’nin daha evvel yaptığı gibi politik hicivli bir eser ortaya çıkarmaya müsait tarihî hadise; yer yer mizah içeren ama hamasi unsurlar öne çıkarılarak işleniyor. Didaktik fi lmdeki yegâne negatif unsur ise Zeki Üngör’ün meydana getirdiği entrikalar oluyor. En tesirli oyunculuk da Üngör’ü canlandıran Okan Yalabıyık’a ait.
Yönetmen: Yağız Alp Akaydın
Tür: Dram
Tarihî Ülke: Türkiye
HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ
“Garez”
“Köprü”
“Gün Doğarken”
“Elif ve Arkadaşları
“2: Perişler”
“Gün Doğarken”
“Mustafa”