Sinemada bu hafta | Trump karikatürü! Eski ABD Başkanı'nın gençlik yılları tartışmalı bir filme konu oldu

D. Trump’ın başkanlık için yarışa giriştiği zamanda seyirciyle buluşturulan “Trump’ın Hikâyesi” (The Apprentice) provokatif bir üslup taşıyor.
MURAT ÖZTEKİN'İN HABERİ- ABD’nin eski başkanı ve yeni başkan adayı Donald Trump’ın sinema dünyasıyla enteresan bir münasebeti oldu. 1980’lerden beri birçok eserin yapımcılığını üstlenen Trump, “Evde Tek Başına 2”, “Zoolander” ve “Marmalade” gibi filmlerde misafir oyuncu olarak yer almaktan da haz duydu. Bir iş adamının bu aşırı merakı doğrusu enteresandı.
Artık Trump, son yıllarda Amerikan sinemasında iğnelendiği gibi pek hazzetmeyeceği şekilde başkaları tarafından canlandırılıyor. Bugün vizyona giren “Trump’ın Hikâyesi” (The Apprentice) ise uzun zamandır tartışılan bir yapım. Aykırı karakteriyle tanınan İranlı yönetmen Ali Abbasi’nin çektiği film, politikacının gençlik yıllarında bir emlakçı olarak hırsla yükselme macerasını merkezine koyuyor. Eserde genç Trump’ı Sebastian Stan canlandırırken Jeremy Strong ve Maria Bakalova da rol alıyor.
Eserde otoriter bir babanın yetiştirdiği karakterin kapı kapı dolaşıp kira toplamaya çalışırken kirli adamlarla tanışıp emlak kralına dönüşmesi işleniyor. Hassaten avukat Roy Cohn’un tesiriyle yaşadığı dönüşüme odaklanılıyor.
KARİKATÜRİZE KARAKTER
Ali Abbasi, bu eserinde Trump’ı acımasız şekilde yerden yere vuruyor. Onu güç delisi, şehvet düşkünü ve menfaati için her şeyi yapabilecek karikatürize bir karakter olarak tasvir ediyor. Eserde ilk eşi Ivana ile münasebetinin detaylarına dair aykırı ve teşhirci sahneler oluşturuyor.
ABD’DEKİ ÇEKİŞMENİN BİR PARÇASI
Trump’ın başkanlık için yarışa giriştiği aylarda seyirciyle buluşturulan eser, “provokatif” bir üslup da taşıyor. “Trump’ın Hikâyesi”ni ABD’de son yıllarda alevlenen ve suikast teşebbüslerine de yol açan politik savaşın bir parçası olarak görmek mümkün. Donald Trump’ın filmdeki bazı hadiseleri reddettiğini ve dava açmaya hazırlandığını da hatırlatmak lazım. Ben şahsen bu hikâyeden tat alamadım!
GÜLÜMSEYİN, YİNE GELDİM!
Parker Finn’in iki sene evvel seyirci karşısına getirdiği “Gülümse” (Smile) tebessümü dehşetin merkezine yerleştiren hikâyesiyle korku türünde dikkat çeken bir yapım olmuştu. Şeytani bir varlık yüzünden insanlar gülümseyerek hayatlarına son veriyor ve bu lanet gören kişiye sirayet ediyordu. Eser, Hollywood standartlarına göre düşük bütçesine rağmen 200 milyon doları aşan bir hasılat elde etti. Tabii, ticari başarı yakalayan filmlerin hikâyesi sona ermez! Bu sebeple “Gülümse”nin ikinci halkası karşımızda.
Yönetmenliğini yine Finn’in üstlendiği eserde, bu defa bir psikolog değil, uyuşturucu yüzünden kariyeri sarsılmış bir pop yıldızının zaten yeterince dehşetli olan dünyası merkeze alınıyor. Eserin oyuncu kadrosunda ise Naomi Scott, Kyle Gallner, Dylan Gelula ve Rosemarie DeWitt gibi isimler yer alıyor.
Meşhur pop yıldızı Skye Riley, uyuşturucunun tesiri altındayken geçirdiği ve erkek arkadaşını kaybettiği trafik kazası sonrası içinde bulunduğu yıkımı desteklerle atlatmaya çalışıyor. Mesela -psikolog tavsiyesi üzerine- sıkıştığı anlarda bir şişe suyu kafasına dikerek rahatlıyor. Ancak bir gün başka bir sebeple tekrar torbacı arkadaşının kapısını çalmak durumunda kalıyor. Derken onun garip bir şekilde gözlerinin önünde gülümseyerek intihar etmesine şahit oluyor. Sonra kendisi de realiteden uzaklaşarak garip varlıklar ve kişiler görmeye başlıyor. Turne hazırlığında olması ise durumu daha karmaşık bir hâle sokuyor…
KAFA KARIŞTIRIYOR
“Gülümse” yine seyirciyi farklı korku atmosferine sokup kafaları karıştıran bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. Yönetmen Finn, bir sanatçının hayatı üzerinden boğucu bir hava meydana getiriyor. “Jump scare” denilen sıçrama anlarını kararında kullanırken sık sık hayal ile hakikati birbirine karıştırıyor. Böylece seyirciyle oyun oynuyor!
Bir pop yıldızının sönüş hikâyesiyle duygusal yanı kuvvetlenen eserde metafizik bir dünyaya yaslanılmıyor; temelde yer alan korkunun kaynağının beyin mi yoksa şeytani bir varlık mı olduğu yine kafa karıştıracak şekilde aksettiriliyor.
“Gülümse 2”nin ters kepçe kamera açıları ve koyu sinematografisi tesirli ve maksada matuf. Oyunculuklar ise ortalamanın üzerinde.
Ancak eserin özellikle orta kısmında dağıldığı, mantıki zeminden çıkarak tesirini kaybettiği zamanlar oluyor. Bunda yaşama içgüdüsü zayıf şarkıcı karakterin ve onun ruh hâlinin rolü de büyük. Öte yandan aşırı şekilde kan akıtılan filmin neredeyse “şiddet pornografisine” dönüşüp mide bulandırdığı da vaki!
SELEFİNİN GERİSİNDE
Hasılı “Gülümse 2”, yeni bir hikâye sunmasına ve türünün ortalamasının üzerine çıkmasına rağmen selefi kadar başarılı bir eser olamıyor.
HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ
● “Kayıp Kamyon”
● “Son Ana Kadar”
● “Cesur Panda Görevimiz Afrika”
● “Monte Cristo Kontu”
● “Cesur Çocuk: Elveda Canavar”
● “Gelin Takımı”