Yılmaz Öztuna’nın hayatı kitap oldu! Tarihi roman tadında anlattı

Büyük tarihçi ve entelektüel Yılmaz Öztuna’nın hayatını kaleme alan A. Yağmur Tunalı “Edebiyatçılar tarafından tam olarak idrak edilemese de Öztuna tarihi, edebî bir dil kullanarak anlatıyordu. Hadiseleri bir romancı gibi kaleme aldı” diyor.
MURAT ÖZTEKİN'İN HABERİ - Yılmaz Öztuna hem “tarihi sevdiren adam” hem de Türk tarihini aydınlatan isimdi. Türkiye’de Sultan Abdülhamid’i ilk defa doğru şekilde halka tanıtması, hanedan sürgününün sona ermesine ve geleneklerin canlandırılmasına vesile olmasıyla Osmanlıya iade-i itibar kazandırdı. O aynı zamanda eskilerin “hezarfen” diye andığı bin marifetli entelektüellerden biriydi. Uzun yıllar Türkiye gazetesinde başyazarlık yapan ve 2012 yılında vefat eden Öztuna’nın renkli hayatı ise yıllarca yanında bulunan A. Yağmur Tunalı tarafından kaleme alındı. Yazarının “kendine has bir perspektiften” büyük tarihçiyi anlattığı “Yılmaz Öztuna: Ömründe Ömürler Yaşadı” adlı eser, Türk Kültürüne Hizmet Vakfı tarafından neşredildi.
TARİHÇİLER İHMAL EDİLDİ
Sorularımızı cevaplayan Tunalı, biyografi eserlerinde tarihçilerin hayatlarının az yer aldığını kaydederek “Türkiye’de biyografi ler üzerinden kişileri ve bir tarihî kesiti tanımaya maalesef ihtiyaç duyulmuyor diyebiliriz. Bazı edebiyatçıların hayatları yazıldı ama tarihçilerimiz daha çok ihmal edildi. Hâlbuki insanların eserlerini kadar nasıl yaşadıkları hakkında da fi kir sahibi olmak lazım” diyor.
İSTİSNAİ ŞAHSİYET
Hayatını yazdığı Yılmaz Öztuna’nın “ömrünün içinde birçok ömür” yaşadığını söyleyen Tunalı sözlerine şöyle devam ediyor: “O sadece bir tarihçi değildi. Bunun yanında müzikolog ve jeneolog yani şecere âlimi olma vasfını da taşıdı. Hatta ülkemizde bu sahalarda ilk sırada adı anılacak isimdi. Yılmaz Bey’in yaptığı işlere bakarsanız hakikaten bir insan ömrüne sığacak şeyler değildi. Sadece jeneoloji sahasındaki beş ciltlik eserini bile başka işler de yaparak otuz senede tamamlamıştı. İlk musiki lügatini de on beş senelik bir emeğin neticesinde çıkarmaya başlamıştı. Ayrıca polisiye kitapların uzmanıydı, divan edebiyatında konunun profesörlerinden bile daha fazla eser okumuştu ve iyi bir gurmeydi.
Bu kadar bilgi ve tecrübeyi nasıl edindiğini akıl almazdı.” Öztuna’nın tarihçilikte Ahmed Vefi k ve Reşat Ekrem Koçu’ya da benzer tarafl arı olduğunu dile getiren Tunalı “Lise seviyesinde bir gencin anlayacağı bir dil kullanmaya özen gösterirdi. Yazdıklarının çok okunmasının bir sebebi de budur. Kendisi ham bilgi aktarmaz, yorumlar ve kendini de yazdıklarına katardı. Edebiyatçılar tarafından tam olarak idrak edilemese de Yılmaz Öztuna tarihi edebî bir dil kullanarak anlatıyordu. Yer yer neredeyse hadiseleri bir romancı veya hikâyeci gibi kaleme aldı. Bu ise merakları tahrik etti. Böylece okuyucularına iki bin yıl önce yaşanmış hadiseleri bugün oluyor gibi hissettirirdi” ifadelerini kullanıyor.
ABDÜLHAMİD HAN'I KALEME ALDIĞI İÇİN SIKINTI YAŞADI
Yağmur Tunalı, Yılmaz Öztuna’nın Sultan II. Abdülhamid'i ilk defa doğru şekilde geniş kitlelere duyurmasını ve sonrasında yazarın başına sıkıntılar gelmesini şu sözlerle anlatıyor: “Tarihteki şahsiyetleri belirli satır başları üzerinden anlıyoruz. Öztuna ise buna başka bilgileri de ilave ederek o günün şartlarına göre ve tenkitçi bir şekilde bakıyordu. Abdülhamid’in bazı hadiseleri yapmaya mecbur kaldığını düşünüyordu. Bunun yanında Abdülhamid’in diplomatik dehaya yakın derecede olduğunu, zamanının büyük devletlerini ülke menfaati çerçevesinde idare ettiğini, her sahada okullaşmayı sağladığını ve Osmanlının hakikatte son hükümdarı olduğunu yazdı. Ancak genel manada Osmanlıya itibarını iade etmesi, Yılmaz Öztuna’ya birtakım sıkıntılar yaşattı. Bunu hayatının sonuna kadar hissetti. Aleyhine yazılan yazıların bundan dolayı olduğunu söylerdi.”
İSTANBUL BEYEFENDİSİYDİ
Büyük tarihçinin karakterini de anlatan Yağmur Tunalı "Öztuna'yı görenler sert ve mağrur olduğunu zannederdi ama fevkalade nazik bir insandı. İstanbul be- yefendisi tipinin süzülmüş bir örneğiydi. İnceliğine şaşırıp kalırdınız. İstanbul'da İbnulemin ve Yahya Kemal'in meclislerine devam etmişti. O geleneği Ankara'ya taşıdı. Perşembe günleri serbest sohbetler yapardı. Tarih merkezde olmak üzere edebiyat, musiki ve hukuk gibi birçok sahadan meseleler konuşulurdu. Katılanların durumuna göre sohbetin seyri değişirdi. Siyasiler, ilim adamları, sanatçılar ve edebiyatçılar gibi geniş bir katılımcı yelpazesi vardı" diyor.