İlmin ötesi: İrfan – Günün yazısı

Bilgi beyne yazılır. Sadece kullanılır. İrfan ise daha çok kalple bilme ve tanımadır... İnsanın kalbini değiştirir, güzelleştirir... İlmin ötesidir... Bu bilgiler kalbin tatmasıyla alakalıdır. Ve insanın atomlarını farklı çalıştırır. Eğitim gönüllere dokunmaktır. (Kalben) yanabilirseniz, yakabilirsiniz...
ÖMER ÇETİN ENGİN - Bilgi beyne yazılır. Sadece kullanılır.
İrfan ise daha çok kalple bilme ve tanımadır... İnsanın kalbini değiştirir, güzelleştirir... İlmin ötesidir...
Bu bilgiler kalbin tatmasıyla alakalıdır. Ve insanın atomlarını farklı çalıştırır.
Eğitim gönüllere dokunmaktır.
(Kalben) yanabilirseniz, yakabilirsiniz...
Bir profesörün sözü, sizi sizden almaz da, okumamış bir ninenin irfanından fayda sağlarsınız.
Babam öldüğünde hiçbir söz, komşu teyzemizin sözü kadar beni kendime getirememişti: Üzülme oğul, emir büyük yerden...
Şu yeryüzü, beynine doldurduğu bilginin havasını atan sayısız kibirliyi bir lokmada yuttu. Unutulup gittiler... Bilgiliydiler ama kalbe dokunamadılar... Çünkü irfandan mahrumdular... İşte irfanlı bir fırıncı, bir de çobanın kalbe dokunan hikâyesi...
Zamanında bir fırıncı vardır. Bir fakir her seferinde sahte parayla ondan ekmek almaya gelir. O da bilmezmiş gibi sahte parayı alır, nar gibi kızarmış ekmeği verir. Çevresindekiler kendisini ‘kandırıyor seni’ diye ikaz eder. ‘Siz karışmayın’ der...
Bu durum yıllarca böyle devam eder...
Gün gelir her canlı gibi fırıncının da ömrü sona yaklaşır. Ölüm yatağında ellerini açar ve Allahü tealaya yalvarır: “Ya Rabbi, Sen de biliyorsun ki yıllarca bir kulun benden sahte parayla ekmek aldı. Ben bunu onun yüzüne hiç vurmadım. Allah’ım şimdi ben de sana, sana layık olmayan sahte amellerimle geliyorum. Ne olur sen de benim yüzüme vurma!..”
Zamanında bir köyde günahkâr bir kimse yaşar. Öyle ki köy halkını nefret ettirir kendinden. Gel zaman git zaman bu kişi vefat eder.
Köy halkı cenazesiyle ilgilenmez. Hanımı yalvarır: “Efendiler biliyorum beyim günahkardı. Fakat ben kadın hâlimle cenazesini nasıl yıkar, kefenlerim. Nasıl taşır da gömerim. Ne olur yardım edin...
Köylüler hiç oralı bile olmaz. Kadıncağız köy dışında bir çobana rastlar, durumunu ona söyler...
Çoban, “Üzülme ben sana yardım ederim” der. Ve bir güzel o günahkârın hizmetini görür... Yıkar, kefenler, gömer...
Ertesi gün köy meydanında herkesin yüzü bir karıştır.
Aralarından biri şaşkınlıkla konuşur:
- Olamaz be ya... Ben o ölen günahkârı rüyamda Cennet’te gördüm.
Bütün köylüler sanki bu haberi bekler. Çünkü hepsi aynı rüyayı görmüştür.
Çobana giderler ve rüyalarını anlatıp defin esnasında hangi duayı okuduğunu sorarlar.
Çoban der ki: Ben cahil biriyim… Fazla bir dua bilmem… Ama onu gömdükten sonra açtım ellerimi ve dedim ki… Ya Rabbi… Bana çok misafirler gönderdin… Senin misafirlerini kendi şanıma göre ağırladım… Kimine peynir, kimine zeytin, ekmek verdim… Hiç bir şeyim olmasa süt sağdım içirdim… Allahım şimdi ben de sana bir misafirimi gönderdim… Sen de onu şanına layık karşıla…
Köylüler ağlaşırlar bu sözlere... Ölene mi kendilerine mi bilinmez...
BİR DAMLA SU
Bir damla suda, 1,7 kentrilyon, yani (1 milyar 700 milyon kere 1 milyar) su molekülü vardır. Bir damla su bütün dünyadaki denizlere, göllere, nehirlere karıştırılsaydı, bu suların her litresinde sözü edilen bir damla suyun 24 molekülü bulunurdu.
VEE BİLMECE
Sesi tok mu toktur
Sana vakti duyurur
Cevap: İftar topu
ZAMANE MÂNİLERİ
En güzel ay başa geldi
Ruhumuza neşe geldi
Günler her yıl kısalıyor
Bak bu sene kışa geldi