Her geceyi kadir her gördüğünü hızır

Editör:
Her geceyi kadir her gördüğünü hızır
Ramazan Haberleri

“Hızır (aleyhisselam) otsuz, kuru bir yerde oturduğunda, zemin birdenbire yemyeşil olur, peşi sıra dalgalanırdı.” (Sahîh-i Buhârî)

Vehb bin Münebbih’e göre ismi Belka bin Melkân olup soyu Nuh aleyhisselamın oğlu Sâm’a dayanır. Hızır adı değil lakabıdır.
Bazı âlimlere göre Nebi; bazılarına göre velidir. “Bir melikin oğluydu, mala makama gönül bağlamadı” diyenler de vardır.
Hızır aleyhisselam ile karşılaştıklarını, konuştuklarını bildirenler var ise de, bu haberler onun hayatta olduğunu göstermez. Rûhu insan şeklinde görülmüş, insanın yapacağı şeyleri yapmış olabilir. Eğer hayatta olsaydı. Peygamber Efendimizin yanına gelir, mescidinde, sohbetinde ve cihâdında bulunurdu mutlaka. (Mektûbât-ı Masumiyye)
Musa aleyhisselam o gün tesirli bir vaaz yapmıştır. Sorarlar “Dünyada sizden daha âlim biri var mı acaba?”
Bilmiyordur, vahiy gelir: “İki denizin birleştiği yerde kullarımdan biri var. O senden daha âlimdir.”
“Onu nerede bulurum ya Rabbi?”
Tarif edilir. Şöyle ki: Zembiline kurutulmuş tuzlu balık alıp düşecektir yollara, balık nerede canlanıp suya akarsa!
Yûşa aleyhisselamı da yanına alır, yürürler sahil boyunca. Hayli ilerler, yorulurlar. Musa aleyhisselam, azıcık uzanır, uykuya dalar. Hazreti Yûşa abdest alır, ne zaman ki bir damla balığın üstüne sıçrar, hayvan canlanıp kayar suya.
Musa aleyhisselamı uyandırsa mıdır acaba? Sonra söylerim der ama unutur. Bir gün bir gece daha yol alırlar. Bir kuşluk vakti oturup zembillerini açarlar. “Hani balık?”
- Efendim o canlanıp suya aktı.
- Nerede?
- İlk konakladığımız yerde, iki denizin birleştiği mıntıkada.
BEKLEMEKTEDİR ORADA
Dönerler bakarlar nurani bir zat, hırkasına bürünmüş, sırtını yaslamış kayaya bekliyor.
Musa aleyhisselam “Esselamü aleyke ya Hızır” der.
- Ve aleykesselam ya Musa.
- Benim Musa olduğumu nereden bildin?
- Beni sana gösteren, seni de haber verdi bana.
- Allahü tealanın ihsan ettiği ilimden öğretmen için geldim, bizi de alır mısın yanına?
- Yaptıklarıma karışmayacaksın ama sebebini izah edinceye kadar suâl sormayacaksın asla.
- Beni sabırlı bulacaksın inşâallah.
Hazreti Yûşa’yı geri yollar, Hazreti Hızır ile yürürler sahil boyunca.
Bir gemi geçmektedir, yanaşıp onları alır. Kaptan ücret filan istemez, izzet ikramda bulunur ayrıca.
Bu sırada bir serçe teknenin kenarına konup, denizden iki yudum su alır. Hızır aleyhisselam, kuşu göstererek “Ya Musa!” der, “Bendeki ilmi sen bilemezsin, sana verileni de ben bilemem. İkimizin ilmi Allahü tealanın ilmi yanında, şu serçenin aldığı yudum kadar bile değil aslında.”
SABREDEMEYECEKSEN!
Tekne bir müddet gider, tayfalar yatar. Hızır aleyhisselam, bir aletle tahtaları söker, tekneye hasar vermeye başlar. Musa aleyhisselam dayanamaz; “Ne yapıyorsun, gemiyi yaralıyorsun ama!”
- Sabredemezsin demedim mi ben sana?
- Dalgınlığıma verin lütfen, tamam olmayacak bir daha.
Bir beldeye gelirler, kimse onlarla ilgilenmez, yiyecek içecek vermez. Hızır aleyhisselam yıkılmak üzere olan bir duvar görür, eliyle doğrultur. Ki böyle bir işe mukabil hayli para alabilirler. Karınlarını doyurabilir, konaklayabilirler rahatça.
- Hani karışmayacaktın bana?
İş bitince Hazreti Hızır yaptıklarının sırrını açıklar: Bindiğimiz tekne geçimlerini denizden temin eden on kardeşe aitti, beşinin eli ayağı tutar, diğerleri sakat ve hastalar. Sağlam kardeşler, özürlülere bakar. Evet hasar verdim. Çünkü gittikleri yerde güçlü bir melik var, düzgün gemilere el koyar. Bunu beğenmeyecek, sahiplerine bırakacak ihtimal. Doğrulttuğum duvara gelince; o ev salih bir babanın iki yetimine ait. Altında define var. Çocuklar henüz küçük, servete sahip çıkamazlar. Duvar yine yıkılacak ama yetimler reşid olunca…
- Hâlbuki dışarıdan bakınca…
- Ben bunları kendi görüşümle yapmıyorum. Allahü tealanın emriyle yapıyorum. İşte senin sabredemediğin şeylerin te’vili. (Kehf Sûresi)
Musa aleyhisselam onunla tekrar buluşup konuşmak ister,
“Ya Musa! Sana ilim olarak Tevrat, meşgale olarak da Benî İsrail yeter.”
Hızır aleyhisselamın ledünnî ilme vâkıf olması onun ulü’l-azm peygamberlerden üstün olduğunu göstermez. İlm-i ledün şahsa mahsustur, ihsanla verilir, kesbî değildir, çalışmakla elde edilmez. Peygamberlere verilen ilimler ise umuma şamildir. Tebliğ edilir, bildirilir insanlara.

GÖTÜR BENİ KÖLE OLARAK SAT

Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Size Hızır’dan bahsedeyim mi?”
- Evet, ya Resulallah.
Hızır, çarşıda dolaşırken önüne bir mükâteb (para karşılığında azad olacak köle) çıkar. Bana bir sadaka ver. Allahü teala seni mübarek ve üstün eylesin.
- Allahü tealanın takdir ettiği elbette olacak. Lakin verecek bir şeyim yok sana.
Adam tekrarlar: “Bana bir sadaka, yüzünde hayır görüyorum zira.”
Ne yapsın, bir şeyi yoktur yanında.
- Senden Allahü tealanın ismi ile istiyorum, vermiyorsun!
- Öyleyse tut elimi, götür sat beni pazarda”
- Böyle şey olur mu?
- Niye olmasın ben kabul ettikten sonra.
Adam Hızır aleyhisselamı 400 dirheme bir kâfire satar. Mübarek birkaç gün boş kalır, sonra sahibine çıkar. “Bir iş buyursanız da yapsam”.
- İhtiyarsın, sana meşakkat vermek istemem ama şu taşı filan yere taşı çok istiyorsan.
Birazdan gelir “Bitti tamam.”
Hayret! Güçlü kuvvetli altı kişi bir günde yapabilir oysa.
Efendisi o günlerde bir yere gidecektir, evini emanet eder ona.
- Bana bir emriniz olmayacak mı acaba?
- Zahmet olmasın.
- Hayır olmaz.
- Öyleyse yapabildiğin kadar kerpiç hazırla. Dönünce bir konak inşasına gireceğim, dursunlar kenarda.
Adam dönünce ne görsün bırakın kerpiçleri, konak bile hazır. Hem de tam istediği evsafta.
- Sen kimsin?
- Kölenizim.
- Kendini tanıtır mısın? Neler oluyor burada?
Anlatır. Sahibi çok duygulanır, ağlar. “Anam babam feda olsun! Sana zahmet verdim, tanıyamadım kusuruma bakma.”
Bu vesile ile imana gelir hatta. (Ebû Ümame Bahilî)

 

300
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.
Sonraki Haber Yükleniyor...