Ebva’da veda! Peygamber Efendimiz annesini altı yaşında kaybetti - Cennet Yolunun Yolcuları -3-

Annesinin baş ucunda bir sağa bir sola yürürmüş çaresiz… O yaşta anne acısı… Allahü teâlânın sevgilisi “Benim çektiğim hiçbir Peygambere çektirilmedi” buyurdu…
ÖMER ÇETİN ENGİN / İLAHİYATÇI - Her şeyin yaratılış sebebi Muhammed aleyhisselam…. ‘Benim çektiğim hiçbir Peygambere çektirilmedi’ buyuruyor… Allahü teâlânın sevgilisi O…
Babacığını annesinin karnında iken kaybetti… Kokusunu duyamadı… Annesini yolda, Ebva denilen yerde ebedî âleme uğurladı. Amine validemiz oracıkta son nefesini verirken altı yaşındaydı mübarek… Annesinin baş ucunda bir sağa bir sola yürürmüş çaresiz… O yaşta anne acısı… Bir karanlık toprağa veriliyor annesi ve dadısı tarafından yüreği paramparça Mekke’ye getiriliyor…
Ey Allah’ın şanlı elçisi… Anneciğinin kabrinden kervanın uzaklaşırken, ne hâldeydin… Dönüp kim bilir kaç kere baktın o güzel gözlerinle, o kabire son bir defa diye… O minicik yüreğin nasıl acıdı, nasıl, nasıl…
Önce dedesi Abdülmuttalib, onun vefatından sonra amcası Ebu Talib üzerine titredi âlemlerin efendisinin…
17-18 yaşlarında Mekke’de öyle kıtlık oldu ki… Elde avuçta bir şey bırakmadı. Ebu Talib’in ailesi de kalabalıktı… Yüce Emanete sıkılı sıkıla bir teklifte bulunmak zorunda kalıyor… - Ey yeğenim. Hadice Hatun ticaret kervanına emin kimseler arıyor. Şam’a gitmeni istemiyorum, orada Yahudiler var. Sana bir zarar verebilirler ama başka çare bulamıyorum… Seni vekil olarak göndersek… Geçimimiz biraz rahatlardı…
Kervan hazırlandı. Sevgili Peygamberimizin akrabası, amcaları orada hazır bulundular. Peygamberimizin halası, Allahü tealanın Resûlünü ‘sallallahü aleyhi ve sellem’ hizmetçi kıyafetleriyle ve devesinin yularını eline almış görünce, dizlerinin bağı çözüldü… Ah ve vah edip, gözlerinden yaş dökerek, ‘Ey Abdülmuttalib… Ey Abdullah… Kabirlerinizden kalkıp, başınızı bu tarafa çevirip şu mübareğin hâlini görün’ diyerek acısını dile getirdi… Ebu Talib mecbur kalmanın üzüntüsünden fenalık geçirdi… Resûlullah efendimizin Hakk’ı gören mübarek gözlerinden inci gibi yaşlar döküldü… - Beni sakın unutmayın… Gurbet elde gam ve keder çektiğimi yâd eyleyin, buyurdu...
Peygamberlik vazifesi tebliğ edilince kavmi işkence üzerine işkence etti…
CANI SEVGİLİYE FEDA…
Bir gün kalabalık müşrik sürüsü, Efendimizin üzerine çullandı. Ukbe bin Muayt melunu, boğazını sıktı mübareğin… Efendimizin rengi gitti, nefes alamadılar… Ebu Cehil meydan okudu, - Seni benim elimden kim kurtaracak… Âlemlere rahmet olarak gönderilen son Peygamber, güçlükle cevap verdi, - Allah… Allah kurtaracak…
Canımız yoluna feda olsun onun ki, Ebû Bekr-i Sıddîk ‘radıyallahü anh’ koşturdu… Hem koşturdu hem ortalığı inletti... - Rabbim Allah diyeni mi öldüreceksiniz, diye… Ve aralarına daldı… Bu canını sevgiliye feda etmekten başka ne idi ki…
Efendimizi bıraktılar, O’na yöneldiler… Bu sefer Sıddîk-ı Ekber’e saldırdılar. Vurdular, vurdular… Hırslarını alamadılar… Ayakkabılarını çıkarıp ökçeleriyle yüzüne, gözüne vurdular… Yarı ölü vaziyette bir çarşafın içinde evine getirdi yetişen yakınları… Akşama kadar kendine gelemedi. Bir ara o güzel gözlerini güçlükle açtı ve o nur dudaklarından akan şu cümlelerle aşkını sordu:
- Muhammed aleyhisselâm nasıl… Ne hâlde…
Annesi yemek yedirmek istedi… Cevaba bakınız: - Vallahi Resûlullahı gidip görmedikçe ne bir lokma yerim, ne bir yudum su içerim…
Götürdüler… Sevgili Peygamberimizi gördü… Ağlamaya başladı sağ salim görünce… Peygamberimiz de can dostunu bu hâlde görünce o güzel gözlerinden yaş boşaldı… - Ya Resûlullah, seni sağ salim gördüm ya… Bize ne yapılırsa hiçtir, dedi… Birbirlerine sarıldılar… Gözyaşları birbirlerinin üzerine damladı… (devam edecek)