O, Resûlullah Aleyhisselâmın ettiği duanın vücut bulmuş hâliydi... Müfessirler şâhı Abdullah İbni Abbâs

Efendimiz onun için, “Allah’ım! Onu dinde fakih kıl ve kitabını ona öğret” diye dua etmişlerdir.
ÖMER ÇETİN ENGİN / İLAHİYATÇI - Abdullah henüz doğmuştur ki Allahü teâlânın Şanlı Resûlünün kucağındadır. Allah’ın Sevgilisi eşsiz nazarlarıyla yavrucağa bakarken, o incilerin yanına varamayacağı güzellikteki mübarek dişlerinin arasına parmağını uzatır, güllerin yanına yetişemeyeceği paklık ve nefasetteki ağız sularına daldırır... Ve o nur süzmesini, tariflere sığmayan güzellikteki parmağıyla minik Abdullah’a içirir. Neler içirir ki ileride yeryüzünün benzerini görmediği bir genç çıkar ortaya bunun bereketiyle...
Resûlullah aleyhisselâmın ahlâkı tarif edilirken bir tabir var: Huluk-ı azîm sahibi... Bu tarifin içinde insanlar ile güzel huylu olmak var. Bir de, Allahü teâlâ ile sır, gizli şeyleri bulunmak manası ifade eder. İşte bu ‘sır’ içinde Efendimiz neler biliyor ki, Abdullah’a özel ilgileri var.
O’NA KİTABINI ÖĞRET...
Meselâ...
Abdullah’ın babası, Efendimizin öz amcası hazret-i Abbas (radıyallahü anh)... Yani Abdullah bin Abbas (radıyallahü anh)...
Resûlullah Efendimiz Mekke’deler, henüz hicret başlamamış. Abdullah ibni Abbâs’ın annesine; - Senin bir oğlun olacak. Doğduğu zaman bana getir! buyururlar.
İşte pak çocuk dünyaya gelince kainatın varlık sebebinin kucağına böyle gider kundağı içinde. Ve Habibullah duaya dururlar onun için: “Allah’ım! Onu dinde fakih kıl ve kitabını ona öğret...”
Çocuğu annesine verirken, -Halîfelerin babasını al, götür! buyururlar. Abbasilerin başına gelen bütün halifeler bu çocuğun neslinden olur. Asırlar boyunca görünür bir mucizedir bu.
HÂNE-İ SAÂDETTE
Pak çocuk adım aldıkça Efendimizinin evinde bulur kendini. Bazı geceler hâne-i saâdette geceler. Resûlullahın abdest suyunu hazırlama şerefine kavuşur sık sık. Birlikte namaz kılarlar. Abdest almayı, namaz kılmayı, Resûlullahtan görerek öğrenir ibn-i Abbas. Şu nasibin büyüklüğüne bakınız. Hocası Server-i âlem olur bizzat...
Bir defasında Peygamber Efendimiz, mübarek elini Abdullah bin Abbâs’ın başına koyarak, - Yâ Rabbî! Bütün ilim ve hikmeti, bu başa ver! Onları te’vîl ve tefsîr edebilsin, duasını ederler. Bir başka gün de mübarek elini göğsü üzerine koyup, - Allah’ım! İnsanoğluna ihsân ettiğin her ilim ve hikmet, bu güzel göğüste toplansın, buyururlar...
11 YAŞINDA HİCRET
Peygamberimiz, Medine’ye hicret ettikten sonra, sevgilisinden ayrı düşen Abdullah sekiz sene Mekke’de hasret çeker. Nice geceler O’nu arar, kokusunu özler, hasret gözyaşları döker. Nihayet 11-12 yaşlarında ailesiyle Medine’ye hicret eder, sevdasına yeniden kavuşur.
Fakat ne gelir elden ki, bu kavuşma tez bitecektir. Allah’ın Resûlü ahirete teşrif ederler. 13-14 yaşlarında bulunan Abdullah’ın kalbi bir defa daha ayrılık acısıyla tutuşur.
ESHÂBIN GÖZDESİ
Eshâb-ı kirâm, Resûlullahın onun için yaptığı duaların vücut bulmuş hâlini bu gençte bizzat görürler. Aklı, zekâsı, çabuk kavrayışı ile dikkati çeker ve çok sevilir. Öyle ki Eshâb-ı kirâmın büyüklerinin meclisinde bulunur. Hazret-i Ömer’in (radıyallahü anh) sohbetlerine ve ilim meclisine devam edip, onun, Peygamberimizden aldığı ilme, feyze ve marifetlere kavuşur.
Hatta hazret-i Ömer’e, “Niçin bu genci yanında bulunduruyorsun” diye sorarlar da - Bu, sizin bildiklerinizden değil, cevabını alırlar.
Büyük bir süratle yetişir. Çünkü Allah’ın Sevgilisi henüz çocukken ona dua etmiştir.
(devam edecek)
Böyle güzel ve mühim bilgileri öğrenmemize vesile olduğunuz için, Cenâb-ı ALLAH (CELLE CELÂLUHU VE CELLE ŞÂNUHU) sizden ve sevdiklerinizden ebeden râzı olsun. Çok çok teşekkür ediyorum.