Yavuz Sultân Selîm Hân "rahmetullahi aleyh"

A -
A +

Henüz şehzâde iken "Selîm Hân" Trabzon'da, Bir "Safevî devleti" var idi o zamanda. Başında, "Şâh İsmâil" diye bir zâlim vardı, Temiz Müslümânlara, çok eziyet yapardı. Ayrıca, hiç izin ve bir müsaade almadan, Geçirdi ordusunu Osmânlı toprağından. Şehzâde, üzüntüyle öğrendi bu haberi, Emir verip, hemence topladı vezîrleri. Anlatıp bu durumu dîvânda olanlara, Ne lâzım geldiğini, suâl etti onlara. Onlar bunu duyunca, tâzelendi hınçları, Ayağa fırlayarak çektiler kılıçları. Dediler: (Ey şehzâde, durulur mu hiç daha? Bu zâlimin üstüne yürüyelim cihâda.) O gün Şehzâde Selîm, emretti vezîrlere: (Hazırlansın ordular, çıkıyoruz sefere.) Tam "onbeşbin kişi"lik bir ordu hazırlandı, Hocası "Abdülhalîm Efendi" dahî vardı. Huzûruna yaklaşıp, arz etti ki o günde: (Tükenecek ömrümüz harplerde at üstünde.) Lâkin Azerbaycân'a girdiği hâlde ordu, Hiç Şâh'ın ordusundan ses sedâ çıkmıyordu. "Gence" adlı kaleyi ederek muhâsara, (Teslîm olun!) diye de haber saldı onlara. Red cevâbı gelince, dedi: (Bre gâfiller! Karşınızda kim vardır, bilmezsiniz siz meğer.) "Hücûm hazırlığına geçilsin!" diye o an, Emir verip, kendi de fırladı otağından. Ellerini açarak duâ etti Rabbine: (Yâ Rabbî, muzaffer kıl bizi küfür ehline.) Daha sonra, (Yâ Allah, Bismillah, Allahü ekber!) Diyerek, kâfirlerin üstüne yüklendiler. Şehzâde, yalın kılıç düşmana daldı o an, Erler, arslan misâli seğirttiler ardından. Genç Selîm gürledi ki: (Haydi bre arslanlar! Ölenlerimiz şehîd, gâzidir sağ kalanlar.) Genç Şehzâde, bir ara saldırıp kâfirlere, Düşman komutanını düşürdü attan yere. Tam öldürecekti ki düşman komutanını, Vazgeçip, değiştirdi sonra bu karârını. Çünkü o, kesmiş idi ümîdini hayattan, Yalvararak derdi ki: (Öldürme beni amân!) Kaldırdı kılıcını, vurmadı komutana, Osmânlı, dokanmazdı zîrâ teslîm olana. Öldürmediği gibi, kaldırdı yerden onu, Ve şöyle söyliyerek, kırmadı onurunu. Dedi: (Esîr değilsin, üzülme ey komutan! Bizim himâyemizde, misâfirsin sen şu an.)