Tatilden dönen bir çok küçük yatırımcı için borsadan başka alternatif kalmamış görünüyordu. Tahvil, bono ve bileşik faizler de son bir kaç yılın en düşük seviyelerinde seyrediyor. Dolar da, yaklaşık on altı ay önceki fiyatlarda seyrediyor. En önemlisi ülkede hemen hemen her insanın enflasyon beklentisi kırılmış durumda bulunuyor. Ekonomiyle ilgili en ufak bir sohbette ilk soru, "Bu dolar daha ne kadar düşer? Bu faizler daha nereye kadar inecek?" şeklinde. Bütün bunların yanısıra ABD'den 8.5 milyar dolarlık kredi konusu da gündemdeki tazeliğini koruyor. Tüm bunların psikolojisiyle yatırımcılar TL'ye yöneliyor. TL'de 2003 yılının altın çağı yaşanıyor. Döviz Evet, dolar en son 1.350 bin TL ile 1.400 bin TL arası seviyerini Mayıs 2002'de görmüş. Yani üzerinden yaklaşık 16 ay geçmiş. 31.12.2002'deki değeri 1.635 bin TL'li rakamlar. Bir yıl önce dolar alıp bankaya yatıran döviz yatırımcısı %5 ile %10 arası faiz alsa bile hâlâ TL karşılığı zararda. Bir yıl önceki mevduatı şimdi elindeki mevduatla alabileceklerini yani enflasyonun götürdüklerini hesaplayınca, hepten sıkıntı basıyor. Evdeki hesabı çarşıya uymuyor. En sonunda beklemekten başka çare yok deyip teselli bulmaya çalışıyor. Toplumda böyle insanlar çok. Faiz Ekonomideki bütün olumlu gelişmeler ve olumlu beklentilerle Merkez Bankası kısa vadeli faiz oranlarını 3 puanlık düşüşle %29'a çekti. Bu oranlar ise son üç yılın en düşük seviyeleri durumunda. Faizlerle oynayıp piyasaları kontrol altında tutmak isteyen hükümet yetkililerinin ve bürokratlarının, %60'ların çok üzerine çıkmış bileşik faizlerin %30 seviyelerine düşürmüş olması, yeni borçlanma maliyetini de düşürmesi ile önümüzdeki yıllara biraz daha umutla bakılmasına sebep oluyor. %29-%30 seviyelerini en son 1999 ve 2000 yıllarında görmüştük. Hatırlanacağı gibi birara aşırı derecede ithal lüks tüketim mallarına talep artmış ve ithalat ihracat dengesi bozulunca kriz sinyalleri başlamıştı. 17 Ağustos 1999 depremi ve ardından gelen uluslararası yardımlarla o günün hükümeti krizi biraz geciktirmeyi başarmıştı. Malum darboğaz, Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizlerinden sonra patlamıştı. Şu günlerde çok şükür görünen o ki, insanlarımız bu krizlerden biraz ders almış. Aşırı tüketimdense neler yapabiliriz çabası içindeyiz. Borsa İMKB 100 Endeksi, 2003 yılı içinde en yüksek görmüş olduğu 13.663 seviyesinden haftayı kapadı. Görmüş olduğu bu değer dolar bazında da 1 cent seviyesi. Yabancı yatırımcı bir başka ülkede yatırım yapmak istediği zaman o ülkedeki borsanın dolar karşısındaki değerine bakıp karar verir. Teknik analiz yaparken yabancıların gözüyle baktığımızda bizler de bu terimi sıkça kullanıyoruz. Tabii ki, yabancı yatırımcı sadece dolar bazında endeksin nereden nereye geldiğine değil, yatırım yapacağı ülkenin parasının dolar karşısındaki değerine, o ülkedeki siyasi risklere, özellikle ekonomideki istikrara ve buna benzer bir çok duruma bakıp kararını verir. Geçen hafta da yazmıştım, yabancı yatırımcının gelip doları 1.300 bin TL ile 1.400 bin TL arasında satıp İMKB 100 Endeksi'nde 1 cent seviyesinden hisse alacağını pek düşünmüyorum. Daha bir kaç hafta önce endeks 0.70-0.80 cent seviyesinde olduğunu düşünürsek, bir çok yazı ve yorumlarda yabancı alımlarından bahsediliyor. Ben de bu konuyu özellikle tekrar tekrar yazmaktansa şunu söyleyeyim; "Evet yabancı alışları var gibi görünüyor ama geçmişte de bunlar hep oldu. Alım yapanlar gerçek yabancı değil de, bıyıklı yabancılar çıktı." Yani spekülatif alışlardı. Senaryo; Yabancı ülkeden emirler geliyor para Türkiye'den gidiyor. Endeksin 10.300 seviyelerinde kademeli olarak yükselişine bir bakarsak; Yaz boyu özellikle İMKB 30 hisselerinden çok miktarda hisse toplanmış olduğunu gözlemledik. Bu çıkış zaten bu hisselerle oldu. Endeks 10.300'lü seviyeden önce 12.000'li seviyede hız kesti. Burada gelen satışlarla 11.400 seviyeleri denendi ve gelen alımlarla 13.000 ve daha üst seviyeler görüldü. Bu çıkış sürecine tekniğin yanısıra piyasalardaki beklenti ve konuşulan dedikodulara da bakarsak... 8.5 milyar dolarlık ABD yardımı ve bunun imzasının Dubai'de gerçekleşeceği yönündeki beklenti çok önemli. Özellikle geçen haftanın son işlem günü gelen satışların son seansta karşılanması ve yılın en yüksek seviyesinden haftayı kapaması, piyasalarda bu toplantıdan olumlu bir netice çıkacak beklentisinin hakim olduğunun bir göstergesi. Bu görüşmelerden olumlu netice çıkar da endeks yükselişini sürdürmez ise beklenti 'bitti' olur. Yok görüşmelerden olumlu bir sonuç çıkmaz konuların biraz daha zamana yayılması gerekirse, piyasalar sonucu pek beğenmedi olur, endeks düşer. Toplantı neticesi çok olumlu olmaz da endeksin yükselişi sürer ise ki; bu çok zor gibi görünmekle beraber zor ama mümkün. Bu da 1999 yılının sonunda başlayan yükselişin bir benzerini yaşıyoruz demektir.