Hayber zaferinden sonra inananlara katılan Haccac bin İlâtüsselâm (Radıyallahü anh) Efendimiz'e gelir ve "Ya Resulallah" der, "benim Mekkelilerden hayli alacağım var. Gidip bunları toplamak ve yolunuzda harcamak istiyorum. Eğer Kureyşliler Müslüman olduğumu anlarlarsa beni başlarından savarlar, tek buğday tanesi bile alamam. Malımı kurtarıncaya kadar kendimi saklasam ve ola ki uygunsuz şeyler söylemek zorunda kalsam..." Efendimiz uygun görür, müsaade buyururlar. Hazret-i Haccac doğruca Mekke'ye gider ve "size önemli haberlerim var" diyerek şehri ayağa kaldırır. "Hayber'de Yahudiler Müslümanları yendi, Medinelilerin alayını esir aldılar. Muhammed'i zincire vurdular. Onu size teslim etme kararı aldılar ki bugün yarın şehre varırlar" gibi yalanlar sıralar. Müşrikler çılgınlar gibi sevinir, Haccac'ın alacağını fazlasıyla önüne koyarlar. Ortalık panayıra döner, şişeler açılır, çengiler saçılır... Defler dövülür, ziller şıkırdar... Müslümanlar nasıl mahzun olurlar, anlatılamaz, bir köşeye oturup yüzlerini gözlerini yolarlar. Hele Hazret-i Abbas'ın dizleri vücudunu taşıyamaz, rengi kül gibi kesilir, oracığa yığılır. Onu evine taşır, yatağına yatırırlar. Haccac gizlice Hazret-i Abbas'ın yanına gelir ve "inanmayın" diye fısıldar, "Müslümanlar Hayber'de büyük bir zafer kazandılar. Ben Resulullah Efendimizden izin alarak geldim, mallarımı kurtardım. Aman uzaklaşıncaya kadar ağzınızdan bir şey kaçırmayın. Hakikati nasıl olsa duyacaklar, bırakın sevinçleri kursaklarında kalsın, hepten yıkılsınlar. Hazret-i Abbas onu alnından öper ve derhal on köleye hürriyetini bağışlar. Unutulmaz hizmet Mekkeliler hakikati öğrenince kelimenin tam manası ile şoke olurlar. Kolları kanatları kırılır ve ilk defa yeise kapılırlar ki bu çöküntü Mekke'nin tesliminde rol oynar. Hazret-i Abbâs zamanlamayı çok iyi yapar Mekke emiri Ebû Süfyan'ı kenara çeker ve İslâm'a çağırır. Ebû Süfyan boş insan değildir, herşeyin farkındadır. Hatta bu kadar geciktiği için pişmandır. Hazret-i Abbâs'la birlikte Efendimizin huzuruna gelir, seve seve müminlere katılır. İşte Efendimizin sevimli amcalarını Mekke'de tutmalarının hikmeti şimdi ortaya çıkar. Mekke'nin fethinden sonra Hazret-i Abbâs, Efendimizle birlikte gâzâlara çıkarlar. Huneyn Harbine giderlerken bir vadide pusuya düşerler. Müşrikler öyle bir şamata koparırlar ki hayvanlar fena ürker. Sahabeler atlarını develerini geri çevirmek için çok uğraşır, başaramayınca kendilerini aşağı atarlar. Koşa koşa Efendimizin yanını varır mevzi alırlar. Resûlallah Efendimiz o hengamede bile müşriklerin üstüne yürür, ancak Hazret-i Abbas dizginlerine yapışır, Hazret-i Süfyan üzengilerine asılır, n'olur gitmeyin diye yalvarırlar. Bu arada Abbâs radıyallahü anh gür bir sesle "Ey Medineliler, Ey Semüre ağacının altında biat edenler!" diye seslenince sahabeler yetişir ve müşriklerin hakkından gelirler. Son vazife... Efendimiz vefat ettiğinde bunu kabullenemeyenler olur ki, biri de Hazret-i Ömer'dir. Abbas (Radyallahu anh) her zamanki gibi sakin ve teskin edicidir. Hazreti Ömer'e dönerek "Ben Resûlullah'ın vefat etmeyeceğim dediğini hiç duymadım. Peki sen duydun mu" diye sorarlar. -Duymadım. -Allahü teâlâya yemin ederim ki Server-i Kâinat ölümü tatmış bulunuyorlar. Zümer suresinde "Muhakkak sen de öleceksin, onlar da ölecekler... " buyurulmadı mı? -Buyuruldu. -Öyleyse? -Haklısın! Efendimizin defn hizmetini Hazret-i Abbâs, oğlulları Fadl ve Kusem ile Hazret-i Ali (Radıyallahü anhüm) yapar, Fahr-i âlemi elbiseleriyle yıkarlar. Usame bin Zeyd ve Hazret-i Salih kapıyı tutar. Cennet-ül Baki'de Medineliler kuraklık olduğunda Hazret-i Abbas'ı öne çıkarır, duayı onun yapmasını arzularlar. Çoğu kez eve dönemeden yağmur yağar, iliklerine kadar ıslanırlar. Belki de bu yüzden Hazret-i Ömer "Abbâs Allahü teâlâ ile aramızda vesiledir" buyururlar. Sahabe-i kiram ona çok hürmet gösterir, o meclise girdiğinde dört halife de ayağa kalkar. Efendimizden sonra Mescid-i Nebinin genişletilmesi düşünülür. Hazret-i Ömer, Abbas'a (Radıyallahü anhüma) mescidin yanı başındaki evini satmasını teklif eder. Abbas hiç düşünmeden anahtarı uzatır ve tek kuruş almaz. Abbâs (radıyallahü anh) iyi bir tacirdir ve çok kazanır. Lâkin zenginler gibi yaşamaz, çoğu kez parasını ordunun techizine harcar. Muhtaçları arar, dulları sorar, yetimlerin başını okşar. Hele hele köle azad etmekten büyük bir haz duyar. Onun hürriyetine kavuşturduğu kölelerin sayısı yetmişi aşar. Mübarek 85 yaşında Medine'de vefat eder. Cenaze namazını Hazret-i Osman kıldırır, Onu nurlu kabristanda (Cennet-ül baki) toprağa bırakırlar. Aradan asırlar geçer ama müminler fatihasız bırakmazlar