Çok anlattık Haçlıların derdi kutsal topraklar filan değildir, onlar Kudüs ellerindeyken de Irak ve Suriye'de yayılmaya çalışır, Mısır'ı ablukaya alırlar. Gün geçmez ki Lübnan sahillerine çıkmasın, Müslüman beldelerine saldırmasınlar. Frenklerin akın akın yöreye koştukları günlerde S.E. sahrayı mekan edinir, sivil halkı kandan kasavetten uzak tutar. Haçlıları önce Tell el Harra'da hırpalar, sonra Merc el Uyun'da bozar. O hızla Taberiye, Sur ve Beyrut üzerine gider, Remle'yi sınırlarına katar. Bu arada Mısır donanması fevkalade işler başarır, Akdeniz'de yakaladığı Frenk gemilerini çıra gibi yakar. İşte adamlarını uzak görevlere yolladığı günlerden birinde Haçlılar bir baskın yapar. S.E. çılgınca dövüşür ve o cendereden sağ çıkar. Normalde ölmesi ya da esir düşmesi gerekir ama Cenâb-ı Hakk onu Ümmet-i Muhammede bağışlar. Selahaddin bir hecin devesinin üzerinde çölü aşıp, Mısır'a varır ve topladığı mücahidlerle yine Haçlıların karşısına çıkar. "Onu mahvettik, artık bitti" diyen adamlar şaşkınlıktan dillerini yutarlar. Büyük mücahid, Hıristiyanları öyle bir yenilgiye uğratır ki az kalsın Kudüs Kralını ele geçire yazar. Ortalık sakinleşince yine Mısır'a gider, hayır hasenat işlerini kovalar, ancak sükunet dönemlerinde saltanat davasına düşen çok olur. Suriyede'ki hasımları akla ziyan ittifaklar yapar, Haçlıların gücünü kullanmaya çalışırlar. Selahaddin Eyyubi de döner gelir Halep ve Musul haricindeki bütün şehirlere el koyar. Hittin zaferi O günlerde Kudüs Kralı Budin ölür, kızkardeşi Sibilla, yakışıklılığı ile tanınan Gui dö Lusignan ile evlenir, sevgilisini kral yapar. Kral Guy Selçuklu Sultanı Kılıçarslan'la bir anlaşma imzalar, bu barış Eyyubiler'e de yarar. Silbaştan imar faaliyetlerine girişir, halkın refahı için çalışırlar. Ancak Guy Kudüs'te paşa paşa oturup "cici kral" görüntüsü verirken Reno de Şatillon adlı bir haydudun emrine verdiği Tapınak Şövalyeleri ortalığı kana boyarlar. Şatillon köyleri, kervanları basmakla kalmaz "sıra Medine'de! Eğer ben de Muhammed'in mescidini yıkıp, kabrini dağıtmazsam" diye edepsiz edepsiz konuşup can sıkar. Eyyubiler onu takip eder ve Kerak'da sıkıştırırlar. Maskesi düşen Guy, Şatillon'un yardımına koşar. Ancak S.E. onları hiç beklemedikleri bir yerde "çölde" karşılar. Haçlılar su kaynaklarının başında Müslümanları görünce donar kalırlar. Tapınak Şövalyeleri "Kutsal (!) Haç"ın etrafında toplanıp "Müslümanlara ölüm!" diye haykırsalar da Eyyubiler bunları dağıtır haçı da, Kralı da ele geçirmeyi başarırlar. Bu nasıl bir cenktir? Esirleri görenler "kimse ölmedi", ölüleri görenler "kimse kalmadı" sanırlar. Ki cesetler arasında Akka Piskoposu da yatar. S.E. Kralı nezaketle karşılar, elini omzuna koyar, "savaş bu, yenmek de var, yenilmek de" deyip gönlünü hoşça tutar. Ancak Kral Guy beceriksiz Şatillon'a müşfik davranamaz, parmağını gırtlağına geçirir ve gebertinceye kadar sıkar. S.E. henüz Haçlıların şaşkınlığı sürerken Akka, Nâsıra, Nablus, Hayfa, Cinin, Arsuf , Tıbnîn, Sayda, Cübeyl ve Beyrut'a sancağı asar. Safed, Kevkeb, Kerek ve Şevbek'i fetheder, Antakya'yı mütârekeye zorlar. Adamlar toparlanamadan Kudüs'e yürür "teslim olmaları ve serbestçe yaşamaları" gibi "mâkul" bir teklif yapar. Halk buna dünden razıdır ama papazlar direniş başlatırlar. "Bugün vermeyeceksiniz de ne zaman vereceksiniz" der fukaranın elindekini avucundakini alırlar. Ancak Bolion komutasında yaptıkları huruçlardan per perişan dönünce zerre kadar ümitleri kalmaz. S. E'nin acelesi yoktur, kazdırdığı lağımlarla surları sallamaya başlar. Bakarlar "şehir gitti gidiyor", teslim teklifine yanaşırlar. O, o zamandı Sultan asilleri bizzat karşılar ve "bunu zamanında kabul edecektiniz, şimdi sizin Müslümanlara yaptığınızı yapmaz mıyım" der, yüz geri yollar. Ancak Haçlılar Selahaddin'in kan dökemeyeceğinden adları gibi emindirler, sanki anlaşmış gibi silahlarını aşağı atarlar. Bir anda kılıçtan, kargıdan bir tepecik yükselir, derken kapılar gıcırdamaya başlar. Mücahidler bir zamanlar adil halife Hazret-i Ömer'in girdiği kapıdan şehre sokulurlar. (Bakın şu tevafuka ki o gece Mirac Kandilidir.) Hıristiyanlar Mescid-i Aksa'nın çatısındaki altın haç sökülürken gökten inen bir ateşle Müslümanların kavrulacağını, zeminin sallanacağını sanırlar. Ama ne yıldırımlar düşer ne de zelzele kopar. Ortalığı tekbir sesleri sarar. S.E. herkes kurtulsun diye diyeti mütevazı tutar. Buna göre erkekler on, kadınlar beş, çocuklar iki lira verirlerse serbest olacaktırlar. Ortodokslar kalmakta ya da gitmekte serbesttirler, onlardan diyet talep olunmaz. Düşünün Haçlılar şehirde ilaç için Yahudi bırakmamışlardır, Sultan Selahaddin. onların da Kudüs'e yerleşmelerine ses çıkarmaz. Hatam bu olsun Diyetini ödeyenler eşyalarını alır, güle oynaya kaleden çıkar, hürriyetlerine kavuşurlar. Papazlar kilisenin paha biçilmez eşyalarını da omuzlar göz göre göre kaçırırlar. Selahaddin buna mani olmak isteyen erlerini fena haşlar, "bırakın ne mal olduklarını görsünler" der, halka "kıyas imkanı" sağlar. Başrahip Heraclius, herkes gibi on liralık fidyesini öder, sonra da arabasına bir hazine yükletip atlarını kırbaçlar. Halbuki dindaşları diyet ödeyemedikleri için esir kalırlar. S.E'nin biraderi Emir Adil dayanamaz, gizli saklı milletin avucuna kurtuluş akçesi sıkıştırmaya başlar ve o gün tam 13 bin insanın hürriyeti tatmasını sağlar. Parası bitince eşten dosttan borç arar. Giden gider, kalan kalır. Sultan Selahaddin ani bir kararla hepsini salar, elinde tek esir bırakmaz. Bunlar ileride karşısına çıkarlar mı? Orasını bilemez ama o, kimsenin boynunun büküldüğüne dayanamaz. Bazı komutanlar kulağına eğilip "hata yapmıyor musunuz" diye fısıldayınca çoluk çocuk neşe içinde koşuşturan kalabalığa bakaaar, bakar... Ve "affetmek hoşuma gidiyor" der, "velev ki hata yapıyor bile olsam..."