Alma mazlumun âhını...

A -
A +

Zâlim, zulmeden, başkasının hakkına tecâvüz eden, onların hakkını gaspedip kullanan kimse demektir. Zâlimin diğer anlamı ise, Allahü teâlâyı inkâr eden, inanmayan demektir. Bunun için hadis-i şerifte: (Zâlimin çok yaşamasına duâ etmek, Allahü teâlâya isyân olunmasını istemektir) buyuruldu. Mazlum ise; zulme, haksızlığa uğrayan, elinden malı, mülkü alınan, gaspedilen, sövülen, dövülen, hakaret edilen, kalbi kırılan kimse demektir. Peygamber efendimiz; (Üç kimsenin duâsı muhakkak kabûl olur. Mazlumun, misâfirin ve ana babanın) buyurmuştur. Başka bir hadis-i şerifte de: (Mazlumun bedduâsından korkunuz. Çünkü onunla Allahü teâlânın arasında bir perde yoktur) buyurulmuştur. Umûmi olarak zâlim, başkasının hakkına tecavüz eden anlamında kullanılmaktadır. Allahü teâlânın, insanların ve hayvanların haklarına tecavüz eden kimse, zâlim olmaktadır. Hatta insan, kendisi için bile zâlim olabilmektedir. Mesela İslâm âlimlerinden İmâm-ı Mücâhid hazretleri; "Sabah ve akşam tövbe etmeyen kimse zâlimlerdendir" buyurmaktadır. "Zâlimlerden uzak dur!" Ömrünü İslâmiyetin emir ve yasaklarını öğrenmek ve öğretmekle geçiren Ebû İshak Kâzerûnî hazretleri, vefâtından önce şu vasiyette bulunmuştur: "Zâlimlerden ve bunlara yakın kimselerden uzak dur. Her kim bunlara meylederse, âlim ve fazîletli bile olsa, sâlihler ve Allah adamları yanında kıymetli olmaz. Peygamber efendimiz buyurdu ki: "Şu üç şeyi yapanlar cürüm işlemiş olur. İki topluluk arasında bozgunculuk yapıp, fitne çıkaranlar; ana-babasına âsî olanlar; zâlimlerle dostluk kurup, onların zulmüne yardımcı olanlar." Ve yine; "Allahü teâlâ buyuruyor ki: "Ben âlemlerin Rabbiyim. İzzet ve celâlim hakkı için zâlimlerden intikam alırım. Bir kimse bir zâlimin elinde bir mazlûmun zulme uğradığını görse, buna mâni olmaya gücü yetip de, o mazlûma yardım etmezse, ondan intikam alırım" buyurdular." Muhammed Hâdimî hazretleri buyuruyor ki: "Fıskın yani günahın en kötüsü, zulüm yapmaktır. Çünkü, açıkça yapılmakta ve kul hakkı da karışmaktadır. Âl-i İmrân sûresinin, 57. ve 140. âyetlerinde meâlen; (Allahü teâlâ, zâlimleri sevmez) buyuruldu. Hadîs-i şerîfte, (Zâlimin çok yaşamasına duâ etmek, Allahü teâlâya isyân olunmasını istemektir) buyuruldu. Süfyân-ı Sevrî hazretlerine; "Çölde bir zâlim susuzluktan helâk oluyor. Ona su verelim mi?" diye sual edildikte, "Hayır vermeyin" buyurdu. Zâlim, oturduğu evi gasp yolu ile almış ise, o eve girmek harâm olur. Zâlim olmayan fâsık kimseye tevâzu edenin dininin üçte ikisi gider. Zâlime tevzu edenin hâlinin nasıl olacağını buradan anlamalıdır. Zâlimin elini öpmek, karşısında eğilmek, günâhtır." Hakkını dünyâda almak! Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden olan Muâz bin Cebel hazretleri: "İyi bir müslüman olarak ölüme hazır ol! Mazlumların bedduâsından çok sakın ve hiç kimseye zulmetme!" buyurmuştur. Zâlimin biri, din büyüklerinden birine zulmederdi. Bu zatı tanıyanlar; -Buna bedduâ et, dediklerinde; -O, bana değil, kendine düşmanlık etmektedir. Kendine yaptığı bu zarar ona yetişir. Ayrıca bir zarar ilâve edemem, buyurdu. Hadîs-i şerîfte: (İnsan, kendine zulmedene bedduâ eder. Böylece, hakkını dünyâda almış olur. Belki, zâlimin hakkı da, kendine geçmiş olur) buyuruldu. Zulme uğrayan, uğradığı zulüm kadar hak sahibidir. Daha fazla ileri giderse, bu sefer kendisi zâlim olur. Zira Mecellenin 921. maddesinde; "Mazlum olanın, başkasına zulmetmeye hakkı yoktur. Her ikisi de öder. Meselâ sahte para alan, bunu başkasına veremez" denmektedir. Bir zaman iftirâ sebebiyle Zünnûn-i Mısrî hazretlerini hapsettiler. Günlerce aç kaldı. Bir kadın iplik parası ile hazırladığı yemekten ona gönderdi. Zünnûn-i Mısrî hazretleri o yemekten yemedi. Kadın bunu işitince, üzüldü. "Helâl para ile yaptığımı biliyorsun, niçin yemedin?" dedi. "Evet yemek helâldi. Fakat zâlimin tabağı içinde getirdiler" buyurdu. Yemeği zindancıların tabağında getirmişlerdi. İmâm-ı Takî hazretleri: "Zulüm yapan, zâlime yardım eden ve bu zulme râzı olan, bu zulme ortaktır" buyurmuştur. İbn-i Vefâ hazretleri ise: "Bir zâlime kalben meyleden kimseyi fitne ateşi sarar. Böyle kimse, ancak Allahü teâlânın yardımı ile kurtulur" buyurmaktadır. Mazlumların gözyaşı.... Allahü teâlâ, zâlime imhâl eder yani belli bir müddet tanır fakat ihmâl etmez yani o zâlimin cezasını mutlaka verir. Zâlime yardım eden de cezasız kalmaz. Çünkü hadis-i şerifte: (Bir zâlime yardım edene, Allahü teâlâ o zâlimi musallat eder) buyurulmuştur. Bizde bir atasözü vardır; "Alma mazlumun âhını, çıkar âheste âheste" diye. "Zâlimin zulmü varsa, mazlumun da Allahı var" sözü meşhurdur. Bunun için hiç kimsenin yaptığı yanına kalmaz. Çünkü Zilzâl sûresinin 7. ve 8. âyetlerinde meâlen; (Kim zerre kadar iyilik yaparsa onun mükâfâtını görecek, kim zerre kadar kötülük yaparsa onun cezâsını görecektir) buyurulmuştur. Şu beyitte ifade edildiği gibi: Aldatmasın seni, diktatörün sarayları, kumaşı, Saray bahçesini sular dâim, mazlumların gözyaşı.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.