Oğuz Kağan Hun-Oğuz, Nûh aleyhisselâmın torunu Türk'ün neslinden Kara Hanın oğludur. Resulullah Efendimizden çok önce geldiği ve Allah'ın varlığına birliğine inandığı bilinir, ki şüphesiz mümindir.. Ancak Karahanlıların yazdıkları Oğuz Kağan destanında onu sanki bu ümmetin mücahidi gibi tanıtırlar. Biz Oğuz Han'ı bu destana sadık kalarak anlatmaya çalışacağız. * * * Kara Kağan adı üzerinde kara bir kağandır. Niye? Çünkü Allaha Peygambere inanmaz. Ama hanımı Ay Han'da bir ümit ışığı vardır, zira o gizli gizli hakikati arar. Günlerden bir gün, Kara Kağan'ın hanımı Ay Han'ın gözleri parlar, sancıları tutar. Kara saçlı, yay kaşlı, peri simalı bir oğlancık doğurur ki yüzü gök mavi, ağzı ateş alası, gözü bal elâsıdır. Ay Han hatun oğlancığı bağrına basar ama üç gün üç gece geçer, Oğuz tek damla süt almaz. Annesi ağlar sızlar "güzel bebeğim n'olur em" diye yalvarmaya başlar. Çocuk dile gelir: Ey han, Ay-Han, öğüdümü alırsan! Hakka tapıp, eğer Hakkı tanırsan! Memen alır, ak sütünü emerim! Sana ana der, ellerinden öperim. diye mısralar dizmeye başlar. Ad almak kolay mı? Kadıncağız Kelime-i şehadet söyler de Oğuz, anasının göğsünden emer. Ama sadece bir kere. Bir daha sütle mamayla işi olmaz, tutar et ister. Destan bu ya 3 gün sonra ayaklanır, 7'nci günde ata biner, 9'unda konuşur, 40 gün sonra büyüyüp delikanlı olur ki Türkler bu rakamlardan pek hoşlanırlar. Geceler günler geçti, seneler doldu. Oğuz Han büyüdü, yahşi bir yiğit oldu! Eveet, Oğuz emsalsiz bir yiğit olur ki ayağı öküz ayağı gibi kuvvetli, beli kurt beli gibi incedir. Omuzları samur gibi kıllı, göğsü ayı gibi geniştir. Yılkı güder, ata biner, ava gider. Gelgelelim Türklerde, "baş kesmeyene ve kan dökmeyene" ad verilmez. Civarlarda karanlık bir orman vardır. İçinde berrak sular akar, körpe ceylanlar koşar, semiz kuşlar uçar. Gelgelelim girmek ne mümkündür, adımını attığınız anda karşınıza burnu gökleri yırtan bir gergedan çıkar. Bu canavar vatandaşı ezer, sindirir, canından bezdirmeye başlar. Eh halkı bu gaileden kurtarmak Oğuz'a düşer ki ad kazana. Kahramanımız ok, yay, kılıç, kargı ne gerekirse alır, ormana koşar. Bir geyik yakalayıp ağaca bağlar. Ama bir anlık gafletine gelir, gergedan geyiği yalamadan yutar. Oğuz bu defa bir ayı yakalar, ağaca bağlar, bir gelip görse ki canavar onu da yutmuş. Bu defa ağacın dibinde kendisi oturur. Çok geçmez, canavar gök gürültüsü gibi kükreyerek saldırır ardından toz duman kalkar. Oğuz onu kalkanıyla durdurur, kargısıyla vurur. Kılıcıyla keser, satırıyla dilimler. Kafasını koparıp obasına döner... Gönlü güzel Ad işi de hallolduğuna göre sıra gelir eli yüzü düzgün bir kız bulmaya. Atası ona büyük amcasının tarifsiz güzellikte kızını "münasip" bulurlar. Kız nasıl güzel, nasıl güzeldir tarife sığmaz. Başında alev gibi bir ben parlar, sanki gülse yer güler, ağlasa gök ağlar. Gelgelelim Oğuz "iman etmediği için" bu kızla anlaşamaz. Bırakın el değdirmeyi, yüzüne bile bakmaz. Gönül bu, "belki hoşlanmadı" deyip ortanca amcasının kızını düşünürler ki bu kızın gözleri gökten gök, saçları ırmaktan dalgalıdır. Cildi ipektir, dişleri inciyi andırır. Ama o da bildiğini okur, değişen bir şey olmaz. Üçüncü amcasının kızı öyle ahım şahım güzel değildir ama gönül ehlidir. Oğuz gibi iman etmiş, alnını secdeye değdirmiştir. Oğuz dedemiz "yüz güzelliğini", değil "iç güzelliğini" seçer, evladlarının "mayasına" dikkat eder. Derhal büyük bir toy hazırlatır, kırk sıra yaptırır, sofraları etler, pilavlar, şuruplar, tatlılarla donatır. Halk yer, içer, birbiriyle danışırlar. Oğuz Kağan çoluk çocuğa karışınca dört yöne "yarlıg" (ferman) yollar. "Ben Uygurlar'ın kağanıyım, yerin dört bucağının da kağanı olsam gerektir. Sizlerden baş eğmenizi isterim. Kim benim ağzıma bakarsa (emrime uyarsa), onu dost bilirim. Kim diklenirse, onu düşman tutar, çerilerimle gelir yok ederim!" Sağ yanında Altın Kağan adlı akıllı bir Beğ vardır, Oğuz'a at yüküyle altın, gümüş, mücevher yollar. Elçileri diz kırar hürmetlerini sunarlar. Söz dinler ve dost olurlar. Lâkin sol yanında Urum denen bir kağan vardır ki çerilerinin çokluğuna, balıgların (şehir) kalabalıklığına güvenir. Boyuna posuna bakmadan Oğuz Kağan'ın yarlıgına (buyruğuna) karşı koyar... Eh artık bu işi cenk paklar...