Said bin Zeyd'in evinde Kur'an-ı kerimle tanışan Hattab oğlu Ömer bir anda değişir. O sert cengaver gider isminin başına "Hazret-i" sonuna "Radıyallahu anh" konulan, sevimli cana yakın biri gelir. Hazret-i Ömer, Darül Erkam'ın yolunu tutarken Cebrail aleyhisselam "Ey Allahın Resulü! Hak Celle ve âlâ, duanı kabul etti, Ömer'i hizmetine verdi. O, şimdi buraya geliyor, kendisini karşıla" haberini getirir. Çok geçmeden kapı çalınır, Hazret-i Ömer'i karşısında gören sahabeler (Bilal-i Habeşi, Hazret-i Hamza) çok şaşırırlar, eller gayri ihtiyari kabzalara kayar. Lâkin Server-i Kâinat kalkıp onu başından öper, dostça kucaklar. Ünlü cengaver Kelime-i sehadet söyleyince Müslümanlar bir hoş olurlar. Hem güler, hem ağlarlar. Ve Enfal suresinin altmışdördüncü ayet-i kerimesi nazil olur "Ey Peygamberim! Sana yardımcı olarak Allahü teâlâ ve müminlerden izinde gidenler yetişir." Artık aşikare Sonrasını biliyorsunuz... Kırk yiğit ilk kez meydana çıkar... Kol kola girer, tekbir ve tehlillerle Kâbe-i muazzamaya yaklaşırlar. Fahr-i âlem'in sağında Hazret-i Ebu Bekir, solunda Hazret-i Hamza. Mü'min doğup mü'min büyüyen Hazret-i Ali yanıbaşlarında... Ve Hazret-i Ömer en önde, baş dik, göğüs ilerde, nurlu kafileyle yol açmakta... (Radıyallahü anhüm ecmain) Müşrikler olup biteni pek anlayamaz, hatta içlerinden bazıları "Aferin Ömer'e" der, "bak hepsini derlemiş toparlamış getiriyor." Ama Ebu Cehil haini işin farkındadır. Büyük bir yeisle "bu geliş o geliş değil" diye mırıldanır. Nitekim Hazret-i Ömer, tam karşılarında durup Kelime-i şehadet söyler ve o unutulmaz ikazını yapar: "Beni bilen bilir. Bilmeyen bilsin ki Hattaboğlu Ömer'im. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyenler müminlere dokunsunlar!" Müslümanlar ilk kez Kâbe'de cemaatle namaz kılar... Server-i âlem asası ile putları işaret eder ve "Hak geldi batıl zail oldu, zira batıl yok olmaya mahkumdur" ayet-i kerimesini okurlar. Hicret yılları Dönelim Saîd bin Zeyd'in hikâyesine... Müşrikler "Ömer'e rağmen" kudurur, sırtlanlar gibi saldırırlar. O da kardeşleri gibi dövülür sövülür hakarete uğrar. Akla gelmedik eziyetler, baskılar... Zulüm dayanılmaz olunca Efendimiz "Habeşistan'a gitmelerini" işaret buyururlar. Evet, Habeşistan'da rahat ve huzurludurlar ancak Server-i âlemin hasreti ciğerlerini yakar. Kutlu hicretin vukuunu duyunca derhal Medine'ye koşar ve Resul-i Erkemin etrafında halkalanırlar. Ensar her zamanki gibi cömert ve davetkârdır. Nitekim Hazret-i Rifaa onu kolundan tutar, evinde ağırlar. Ebu Lübabe (başka bir rivayete göre Rafi bin Malik) ile kardeş ilan olunurlar. Hazret-i Said'in içi içine sığmaz, İslama hizmet aşkıyla yanıp tutuşmaya başlar. Nitekim Resûlullahın emriyle (Talha bin Ubeydullah ile) Kureyş kervanlarını takibe alırlar. İşte bu vazife devam ederken Bedir Harbi kopar. Ancak Efendimiz onları Bedr gazilerinden sayar, ganimetten paylarını ayırırlar. O methediyorsa Bedir haricindeki bütün gazalara katılan Said bin Zeyd, bizzat Efendimizin methine mahzar olur. Hatta bir gün "On kişi Cennettedir. Ebû Bekir Cennettedir. Ömer, Cennettedir. Osman Cennettedir ve Ali, Zübeyr, Talha, Abdurrahman bin Avf, Ebû Ubeyde bin Cerrâh ve Sa'd bin Ebî Vakkâs Cennettedir" der sükut buyururlar Eshâb-ı kirâm sorarlar: "Onuncusu kimdir yâ Resûlallah? - Saîd bin Zeyd Cennettedir. Sahabe-i kiram dünyada iken Cennetle müjdelenen bu on şanslı sahabeye "Aşere-i mübeşşere" adını koyar, onları farklı tutarlar. Bunların Resûlullahın katındaki yerleri değişmez. Savaşta hemen önünde bulunur, namazda hemen arkasında dururlar. Saîd bin Zeyd, Hazret-i Ebû Bekir ve Hazreti Ömer'in hilâfet yıllarında da İslam'a er olur, Ecnadeyn Savaşında süvâri kuvvetlerine, Fihl savaşında piyâde birliklerine kumanda eder, sonra Şam kuşatmasına koşar. Şehir feth edilince, Ebû Ubeyde bin Cerrâh ona "valilik" teklif eder. Ancak mübarek, kendi halinde bir gazi olmak ister, makamdan mevkiden kaçar. Yermük Savaşında güçler çok dengesizdir, Bizanslılar hem düzenli ve disiplinli hem de katbekat kalabalıktırlar. Said bin Zeyd gençleri etrafına toplar "cesâret dünyada şeref, âhirette rahmet bahşeder. Şehadet arzulayan ardıma takılsın" diyerek beklenmedik bir saldırı başlatır ve Bizans kumandanını öldürerek zafer yolunu açar. Sahabenin farkı Hazret-i Said, Efendimizi görme şansına erişen müminlere çok hürmet eder ve hürmet edilmesini arzular. Sevenlerine "Nuh aleyhisselam kadar yaşayıp (bin yıl) ibadet etseniz dahi Sahabe-i kiramın derecesine erişemezsiniz" buyururlar. Bir kadının, hazret-i Saîd'in evinde hak iddia edeceği tutar. Mübarek hem evi boşaltır, hem de "Her kim, hakkı olmaksızın bir karış yer alırsa, kıyâmet günü, yerin yedi kat dibinden başlayarak boynuna dolanır" hadis-i şerifini nakledip ikâzda bulunur. Büyük sahabe beddua da etmez ama kadın önce gözlerini kaybeder, sonra ters bir şekilde düşer, onu "o eve" gömerler. Saîd bin Zeyd'in Hazret-i Ömer'in eniştesi olduğu bilinir, ancak Hazret-i Ömer de onun kız kardeşiyle (Âtike radıyallahü anha ile) evlidir. Böylesine iç içe girmiş akrabalık münasebetlerinin ötesinde din kardeşidirler, birbirlerini canları gibi severler. Nitekim Hazret-i Said, Adil Halife'nin vefatı üzerine içi yanar, soranlara "ben Müslümanlar için ağlıyorum" der, "zira onu şehit edenler, öyle bir gedik açtılar ki, kıyâmete kadar kapanmaz." Hicri 51 senesinde Medîne'de vefât eden Said bin Zeyd'in (70) nurlu naaşını Sa'd bin Ebî Vakkâs yıkar, defneder. Namazını Abdullah ibni Ömer kıldırır, müminler onu çok özlerler. (Radıyallahü anhüm)