Asya'nın nurlu kandili Bâyezîd-i Bistâmî

A -
A +

Bâyezîd-i Bistâmî hazretlerine itibarlı bir tüccar gelir "Efendim!" der, "ben otuz senedir, gündüzleri oruç tutuyor, geceleri namaz kılıyorum. Ama, kendimde hiçbir ilerleme göremiyorum!" -Eğer üç yüz sene de ibadet etsen bir şeye kavuşamazsın, velev ki nefsini aşmadıkça.. -Bunun çâresi yok mu? -Var, var ama kabûl edebilir misin? -Ne demek efendim, lütfen bildirin. -Öyle ise evine git. Bu kıymetli elbiseleri çıkar, yamalı libaslar kuşan. Boynuna bir torba as, içine ceviz doldur. Sana en çok hürmet edilen sokağa git, çocukları başına topla, "bir tokat vurana bir ceviz, iki tokat vurana iki ceviz veriyorum" de yanağını uzat. -Sübhânallah! Ben bunları yapamam. Bana başka bir şey emredemez miydiniz? -İlâcın budur, kullanıp kullanmamak sana kalmış. Tevazu gibi var mı? Bâyezîd-i Bistâmî namaz kılmak için mescide gelince kapıda bir miktâr durur ve ağlar. Zira mescidi manen kirleteceğinden korkar. Çıkarken "Yâ Rabbî! Sana lâyık namaz kılamadım. Beni ve ibâdetlerimi kusurlarımla kabûl eyle" diye yalvarırlar. Mübarek, taatle geçen bir gecenin seherinde dolup dolup taşar ve elinde olmadan "Allah" der. Der ama "sen kim oluyorsun da ismimi ağzına alıyorsun?" şeklinde bir nidâ gelecek diye ödü kopar. Öyle ki bayılacak kadar... Bâyezîd-i Bistâmî dar bir aralıktan geçerlerken bir sokak köpeğine yol verir. Talebelerinden birinin hatırına "İnsanoğlu hayvandan şerefli değil mi? Hem âriflerin sultanı köpeğin önünden niye çekilir? Bâyezîd talesine döner: "Şu köpek, hâl lisânı ile ne diyor biliyor musun? Sana Sultân-ül Ârifîn hil'atini, bana kelplik postunu giydirdiler. Ama pekâlâ, tersi de olabilirdi." Duvardaki çamur Bâyezîd-i Bistâmî, buyurdu ki: "On iki sene nefsimin ıslahı için çalıştım. Nefsimi riyâzet (arzuları yapmamak) körüğünde, mücâhede (istemediği şeyleri yapmak) ateşiyle kızdırdım. Yerme örsünde, kınama çekici ile dövdüm. Benliğimden bir ayna yapıp ibâdet ve tâatle parlattım. Sonra ibret nazarı ile baktım, gördüm ki, belimde, gurur ve riyâ zünnârı duruyor. Bu zünnârı kesip atabilmek için beş yıl daha uğraştım. Bâyezîd-i Bistâmî yağmurlu bir havada çamura saplanır. Ayakkabılarına okkalarca balçık sıvanır. Yağmur bitinceye kadar bir bahçenin ihâta duvarına dayanır ve farkında olmadan ayakkabılarının çamurunu duvarın taşlarına silmeye çalışır. Yağmur yavaşlayınca câmiye doğru yürür ama aklı duvar sahibinde kalır. Onunla helâlleşmeden, nasıl namaz kılabilirim deyip çıkar. Önce duvarı temizler sonra sahibini bulur. Adam "buyrun" der, "bir arzunuz mu var?" -Sizden özür dilemeye geldim. -Ne özrü? -Biraz önce duvarınızı kirlettim. Yağmurun şiddetinden düşünemedim. -Zaten temizlediniz, hoş temizlemesiniz bile ne zararı var? -Duvara zararı olmaz ama bana olur. Hakkını helâl eder misin? Meğer bahçe sahibi gayri müslimmiş: -Siz Müslümanlar hep böyle misiniz? -Evet müminler kul hakkından çok korkarlar. Adam "o hâlde ben niçin bu dîne girmiyorum" der, ve camiye birlikte yollanırlar. Beni O'na sorun Vefatı yaklaştığında ellerini açar ve "Yâ Rabbî! Bütün ibâdet, tâatleri gafletle yaptım. Bana n'olur huzûr ve zikir ihsân eyle" diye yalvarır ve bahsettiği hâl üzere rûhunu teslim eder. Vefâtı (H.261) böyle bir ilkbahar gününe rast gelir. Kabri, İranda Meşhed Tahran arasında Şahrut'a bağlı Bistam kasabasındadır. Mübarek dar-ı bekaya göçtükten sonra rüyada görürler. Sorarlar: "Allahü teâlâ sana nasıl muâmele eyledi?" -Beni toprağa koydular, bir ses duydum: "Ey Bâyezîd! Bizim için ne getirdin..." "Yâ Rabbî! Huzûruna lâyık hiçbir şey getiremedim, ama şirk de getirmedim". -Peki Münker ve Nekir sana nasıl davrandı?" -O iki mübârek gelip; "Rabbin kimdir?" diye sordular. Onlara "Siz bana O'nu soracağınıza, O'na beni sorun" dedim. "Eğer O (Celle celalüh) beni, kulu olarak kabûl ettiyse ne âlâ. Yok Maazallah kulu kabûl etmediyse, yüz defâ; "O, benim Rabbimdir" desem ne fayda?" Buyurdular ki: Allahü teâlânın rızâsına kavuştuktan sonra duyulan anlık saâdeti, Cennet'teki bin köşke değişmem. Otuz sene mücâhede yaptım. İlimden ve ilme uymaktan daha zor bir şey bulamadım. Siz bir adamın havada uçtuğunu görseniz kerâmet sâhibi sanmayın. İslâmiyetin emirlerine uymaktaki hassasiyetine, Efendimizin ahlâkıyla ahlâklanmasına, sünnet-i seniyyeye uymasına, velilere olan muhabbet ve bağlılığına bakın. Allah aşıkları deniz misâli cömert, güneş misâli şefkatli ve toprak gibi mütevazı olurlar. Veren aziz, alan zelil olur. Kavgalar hep almak yüzünden çıkar, siz hiç "vermek" için kavga edeni duydunuz mu? Nefsin derdi sâhibini ebedî azâba sürüklemektir. Onu öldürmenin iki yolu vardır. Birisi gıdâsını kesmek (günah işlememek), öbürü, kelime-i tevhîdi söylemektir. Bu kelime, nefs için, en tesirli kötektir." Ey Allah'ım! Ey kusurlardan uzak olan sonsuz kudret sâhibi Rabbim. Sen ne dilersen yaparsın. Benim vücûdumu öyle büyült, öyle büyült ki, Cehennem'i ağzına kadar doldurayım, başka kullarına yer kalmasın.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.