Ulucami'den boşalan cemaat bir anda kaleyi ele geçirip nazlı hilali göndere asınca Guvernör Andre hükümet konağının önüne gelir ve Mutasarrıf Ata Bey'le tartışmaya başlar. Guvernör'ün Ermeni tercümanı Vahan söze karışarak "Bir bez parçası için bu kadar gürültü çıkarmaya ne lüzum var" deyince halk hiddetle üstüne yürür. Ansızın tekme tokat yağınca Vahan fena tırsar. Bunun üzerine Guvernör'ün yaveri kamasını çekip erkeklenmeye kalkarsa da Nacarların Mehmet, kâfirin bileğine yapışıp, kamayı alır. Kocabaşların Nacioğlu Mahmut peşpeşe patlattığı Osmanlı sillesi ile adamı buruşturup kenara atar. Guvernör Andre donar kalır, zira Türk jandarmaları süngü takmış beklemektedirler, bir işarete bakarlar. Mutasarrıf Ata Bey bir el hareketi ile çatışmayı durdurur ve sükuneti sağlar. "Guvernör'ünü ve yabancı askerlerini derhal şehirden at! Eğer sen bunları yapabilecek kudrette değilsen, biz yapacağımızı biliriz" diyen Maraşlılara "acele etmeyin" der, "bizim de bir bildiğimiz var." İşte tam da o gün İslahiye'den Maraş'a gelmekte olan bir Fransız müfrezesi, Türkoğlu'nda pusuya düşürülüp imha edilir ki, Maraşlıların kuru gürültü olmadığını herkes anlar. Ertesi gün dükkanlar açılmaz, pazar kurulmaz. Guvernör yanına tercümanını alarak sokağa çıkar. Aklı sıra ziyaretlerde bulunacak, halkı iknaya çalışacaktır. Ancak Maraşlılar onun yüzüne bile bakmaz, muhatap alıp tek kelime konuşmazlar. Nakip Camii önünden geçerken Aşıklıoğlu Hüseyin adlı kendi halinde bir genci çevirip sorar: "Bir bayrak için bu kadar gürültü çıkardınız. İstesem hepinizi yok edebilirdim, yapmadım. Yarın top tüfek kullanacak olsam nereye kaçacaksınız? İnsan çoluk çocuğuna acımaz mı?" -Bayrağı görmemek için ya kör olmak ya da ölmek lazım. Kör olmadığımıza göre bizi öldürmen gerek. Maraş bize mezar olmadan, size gülzar olmaz! Guvernör Andre'ye bu yeter, başını manalı manalı sallar, adeta karargâhına kaçar. Harp mi lütuf mu? Andre, 29 Kasım 1919 Cumartesi günü şehrin ileri gelenleriyle, ilim adamları, daire müdürleri, hakimler, komiser ve jandarma komutanı ile bir toplantı yapar ve "ben memleketin imarına, tımarına, ahalinin refah ve mutluluğuna çalışıp lütufla muamele edecektim. Dün kuvve-i işgaliyem aleyhine kıyamda bulundunuz. Eğer isteseydim, bayrak için kaleye hücum edenleri makineli tüfekle taratabilirdim. Binlerce adam ölür ve yaralanırdı. (Sağ kolunu kaldırırarak) Bakın bu kolum kuvvettir, (sonra sol kolunu kaldırır) şu kolumda lütuf! Siz hangisine sarılmak istiyorsunuz? Amacınız harp yapmak mı, af dilemek mi? Söyleyiniz!" Şeyh Ali Sezai Efendi söz alır. -Dört yüz küsur sene evvel Kanuni Sultan Süleyman'ın Fransa Devleti ve Milleti hakkındaki iyi niyet ve himayeleri tarihi hakikattir. Osmanoğulları Fransızları adil, medeni ve dost olarak tanıdılar ve mekteplerde lisanınızı okuttular. Sizden evvel İngilizler de şehre girdi, ama hükümet işlerine karışmadılar. Dini ve millî sembolümüz olan sancağımıza el uzatmadılar. Siz tarafsız hareket edeceğinize dair beyannameler yayınlamanıza rağmen aksine hareket ediyorsunuz. Ermenilerin işlediği hunharca cinayetleri görmezden geliyorsunuz. Bakın benden söylemesi bir daha sancağa dokunursanız bu halkı kimse tutamaz. Guvernör, Mutasarrıf Ata Efendiyi gösterip "Milletin galeyanına o sebep oldu" deyince; Ali Sezai Efendi "Hayır" der, "hadisenin müsebbibi sizsiniz. Size İslâm ülkelerinden senede iki bayram ve haftada bir Cuma Namazı kılındığı, bayrağın milletimizin istiklâl ve şerefinin alameti olduğu anlatılmadı mı? Andre "İnanın ben sancağın mütekidat-ı diniyenizden (dini inançlarınızdan) olduğunu bilmiyordum. Bilseydim kaleye asker koymaz ve onu kaldırtmazdım" dese de Ermenileri arkalamaya devam eder ve işin çivisi çıkar. Bayrak olayında gururu kırılan Fransızların, yeni hamlelerle vaziyeti kurtarmaya çalışacakları aşikardır. Bu yüzden şehir eşrafı Veziroğlu Mehmet'in evinde toplanır, aralarında İlyas Zade Refet Efendi, Belediye Reisi Bekir Sıtkı, Hacı Naci ve Hacı Ahmet, Şişman Zade Arif, Dede Zade Mehmet, Hacı Nuri, Hafız Ali, Hacı Mustafa, Kısakürek Hacı, Fatmalıoğlu Derviş, Hüdayi Tahsin, Çanakoğlu Hüseyin ve Mühendis Abdüllatif Bey'lerin bulunduğu bir heyet kurarlar. "Milletin ve vatanın selameti uğrunda feda-i can edeceklerine, hainlere (velev ki öz kardeşleri olsa bile) acımayacaklarına ve sır saklayacaklarına" yemin eder, ölümü göze alırlar. Derken Şekerli ve Hatuniye semtlerinde de teşkilatlanır, hepsi birleşip "Merkez Heyeti"ni kurarlar. Başkanlığa Arslan Bey'i getirir şehri on bölgeye ayırırlar. Teşkilat şart Bunlar derhal işe girişir, para, erzak toplar, silah teminine çalışırlar. Tüccarlardan Hacı Nuri Bey hesap defterini tutar, Jandarma Komutanı Yüzbaşı Mahmut kurmay hassasiyeti ile planlar yapar. Guvernör Andre az hin değildir, teşkilatı ortaya çıkaramasa da bir şeyler döndüğünü anlar. Ermenilerle fazla yüz göz olduğu için pişmandır, zira bunlara iyilik yaramaz. Hatta cazibesi ile baş döndüren müstakbel Ermeni Prensesi Helena Hırlakyan'ın bile adını anmaz. Maraş'ın karışacağını hisseder ve bir an önce buradan yırtmanın yollarını arar. Paris'teki dostlarını araya koyarak tayinini çıkartır 30 Kasım 1919 günü Antep'e gidip yeni görevine başlar.