Kırk türlü işe girip hiçbirinde dikiş tutturamayan Enzo motor modifiye firmasında test pilotu olunca dikkatleri üstünde topluyor. Aynen Maykıl Şumayer gibi alçaktan uçup, Alfa Romeo takımını zaferden zafere koşturuyor. Bir dizi şampiyonluğun ardından "bu spor araba işinde çok para var abi" diyen kankalarının aklına uyuyor ve "Ferrari" markası ile üretime giriyor. Bir zamanlar Kontes Barraca'nın (biliyorsunuz kaynanası olur) verdiği birincilik mükafatını (sarı kalkan üstünde şahlanan kara kısrak) kendine amblem yapıyor. Koyu beygir hakkaten şahlanıyor, alıp başını gidiyor, fren ney tutmuyor. İtalya'da faşizmin hızla yükseldiği yıllarda Mussolini'nin gözüne girmeyi başaran Ferrari "Cavaliere dell'ordine della Corona d'Italia" (herhalde iyi bi şey) unvanına lâyık bulunuyor. Bu arada hamile bırakıp terk ettiği zavallı Lina mütevazı evinin kirasını bile zor ödüyor. Oğlunu okutabilmek için kenar semt pastahanelerine üzümlü kek yapıyor. Çocuk babasını sordukça genç kadının gözleri dalıyor, hüzünden titreyen bir sesle "o öldü yavrum" diyor, "uzak ülkelerde kaldı..." Tevafuk bu ya... Piero, çileli annesine çilesiz bir hayat yaşatabilmek için çok çalışıyor. Herkes saklanacak delik ararken o parmağını kaldırıp "ben anlatayım örtmenim" diyor. Derslerinden hep yıldızlı beş alıp göğsüne kırmızı kurdele taktırıyor. Orta mektep ve lisede de başa oynuyor, okuyup adam (ve mühendis) oluyor. Oluyor ama iş nerede? "Boğulursan büyük denizde boğul" mantığı ile büyük şehirlerde kapı çalıyor, lâkin eşikler duvar kesiliyor. Bakıyor, olacak gibi değil, doğup büyüdüğü Modena'ya dönüyor ve şansını bir de Ferrari'de denemeye kalkıyor.. Daima zirveye oynayan Enzo Usta'nın tecrübesiz çaylaklarla ne işi olsun! Ama nedendir bilinmez Piero'yu görünce kanı kaynıyor, ona iyi bir maaş biçiyor, "yarın gel başla" diyor. Piero teşekkürlerini anlatacak kelime bulamıyor. İlk mektep talebeleri gibi ayaklarını bitiştiriyor, ellerini pantolonunun yanlarına yapıştırıp kafa selamı çakıyor, geri geri çıkıyor. Delikanlı bu lütufa lâyık olabilmek için canla başla çalışıyor, mesai ney tanımıyor. Buradan kazandığı para ile küçük bir ev ve minik bir Topolino alıyor. Sonra evlenip, barklanıyor, anasına sahip çıkıyor. Aradan uzuuun yıllar geçiyor. Bu arada Enzo Ferrari önce resmi oğlu Dino'yu (kas erimesinden), sonra da hukuki eşi Laura'yı (yürek inmesinden) kaybediyor. (Hatırlarsanız Ferrari 1955-1960 yılları arasında ürettiği modellere "Dino" adını koyuyor.) Hayatta yapayalnız kalan Enzo Usta maziye dönüyor. Fotoğraf albümlerini, hatıra defterlerini karıştırırken aklına Lina Lardi geliyor. Arıyor, soruyor, buluyor ve terkettiği kadına "evlenme teklifi" yapıyor. Lakin yıllardır aranmayan Sinyora Lina "aklına şimdi mi geldik" deyip kapıyı yüzüne çarpıyor. Enzo, Lina'nın peşini bırakmıyor, "ben ettim sen etme" deyip eşiğine yapışıyor. Markajı sıklaştırdığı günlerde Mühendis Piero'nun aynı eve girdiğini görüyor. Yoksa? Evet! Piero'nun kendi çocuğu olduğunu öğreniyor ve bir hoş oluyor. Inı nı nınnn. İşte o anda zihninde bir ampul yanıyor, oğlanı nüfusuna geçirmeye karar veriyor. Ve bir gün Patron Enzo, mühendis Piero'yu yazıhanesine çağırıp... Bunun filmini Türkler çekiyor olsaydı bu sahneye inim inim inleyen bir neyle girer ve "dannn" diye yankılanan bir gongla bitirirlerdi. Sonra? Sonra n'ossun? Ayılana gazoooz bayılana limon... Neyse biz hadiseye dönelim. Elbette Enzo Ferrari'nin, mühendis Piero'ya büyük sırrı açıkladığı gün odada kimse bulunmuyor. Ama bize sorarsanız elini oğlunun omzuna koyup, gözünü gözüne dikiyor ve mevzuya "bunu söylemesi çok zor ama bilmelisin..." gibi bir ara taksimle giriyor. Babaaa! Oğlummm! Hakikatlerle yüz yüze gelen Piero şaşırmış mıdır, yoksa mayışmış mıdır, bunu bilemiyoruz. Belki de gözlerini iri iri açarak adama bakmış ve hıçkıra hıçkıra "size baba diyebilir miyim" diye mırıldanmıştır. Yaşlı Enzo da göz pınarlarından taşıp akan, yanaklarında berrak izler bırakan, üstelik kır bıyıklarını ıslatan gözyaşlarını markalı mendiline silerken "elbette yavrum" diye fısıldamış olmalıdır... Sonra kucaklaşma... İki adım geri çekilip hasretle bakışma, bir daha kucaklaşma... Tekrar bakışma, yine kucaklaşma... Uzatmayalım. Noterler geliyor, avukatlar gidiyor ve... Ve bizim Piero Lardi osssaat Piero Ferrari oluveriyor. Artık adının başına sinyor, çok sayın, değerli dost, büyük insan (en azından bay) gibi ibareler konuyor. Piero, muhteşem imparatorluğun başına geçince de dağıtmıyor. Bu dudak uçuklatan servet genç mühendisin kimyasını bozmuyor...