Bir sadâkat numunesi Fudayl bin İyad

A -
A +

Fudayl bin İyad hazretlerinden nasihat isteyen çok olur ki bunlardan biri de Abbasi Halifesi Harun Reşid'dir. Büyük velî, ünlü sultana "senin deden hazret-i Abbâs, Peygamber efendimizin amcasıydı. İdarecilik arzuladığında Server-i âlem Ey amcam! Seni nefsin üzerine emir tayin ettim buyurdular, Zira emirler kıyâmette pişman olurlar. Ömer bin Abdülazîz halîfe yapıldığında, Sâlim bin Abdullah, Recâ bin Hayve ve Muhammed bin Kab'a gidip 'Ben bu işe istemeden düştüm, söyleyin kurtuluş çârem nedir?' diye sordu. Onlar da; 'kıyâmet günü azaptan kurtulmak istiyorsan, müslümanların yaşlılarını annen baban, gençlerini kardeşlerin, çocuklarını da evladın yerine koy' buyurdular. Ey Hârûn! İslâm ülkesi senin hanen, insanları ev halkın gibidir. Allahü teâlâdan kork ve O'na vereceğin cevapları şimdiden hazırla! Çünkü kıyâmet günü, Allahü teâlâ sana tebaandan soracak. Eğer bir acuze, bir gece, bir şey yemeden yatarsa, hesap gününde eteğine yapışacak, hasmın olacak..." diye vebalini hatırlatırlar. Hârûn Reşîd çok etkilenir, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar. Dağ başında gelen kısmet Fudayl bin İyâd hazretlerinin iki kızı vardır. Evet, onları fevkalade güzel yetiştirir ama akranları gibi bohçalar, sandıklar dolusu çeyiz yapamaz. Son günlerinde hanımına "vefâtımdan sonra kızlarımı al, Ebû Kubeys Dağına çık, ellerini aç ve 'Yâ Rabbî! Fudayl hayatta iken bu iki yavrucağa gücünün yettiği kadar baktı, şimdi öldü kabre girdi, emânetleri sana iâde etti' diye niyaz et" buyururlar. Büyük velî çok geçmeden vefat eder (H.187) onu Cennet-ül-Muallâ'nın temiz toprağına (hazret-i Hadîce vâlidemizin kabri civârına) bırakırlar. Defin işleri tamamlandıktan sonra, hanımı vasiyetini tutar, kızlarını alır, bildirilen dağa çıkar. Tembihlendiği gibi duâ eder ve çok ağlar. Tam bu sırada Yemen hükümdârı, iki oğlu ile oradan geçmektedir. El açıp yalvaran kadıncağızı görünce, yanına gidip "nasıl yardım edebileceğini" sorar. Kadın, olup biteni anlatır, ondan birşey saklamaz. Hükümdar, Fudayl bin İyad'ın adını duyar duymaz düğmelerini ilikler ve biner altın mehir ile kızları oğullarına ister. Büyük kızı büyük prense, küçük kızı küçük prense gösterirler. Delikanlılar bu nur yüzlü kızların terbiyesine, güzelliğine, asaletine bayılırlar. Hükümdar oğullarına fikirlerini sorar, gençler edeblice yere bakar, "siz nasıl emrederseniz öyle olsun" diye mırıldanırlar. Hemen o gün nikâhlarını kıyar, dillere destan bir düğün yaparlar. Buyurdular ki... Allahü teâlâ katında en büyük günah, küçük görülen günahdır. Bid'at sâhibine rastlarsan, yolunu değiştir, onlarla görüşenden bile sakınmaya bak. Dünyâya aldanma, zira yeniler eskir, sıhhatliler hastalanır, gençler ihtiyarlar. Dünyânın tamâmı altından olsa ne fark eder, nasıl olsa yok olacak. Farzlar sermâye, nâfileler kazanç gibidir. Sermâyeyi kurtaramayan kazanca kavuşamaz. Ömrünü gafletle geçirenler, vârislerinin kendileri için, iyilik ve sevap yapacaklarını sanmasınlar. Sözünün hesâbını vereceğini bilen, kendisini ilgilendirmeyen mevzuda konuşmaz. Sordular: Hocam niçin Allahü teâladan korkanı göremiyoruz? Allahü teâlâdan korkanı görmek için Allahü teâlâdan korkmak lâzım. Evladını kaybeden anneyi ancak evladını kaybeden anne anlar. Allahü teâlâ dağlara; "Birinizin üzerinde Musa'yla (Aleyhisselam) konuşacağım" diye vahyetti. Bütün dağlar başlarını kaldırdılar, Bir tek Tûr-i Sinâ boynunu eğdi ve kazandı. Nice gülüp eğlenenler vardır ki, kefenlerini dokuyup pazara çıkardılar. Mümin, tatlı tatlı meyve versin diye hurma diker, münâfık ise dikenli ot dikip hurma vermesini bekler. İblis, kendini beğenenleri, amelini gözünde büyütenleri, günahlarını unutanları tuzağına kolay düşürür. Sordular: "Nasılsınız?" Günâhı çok, ameli az, ömrü tükenmek üzere, âhirete ve ölüme hazırlığı olmayan birinin hâli nasıl olabilir ki? Rızâ hâlindeki kişinin dostluğuna güvenmem, gazab hâlindekinin dostluğuna inanırım. Her şeyin bir zekâtı vardır, aklın zekâtı da uzun uzadıya hüzünlenmek ve derin derin düşünmektir. Amellerin iyisi, gizli yapılandır. Allahü teâlâdan korkandan, her şey korkar. Allah'tan korkmayan, her şeyden korkar. Çünkü ben... Fudayl bin İyâd hazretleri talebelerinden birinin vefâtı yaklaşınca, yanına koşar ve Yâsîn-i şerîf okumaya başlar. Talebe; "Ey hocam! Bunu bana okuma" deyince, Fudayl hazretleri susar. Sonra o talebeye Kelime-i tevhîdi telkîn ederler ama talebe; "Ben o mübârek sözü söyleyemiyorum. Çünkü ondan uzağım" der ve vefât eder. Fudayl bin İyâd hazretleri çok mahzûn olur, gözyaşlarını tutamazlar. Rüyâsında talebeyi Cehennem'e götürürlerken görür ve sorar "Ey oğul! Sen talebelerimin en iyilerindendin. Allahü teâlâ senden mârifet nûrunu neden aldı?" -Çünkü "söz taşır", size başka, arkadaşlarıma başka söylerdim. Diğer talebelere "hased" eder, gizli gizli "içki" içerdim...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.