Çağ nasıl atlanır? Turgut Özal

A -
A +

Özal hem gözü kara, hem de çok tedbirlidir. Dengeleri iyi bilir, adımını ölçerek atar. Hem askerle iyi geçinir, hem akıl almaz işler yapar. Her ne kadar "Don Kişot değilim. Benden kavga etmemi beklemeyin" dese de Ulusu'yu Meclis Başkanlığına yaklaştırmaz. Ama Evren, kabinedeki bazı isimlere (Veysel Atasoy, Adnan Kahveci ve Mehmed Keçeciler) takınca işi tatlıya bağlar. Özal vatandaşı yüceltip, devleti küçültmeye kararlıdır. Güçlü isimlerin muhalefetine rağmen 141, 142 ve 163'üncü maddeleri kaldırır, düşünceyi suç olmaktan çıkarır. Milletin şaşkın bakışları arasında Cem Karaca gibi sivri bir ismi bağrına basar. Halbuki statükocular bilgisayara bile soğuk durmakta ve yurtdışı seyahatlere dahi karşı çıkmaktadırlar. Özal'ın "tabu yıkıcılık" gibi bir derdi yoktur, kalkınmanın önündeki maniaları kırıp dökmeden aşmaya bakar. Duvarlar yıkılınca... Turgut Bey, küreselleşmenin ayak seslerini o yıllardan duyar. Koruma duvarlarını kaldırır, Türk müteşebbisini rekabete hazırlar. İhracat üç misli artar, memlekete döviz yağar. Bakın döviz dedik de aklıma geldi, o güne kadar vatandaşın yabancı para taşıması suçtur, üzerinde 5 mark yakalatan adamı TPKKK'dan (Türk Parasını Koruma Kanunu) yargılar, içeri tıkarlar. Özal bu kanunu kaldırır, devletçilerin sandığı gibi döviz rezervleri azalmaz, aksine artar. Derken Kent, Marlboro satmaya başlar, kaçakçıya giden paraları fonlarda toplarlar. Toplu Konutta bir evvelki dönemi 15'e katlar, 2.5 yılda 300 bin ev yaparlar. Otobanlar açar, köprüler kurar, telekomünikasyonda Avrupa'ya fark atarlar. Bürokrasiyi azaltır, ehliyet ve pasaport almayı (evvelce yıllar sürerdi) kolaylaştırırlar. Türk gençleri dünyaya dağılır, akla gelmedik ülkelere mal satarlar. Özal, KDV'yi hayata geçirir ve vergi iadesi gibi bir usulle milleti "fiş takipçisi" yapar. Derken serbest bölgeler kurar, eski tüfekler "batarız valla" diye dövünseler de AB'ye (O zamanlar AET) girmek için kolları sıvar. Türkiye'nin itibarı çok artar, turizm patlar. Barajlar devreye girer, elektrik kesintisi yaşanmaz. İMKB düzenlenir, kâr ortaklığı ile çalışan finans kuruluşlarının önünü açarlar. ANAP mahalli seçimlerden de zaferle çıkar, 54 ili alırlar. Dalan, Altınsoy ve Özfatura belediyeciliğin kitabını yazarlar. Tarlabaşı gibi bir semti yıkar geçer, Haliç kenarında fabrika mabrika bırakmazlar. Elbette sayısız dava açılır ama yapacaklarını yaparlar, kitlelerin istifadesi mevzu bahis ise üçüncü tekil şahısları kaale almazlar. Recep Tayyip Erdoğan bile bu hakikati dile getirir; "Eğer" der, "arkamda Özal gibi bir Başbakan olaydı, yaptıklarımı üçe katlardım!" Mâlum, orakla çalışan bir köylü, biçerdöverle yarışamaz, eğeyle didinen sanatkâr robotlarla takışamaz. Mahalle bakkalı ağzıyla kuş değil balık tutsa megamarketlerle atışamaz. İşte bu yüzden Özal çiftçiyi, esnafı, sanatkârı birleşmeye çağırır "birleşin, güçlenin, kazanın! Ben zengini severim" demekten kaçınmaz. Kimsenin ağzına bal çalmaz, kimseye ulufe dağıtmaz. Destekleme alımına karşıdır ama köylüyü temiz suya, elektriğe, telefona, traktöre, okula, doktora kavuşturmaktan geri durmaz. O, daima neşelidir, askeri birlikleri bile bacağında şort, ayağında şipidik terlikle denetler, hazıroldaki komutanları sarılıp kucaklar. Samimi olduğu için "profesyonel ordu" gibi "hassas" bir kelimeyi terennümden korkmaz. Polisi dış tehditlere karşı hazırlar. Bu hadise Türk siyasi tarihine "Sivil darbe" olarak geçse de Özal'ın, Silahlı Kuvvetleri güçlendirdiği vakıadır. Türkiye o devirde zırhlı araçlar, elektronik muhabere cihazları, hatta F-16'lar yapmaya başlar. Referandumdan sonra Özal hukuka inanır ama hukukçuları bekleyemeyecek kadar sabırsızdır. Statükocular "Yunanistan ne der? BM'nin tavrı nasıl olur?" sorusuna cevap arayıncaya kadar, o Sismik Araştırma Gemisi Hora'yı Ege'ye yollar. Kıta Sahanlığı ve FIR Hattı gibi mevzularda gerginlik yaşanırken kendine has üslubu ile zeytin dalı uzatır. Papandreau İsviçre'de bir kokteyl verirken pat diye salona girer, adamı kırk yıllık dost gibi kolundan tutar, götürüp meşrubat ısmarlar. Diyalogtan kaçan Rumları köşeye sıkıştırırlar. Hürriyetleri savunması ile tanınan Özal yasaklı liderleri affedecek güçtedir ancak Orduyla karşı karşıya gelmemek için işi halka bırakır, referandum yapar. Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş kıl payı gibi bir farkla siyaset hakkı kazanırlar. Bu arada erken seçimi de aradan çıkarır, 292 milletvekili alıp işine bakar. Bu seçimde SDHP 99, DYP 59 mebus çıkarır, DSP ve MÇP barajın altında kalırlar...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.