Köroğlu Ruşen, bir gün Çamlıbel civarlarını vaziyet ederken iri yarı, kıllı mıllı bir adamın, bir genci döverek uçurumdan aşağı atmaya çalıştığını görür. Derhal ortaya çıkar, "neler oluyor bakayım orda" deyip duruma el koyar. Adam elini palasına atar, sayıp söğerek üstüne koşar. Yiğidimiz darbelerden ustalıkla kurtulur ve ters bir vuruşla adamın kılıcını elinden uçurur. Zalim adam "ben ettim yiğidim sen etme" diye zırıl zırıl ağlayınca, Köroğlu "git gözüm görmesin" diyerek, tekmeyi basar. Kurtardığı delikanlı "adım Ayvaz, Ayvaz seni bırakmaz" der, selâm çakar. Artık Köroğlu'nun kadrolu adamı olur, kırık dökük işleri o kovalar. Hatta bu yeni tarz prim yapar, Ayvaz "Köroğlu abimizin selâmı var" deyip haracı toplar. Ortalıkta görünmeyen Köroğlu'nun itibarı artar, artık hadiselere uzaktan da el koyar. Bolu'da bile ferman okutur, "hamili kart yakınımdır" dedi mi duran sular akar. Gelgelelim Ayvaz'ı yıllık izne ayırdığı günlerden birinde canı kebab ister. Mıntıkada koyun yayan Yörüklerden birine gidip "ben Köroğlu'yum" der "şurdan bir koç ayır bakalım". Çoban "yok yaa" der "öyleyse ben de Bolu Beyiyim!" Ve kepeneğinin altından değneğini çıkarır, Köroğlu'na bir ton sopa atar. At, avrat, silah... Neyse mevzuyu dağıtmayalım. Dikkat ederseniz hadisede at var, silah var... Para, itibar, uşak istemediğiniz kadar... Peki ne eksik? "Avrat!" Şimdi koca Köroğlu annesini yollayıp da komşu kızını istetecek değildir ya. Düne kadar örgülü saçlarını savura savura dolanan ancak bir mevsimde büyüyüp serpilen bir Bolu dilberi ona yakışmaz mı? Yakışır, "hele de mavili mavili" olursa. İyi ama o zaman heyecanı kalmaz. Köroğlu çalıp Kırat söyleyen ozanlar ona ritmi düşürmeyecek bir hatun ayarlarlar. Yiğidimiz Bolu Beyinin nazenin kızını (Döne bacı) araklamalıdır ki hadiseye adrenalin pompalayalar. İşte kahramanımız bir gün kale mazgallarından şarkı söyleyen berrak bir ses duyar. (Böyle bir şeyin mümkünatı yoktur, zira Bolu Beyi onca bekâr askerin arasında şarkı söyleyen kızın bacaklarını kırar) Tabii koskoca Köroğlu, Gencebaylı reklâmdaki genç gibi elektro sazını çıkarıp solo yapmaz. O gözlerini kısıp, bir bakar, pir bakar. Kız surlardan nasıl atlar, demir kapıları nasıl aşar bilmiyoruz, kır atlı prensini bulmanın saadeti ile ağır çekim koşmaya başlar. İşte burada sahne değişir, değişir ama kendini yakışıklı cengaverin kollarına attığını herkes anlar. Bu arada Köroğlu defalarca zindana girer, çıkar, meddahlar hadiseye gardiyan, zincir, kırbaç yakıştırır, reyting yapmaya çalışırlar. İskelet değişmese de hikâyeye çok şey katar, kah yılanlarla çuvala sokar, kah sivri kazıkların üstüne atarlar. Eden bulur Finalin ucu göründü ama biz yine de anlatalım... Bolu'da şenliklerin düzenlendiği bir gün Köroğlu tebdili kıyafet yaparak kaleye sızar. Bütün ünlü pehlivanları tek tek yener ve ne kadar silahşör varsa sıralar. Adamların ağırına gider, hep birlikte saldırırlar. Köroğlu elini kılıcına atmaya bile tenezzül etmez, tekme-tepük alayını hırpalar. Nihayet şeref tribününden bir el kalkar, gong vurur ve müsabıklar kaybolurlar. Bey, meçhul yiğidi yanına çağırtır ve "bre pehlivan, seni muhafızlarıma komutan yapsam gerek" diye peşrev yapar. O anda taş duvarlarda "Nnnistemem!" kelimesi çınlar. -Anlayamadım, neden? "Çünnnkü bennn huzurunnndannn kovduğunnn seyisinnnn oğluyum" der ve koca valiyi pataklamaya başlar. Beyin karizması bir anda battal olur. Köroğlu'nun eline eteğine kapanıp "başımıza sen geç" diye yalvarırlar. Köroğlu kendisi için bir şey istemez ama halkını kıramaz, zaten Beyin kızıyla evleneceğine göre bu iş müteselsilen ona düşer. Köroğlu koltuğa oturunca, uslanır durulur, sultana sadakatini sunar. Doğrusu fakiri fukarayı kollar. Ne teşvik kredi ayarlar, ne ihaleye fesat sokar. Düşünün Çamlıbel'de bir villacık bile yaptırmaz. Bu arada tövbekâr olur, topladığı haraçları iade eder, herkesten helallık almaya bakar. Sonra Hacca gider, sakal bırakır, sazını kırıp dervişlerle oturup kalkmaya başlar. Şehri hanlar hamamlarla donatır, dulları gözetir, yetimleri kollar. Bir başka rivayete göre delikli demir çıkınca eşkıyalığın tadı kaçar! Hangi kervanı çevirse namlular doğrulmaya başlar. Namertler işini yürütür, koç yiğitler sırtlarından vurulurlar. Kahpelik alır başını gider, mertler oturup pirinç ayıklarlar. Köroğlu tekaüde ayrılır, Kırat'ı dolap beygiri yapar. Destan üç aşağı beş yukarı böyle. Peki anlatım doğru mu? Elbette. En azından Köroğlu'nu alemci gibi tanıtıp sazlar, kızlar yakıştıranlarınki kadar...