Derbeder filozof J.J. Rousseau

A -
A +

Venedik Konsolosluğu'nda ne iş olsun? Ye, iç, yat... JJR'nun da keyfi yerindedir ancak bir süre sonra elpençe divan duran uşaklardan, emirlerini bekleyen astlarından, mesaiden, odadan, masadan herşeyden sıkılmaya başlar. "Şu memleket kahraman görsün" diyerek isyan eder ve önce zamanını kısıtlayan saatini satar. Ardından (zenginlik ve asalet belirtisi olan) uzun beyaz çoraplarını, ondüleli peruğunu çöpe atar. Herkesten ayrı olmak için kafasına bir kalpak takar ama bu da moda olur, Parisliler onu taklide başlarlar. 1761'de yazdığı "Heloise" duygu yüklü bir eserdir ve yer yerinden oynar. Artık kendini dünyaya düzen vermekle vazifeli hisseder, hazırladığı "Toplumsal Sözleşme" ile dikkatleri üzerine toplar. Gelgelelim "Emile" kitabı dindarları yaralar, zira JJR burada çocuğa din eğitimi verilmesine karşı çıkar. Onlar zaten fıtraten temizdirler, (burası doğru) sonra onları cemiyet kuşatır ve bozar. Ona göre çocuklar (aynen kendisi gibi) başıboş bırakılmalı, her türlü melaneti işlemeleri için önleri açılmalıdır. Pisliğe girip çıkanlar doğru yolu bulacak, iş güç sahibi, iyi aile babası olacaklardır. İşin en ters yanı kafalarına göre bir din tutturacaklardır. JJR hayal âleminde yaşadığı için bunların hırsızlık, uğursuzluk yapabileceklerine fuhşa, uyuşturucuya bulaşacaklarına inanmaz. Bu yola "Uygarlık Dini" diye alengirli bir ad takar. JJR, Uygarlık Dininin büyük bir hızla yayılacağını sanır ancak görülmemiş bir tepki alır. Parisli parlamenterler, kitabın yakılmasını ve Rousseau'nun tutuklanmasını kararlaştırırlar. Hele Voltaire küplere biner, JJR hakkında "tam bir budala, bir ucube, şarlatan, edebiyatın kanser uru, asrın pisliği, müfteri, hayvan" demekten kaçınmaz. Başına dert alır Hükümet, JJR'nun can güvenliğini sağlamakta zorlanınca onu Prusya'ya (Neuchâtel'e) yollar. Gelgelelim öfkeli Hıristiyanlar sürgünde de peşini bırakmazlar. Baskı katlanarak artar, nitekim yaşadıklarını "bütün Avrupa bana lânet okuyor. Dinsizmişim, tarnrıtanımazmışım, çılgınmışım, canavarmışım, kuduzmuşum zincirden boşanmışım..." cümleleriyle dile getirir ve İngiltere'ye kaçar. JJR, İngiltere'de kahramanlar gibi karşılanır. Londra'nın kalburüstü adamlarıyla tanışır, hatta Kral tarafından maaşa bağlanır. JJR bilgisizlerden değil bildiğini sananlardan çok korkar, nitekim korktuğu başına gelir, bilgiç İngilizlerle tez takışır ve yurduna dönmeye kalkar. Fransız hükümeti ona "koruma" garantisi verince hiç durmaz, ancak kendine komplo kurulduğunu zanneder, etrafındakilere şüpheyle bakar. Herkesin tükürüp, iğrendiği, azarlayıp itelediği "yapayalnız" bir adam olarak yaşar. Büyük alkış bekleyerek ortaya attığı "Uygarlık Dini" onu canından bezdirir, sersefil yapar. Ömrünün son günlerinde Girardin Markizi'nin himayesine sığınır, rahatı ve emniyeti sağlanır ama huzuru bulamaz. JJR'nun intihar edip etmediğini (1778) bilmiyoruz ama çılgıncasına ölümü arzular. Tenakuzlar yumağı!.. Özetlersek, JJR, zaman zaman "en tatlı şey birlikte ağlamaktır, hiçbir şey insanları böylesine yaklaştıramaz" gibi hoş şeyler söylese da "ağlayan" değil "ağlatan" olmaya bakar. "Gönlü" aklın önünde tutan bir romantik gibi görünse de aklına toz kondurmaz. Çok rahat yalan söyler, kadınları aldatır, aile hayatı yaşayamaz. Her felsefeci gibi o da ütopik gevezeliklerden medet umar. Çocuk terbiyesi üzerine cildlerce yazar ama beş çocuğunu da başından savar. Cemiyeti rahatlatacak yerde huzura bıçak çalar. İdeal insan tariflerine rağmen günü birlik yaşar. Vakit, saat, mesai problemi olmadığı için vampirlere bile imrenir onlar gibi olabilmeyi çok arzular. Zengin ve soylularla uğraşsa da daima onların himayesinde yaşar. "Doğru giden tosbağa yanlış giden atı geçer" dese de eğri yollarda vakit harcar. Gün gelir Avrupalılar aşağıladıkları adamı "kahramanlaştırırlar". Fransız İhtilalini JJR'nun mayaladığına inanır, sosyalizmin teorisyenleri arasında sayarlar. Ateistler söze "şair ne demiş" diye girer, Janjakruso'dan bir vecize (!) aktarmadan yapamazlar. Halbuki JJR, Allah'a inanır (en azından inandığını sanır). Hele yaşarken derisini yüzüp ot doldurmaya kalkan Cenevreliler onu yere göğe sığdıramaz, üniversite bahçesine devasa heykelini yaparlar. Ya bizim Janjakçılar? Batıda esen her rüzgâr gibi JJR da, Jön Türkleri peşine takar. Tanzimatçılar JJR ile yatıp JJR ile kalkmaya başlarlar. Ziya Paşa ve Milaslı avukat Franko tercüme çalışmaları yaparlar. "Milli Şef" döneminde maarife yön verenler tavizsiz birer "Janjakçı"dırlar... "Emile" gibi Batıda bile tepki alan bir kitabı Muallimler Birliğine onaylatır. Devleti alaya alan kitabı devlet imkânı ile bastırır (1943) kız meslek liselerinde (zorunlu olarak) okuturlar. Bilhassa anne adaylarının üzerine oynar, Anadolu kızlarının kafasını bulandırmaya çalışırlar...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.