Ebü'l-Hayrât Koca Murâd

A -
A +

Bazı Osmanlı tarihçilerine göre Murâd Hanın amcası Mustafa dünyalıkta gözü olmayan dervişmeşreb bir zattır. Babası Yıldırım'la birlikte Timur Han'a esir düşer ve Semerkand civarlarında kalır. Ancak ona çok benzeyen bir "sahtekâr" yerini alır, askeri böler ve nice komutanı peşine takmayı başarır. Zaten onu bu yüzden "Düzmece" adıyla anarlar. Düzmece, düzmece mi, değil mi? O ayrı mevzu ama Bizanslılar güç kaybettikçe hileden medet umar, saltanatta payı olanları kullanmaya çalışırlar. Sırf bu sayede ayakta kalır, "elimdeki şehzadeyi salarım ha" tehdidi ile yüzbinlerce altın koparırlar. Eğer kardeş kavgaları bitirilebilse, Anadolu beyleri zinde güce destek verse Osmanlılar ellerini kollarını sallayarak Atlas Okyanusuna dayanırlar. İşte Murâd Han hayatı boyunca birlik ve beraberlik için uğraşır. Rumeli'de sulh sağlar sağlamaz içlerinde İbn-i Hacer-i Askalânî, Sa'deddîn Deyrî, Abdüsselâm Bağdâdî gibi alimlerin bulunduğu ulemâdan ayrı baş çekenlerle mücadele fetvası alır. Bir anda Karamanoğullarının karşısına çıkar. İbrahim Bey pişman olur araya hatırlılar koyar. Önce bir "yeminname" yazar, küffarla yapılacak savaşlarda İslâm ordusuna katılma taahhüdünde bulunurlar. Sözlerinde durmazlar Murâd Han Anadolu'da birliği, Rumeli'de sulhu sağladıktan sonra yerini Sultan Mehmed'e bırakır, kendi Manisa'ya çekilip dervişliğe başlar. Batılıların huyudur, işlerine gelmeyen anlaşmalara uymaz, attıkları imzaları, bastıkları mühürleri tanımazlar. Nitekim Osmanlı tahtına 12 yaşında bir çocuk oturunca "fırsat bu fırsat" der, Segedin Anlaşmasını "yok" sayarlar. Kardinal Cesari "Müslümanlara verilen sözün kıymeti olmaz" deyince Macar Kralı Vladislas yeminini bozar. Yine çanlar çalar, papazlar köy köy dolanıp gönüllü toplarlar. Macarlar Türk asıllı olmalarına rağmen bu fitneye öncülük yapar; Leh, Ulah, İtalyan, Çek, Frenk ve Hırvatları peşlerine takarlar. Padişah bensem... Haçlı ordusu yaka yıka ilerler, Sultan Mehmed bakar iş ciddi, Murad Han'a bir mektup yazar. "Baba" der, "Padişah sen isen gel ordunun başına geç, yok ben isem emrediyorum gel ordunun başına!" Murâd Han "başüstüne" der ve haçlıları Varna'da karşılar. Kral Vladislas'ı öldürür, düşmanı dağıtırlar, ünlü komutan Hunyadi Yanoş meydandan kaçar. Haçlı âlemi Varna yenilgisini bir türlü kabullenemez, adı "kahraman"a çıkan Jan Hunyad silbaştan asker toplar ve 90 bin kişilik muazzam bir ordu ile yola çıkar. Osmanlılar onları Kosova'da karşılarlar. 2. Murâd Han, 2. Kosova Savaşını da kazanır. 1. Kosova'da şehid olan 1. Murâd'ın (Hüdavendigâr) kanını yerde komaz. Hunyadi Yanoş yine kaçar. Osmanlılar o hızla Mora yarımadasına uzanır, bir yandan Murâd Han diğer taraftan akıncı beyi Turahan, Serez-Korent hattına yayılırlar. O güne kadar cür'etkâr tecavüzlerde bulunan Mora Despotunu (ki Bizans İmparatorunun kardeşidir) hizaya sokar, bayrağımızı dalgalandırırlar. Murâd Han, uzun süredir karışık olan Arnavutluk'a da bir sefer açar ama tamamlayamaz. Vefat edince onu çok sevdiği Bursa'da Muradiye Camii avlusuna (oğlu Alaaddin Ali'nin yanına) defnederler. Murâd Han, Çandarlı'ya verdiği vasiyetinde "üstüme yağmur yağsın" dediği için kubbeyi açık bırakırlar. Murâd Hanın çok fazla şahsi malı yoktur, para edecek bir yakut yüzüğü vardır, onu satar fakire fukaraya dağıtırlar. İtidalden şaşmaz Sultan Murâd genç yaşta başa geçmesine rağmen itidalden şaşmaz. Ankara Savaşından sonra büyük bir sarsıntı geçiren devleti ustalıkla toparlar. Timur'un oğlu Şahrud ile asla takışmaz. Ne zaman Rumeli'ye yönelip Avrupa içlerine doğru ilerlese arkadan vurulur. Aydınoğulları, Germiyanoğulları, İsfendiyaroğulları ve özellikle Karamanoğullarını cezalandıracak güçtedir ama bunu yapmaz. Avrupa'da çok zafer kazanır ama kan dökmekten hoşlanmaz, kaçan düşmanı asla kovalamaz. Bugün karşısına çıkanların yarın yanında olabileceklerine inanır. Ve dediği gibi de çıkar. Hasılı çok sıkıntı çeker, akıl almaz ihanetler yaşar ama hepsini içine atar. Fatih'in nesline dikensiz gül bahçesi sunar. Murâd Han, gece gündüz devletin selametini düşünür, özellikle hasımlarından kız alır, hısımlık tesis ederek düşmanlıkları bitirmeye çabalar. Dört hanımı olur ama dört gün olsun başbaşa kalamazlar. Geriye ne kaldı? Murâd Han memleketi çil çil kubbelerle donatır, bunların tamir ve bakımları için vakıflar kurar. Bursa Muradiye Külliyesi ve Edirne Üçşerefeli Cami hâlâ müminlere kucak açar. Özellikle yol ve köprüye çok para harcar, her yıl Kudüs, Halîl-ür-Rahmân, Mekke-i mükerreme ve Medîne-i münevvere yoksulları için otuz beş bin altın yollar. Ulemayı sanatkârı ve özellikle Ehl-i beyti çok kollar. Babasının (Çelebi Mehmed'in) yaptığı gibi Haremeyn halkına hediyeler gönderir dua almaya bakar. Murâd Han şairlerin bile ciddiye aldığı beyitler yazar, Molla Yegân gibi âlimleri yanında tutar, bunlar pek çok eseri Türkçeye kazandırırlar. Sohbetten çok hoşlanır, dinlediklerinden hisse kapmaya bakar. Dünya için hırslı değildir, nitekim bir gün vezîri İbrâhim Paşaya döner "Bre Koca Çandarlı!" der, "bu dünyâda arzûlanan nedir ki? Oğul evermek, kız çıkarmak... Allahü teâlânın izniyle ikisini de yaşadık. Geriye îmân ile gitmek kaldı."

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.