Ecel geldi cihâna...

A -
A +

Ecelin sözlük anlamı, belli vakit demektir. Din kitaplarında, hayâtın sonu olarak kullanılmaktadır. Hayat sâhibinin yani canlının ölümü için Allahü teâlânın takdir ve tâyin ettiği vakit demektir. Hadis-i şerifte; (Allahü teâlâ insanları yaratırken, ecellerini, ömürlerini ve rızıklarını takdir etmiştir) buyurulmaktadır. Herkesin belli bir eceli vardır. Bu ecel hiç değişmez. Ecel gelince, Azrâil aleyhisselâm, insanı nerde olursa olsun bulur. Ecel, ileri ve geri gitmez. İnsanın ömrü değişmez. Çok olur ki, kaçmak ölüme sebep olur. Herkesin eceli, belli bir sebebe bağlıdır. Vakit tamam olunca, sebepler zinciri devreye girer. Bunun için, "Ecel geldi cihâna, baş ağrısı bahâne" denmiştir. Allahü teâlâ, bu dünya hayatında ölümü yaratmıştır. Bunun için ecel, ileri gitmediği gibi, öne de alınmaz. Takdir edilenden eksik veya fazla olmaz. Allahü teâlâ, emrini, her nerede hükmettiyse, o kişi, malını, evlâdını ve her şeyini bırakıp, o yere gider. O kimse, ecelinin geldiği yere gitmeden, ruhunu teslim etmez. Herkes, eceli geldiği zaman ölür. Arâf sûresinin 33. âyetinde meâlen; (Ecelleri geldiği zaman, onu az zaman ileri ve geri alamazlar) buyurulmaktadır. Levh-i mahfûzda yazılıdır... Bir kimsenin doğmadan önce, ne kadar yaşayacağı, nerede öleceği, hangi sebepten ruhunu teslim edeceği ezelde takdîr edilmiş ve bunlar, Levh-i mahfûza yazılmıştır. Bu sebepledir ki; Azrâîl aleyhisselâmın gelip canımızı zorla alacağı, ecel arslanı pençesini bize takacağı, can verme acılarının başımıza geleceği, şeytânın, îmânımızı çalmak için kasdedeceği, dostlarımızın, vah vah öldü, siz sağ olun, diye evlâdlarımıza taziye edecekleri vakti düşünmemiz lazımdır. İmâm-ı Rabbânî hazretleri, bir talebesine hitaben buyuruyor ki: "Ecel gelince, insanı uyandıracaklar, gözleri kulakları açacaklar. Fakat, o zaman pişmânlık işe yaramayacak. Rezîl olmaktan başka, ele bir şey geçmeyecektir. Hepimize ölüm yaklaşıyor. Âhiretin çeşit çeşit azâbları, insanları bekliyor. İnsan öldüğü zaman, kıyâmeti kopmuş demektir. Ölüm uyandırmadan ve iş işten geçmeden önce uyanalım! Her geçen an, ömrümüzü azaltmakta, ecel zamanını yaklaştırmaktadır. Bugün aklımızı başımıza toplamazsak, yarın âh etmekten ve pişmânlıktan başka elimize bir şey geçmez. Bu birkaç günlük sağlık zamanında, İslâmiyyete uygun yaşamaya çalışmalıyız! Ancak böylece kurtulmamız umulur. Dünyâ hayâtı, iş yapacak zamandır. Keyf yapacak, eğlenecek zaman ileride gelmektedir. Orada, dünyâda yapılan işlerin karşılığı ele geçecektir. İş zamanını eğlence ile geçirmek, çiftçinin tohum ekmemesi ve mahsûl almaması gibidir..." "Hâlimiz nice olur?" İmâm-ı Gazâlî hazretleri nefsine hitaben buyuruyor ki: "Ey nefsim! Ecel sana yaklaşmakta, Cennet ve Cehennemden biri, seni beklemektedir. Ecelinin, bugün gelmeyeceği ne malûm? Bugün gelmezse, bir gün elbette gelecek. Başına gelecek şeyi, geldi bil! Çünkü, ölüm kimseye vakit tayin etmemiş, gece veyâ gündüz, çabuk yahut geç, yazın veyâ kışın gelirim dememiştir. Herkese ansızın gelir ve hiç ummadığı zamanda gelir. İşte ona hazırlanmadın ise, bundan daha büyük ahmaklık olur mu?" Abdülazîz bin Ebû Revvâd hazretlerine; "Nasıl sabahladın?" diye sorulunca, ağlamaya başlar. "Niçin ağladın?" dediklerinde; "Ölümü unutmuş, üstelik günahları da çok olan kimsenin hâli nasıl olur. Ecel, süratle geliyor, ömür her gün eksiliyor. Akıbetin Cennet mi, Cehennem mi, ne olacağı bilinmiyor. Ya Cehennem olursa, hâlimiz ne olur?" cevabını vermiştir. Bir gün Behlül Dânâ hazretlerinin evine hırsız girmiş, evde ne bulduysa götürmüştü. O da doğruca kabristânlığa gider ve kapısına oturur. Bunun farkına varanlar başına toplanıp; "Niçin hırsızın peşinden gitmedin de buraya geldin?" derler. Onlara; "Yolunu şaşırmış o adamcağızı burada bekliyorum" diye cevap verir. Bu söze oradakiler kahkaha ile gülerler ve; "Hay Allah iyiliğini versin, o adamın burada ne işi olur ki?" derler. Bunun üzerine Behlül Dânâ hazretleri; "Siz hiç merak etmeyin o mutlakâ bu kapıya gelecek. Ecel onu buraya getirecektir" buyurur. Bu sözler üzerine herkes derin düşüncelere dalar. Abbâsî Halîfelerinden Hârûn Reşîd, İmâm-ı Ebû Yûsuf hazretlerinden nasihat isteyince, ona hitaben yazdığı mektupta; "Bugünün işini yarına bırakma, yoksa işleri ve hakları zâyi edersin. İstekler bitmeden ecel gelir çatar. Ecel gelip çatmadan sâlih amel işle. Çünkü ölüm gelince, amel yapılmaz" buyurmuştur. Hiç kurtulan var mı? Hasan-ı Basrî hazretleri de, halife Ömer bin Abdülazîz hazretlerine yazdığı mektupta; "Dünyâya düşkün kimse, murâdına kavuşamaz. Bir gün olsun rahat nefes alamaz. Her gün, ayrı bir düşünce, keder getirir. Derken dünyâya o kadar dalar, ömür biter de ecel bir gün onu yakalayıverir. Sonunda, azıksız âhiret yolculuğuna çıkmak zorunda kalır. İşte böyle duruma düşmekten sakın" buyurmuştur. Netice olarak, şu beyitte ifade edildiği gibi: Ecel bir gün gelir, ondan aceb kurtulan var mı? Hiç ölmem diyenler ölmüş, bakın hiç kurtulan var mı?

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.