Şeyh Şamil tam on yıl 2. Aleksandr'ın esiri olarak yaşar, saçı sakalı ağarır, silah tutacak dermanı kalmaz. Şimdi tek arzusu vardır: "Haremeyn'le kucaklaşmak!" Osmanlı elçisi aracı olunca Çar bu isteğe mani olmaz, ancak tedbir olarak oğulları Gazi Muhammed ve Muhammed Şafii'yi alıkoyar. Hacc'ı ifa ettikten sonra "derhal" Rusya'ya dönmesini "şart" koşar. Büyük Mücahid 1870 yılında yola çıkar, haberi alanlar sahile iner Rus vapurunun yolunu gözlemeye başlarlar. Gemi Kabataş açıklarına demir atar, Abdülaziz Han, Şeyh Şamil'i saltanat kayığı ile aldırır, bizzat Dolmabahçe Sarayının kapısında karşılar. "Babam kabrinden kalksa ancak bu kadar sevinebilirdim" der, bağrına basar. Bugüne kadar onlarca kral, binlerce emir ağırlayan İstanbul'da yer yerinden oynar, halk "Kafkas Kartalı"nı görebilmek için saraya koşar. Şeyh ve naipleri Dersaadette şanlarına lâyık ağırlanırlar. Ancak büyük mücahidin Haremeyn-i şerifeyn hasreti dayanılacak gibi değildir, Sultan'ın kendisine tahsis ettiği bir gemi ile Hicaz'a doğru yelken açarlar. Lebbeyk!.. Mısır Hıdivi İsmail Paşa onu İskenderiyye'den alır, birlikte Kahire'yi dolaşırlar. Amr İbn-i As, Seyyidet Nefise, İmam-ı Şarani ve İmam-ı Şafii hazretlerinin kabirlerini ziyarette bulunurlar. Burada Cezayir bağımsızlık hareketinin unutulmaz lideri Kadiri büyüğü Emir Abdülkadir ile tanışır, Müslümanların çilesinden, mücadelesinden konuşurlar. Kızıldeniz üzerinden Cidde limanına ulaşan Şeyh Şamil'i, bizzat Mekke Emiri Şerif Abdullah karşılar. Eşraf pervane olur, kalabalığı meydanlar almaz. Kimseye yapmadıklarını yapar Şürefa (şerifler) dairesini emrine açarlar. O yıl haccı ekberdir, müminler Mükerrem Mekke'ye sığamazlar. Hepsi de Şamil'in elini öpmeyi, duasını almayı arzular. İzdiham önlenemeyecek kadar artınca hükümet makamları İmam Şamil'i Kâbe'nin üstüne çıkarırlar, oradan ümmet-i Muhammedi selamlar. Arayı arayı... Şeyh Şâmil, haccını eda ettikten sonra, bir ömür uğrunda savaştığı Server-i âlemin huzûr-ı şerîflerine gitmek için, Münevver Beldenin yollarına düşer. Nurlu Medine görününce öyle heyecanlanır ki anlatılamaz. İki gözü iki çeşme ağlar, hocasının (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî'nin) şiirini terennüme başlar "Server-i âlem sana âşık olup da, yanarım! Her nerede olsam o güzel cemâlin ararım... Şeyh Şâmil şehre girer girmez yıkanır, paklanır, güzel kokular sürünerek Resûlullah'ın huzûr-ı şerîflerine çıkar. Mübârek ayak uçlarında durur ve tarifsiz bir aşkla "Essalâtü ves-selâmü aleyke yâ Resûlallah!.. Essalâtü ves-selâmü aleyke yâ Habîballah!.. Essalâtü ves-selâmü aleyke yâ Seyyidel evvelîne vel-âhirîn" diye fısıldar, gözyaşlarıyla şefaatlerini arzular. Medineliler çok net bir şekilde Efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) selâmına mukâbele ettiğini duyarlar. Büyük mücahid daha Medine yolunda iken Nakibül eşraf (seyyidlerin şeriflerin reisi) rüyasında Peygamber Efendimizi görür, Fahr-i âlem ona İmam Şamil'den söz açar "hürmette ve hizmette kusur etmeyin" buyururlar. Ehli beyt kutlu misafiri el üstünde tutar, Seyyid Ahmed er-Rufai'nin evlatlarına tahsis edilen bir dergahta ağırlarlar. Darısı başımıza Abdülaziz Han, Şeyh Şamil'e bir güzellik daha yapar, ahir ömrünü Medine'de geçirebilmesi için Çar'dan izin koparır ve rehin tutulan oğullarından Gazi Muhammed'in kurtulmasını sağlar. Ancak Gazi Muhammed babasına ulaşamaz. Şeyh Şamil'in son anlarında başında şeyh Ahmed er-Rufai ve henüz 7 yaşında bulunan Muhammed Kamil Efendi bulunurlar. Büyük mücahid okunan ayetlere iştirak eder ve huşu ile gözlerini yumar. Son sözü Kelime-i şehadet olur ve o an ortalığı tarifsiz bir gül kokusu sarar. Şeyh Ahmed er-Rufai odayı kaplayan rayihayı tayyibeyi işaret edip, "şehitlik âlameti" buyururlar. Sevenleri Şeyh Şamil'i Cennetu'l-baki kabristanına defneder, âlemlerin Efendisine komşu yaparlar. Ne yazık ki bu destan gençlerimize lâyık-ı vechile anlatılamaz. Bu mücadeleyi masal gibi dinleyip kemiyet hesabına vuranlar "iyi de, şimdi Şeyh Şamil galip mi geldi, mağlup mu oldu" diye sorarlar. Türkiye dimdik ayakta olduğuna ve birileri hâlâ sıcak denizlere inemediklerine göre, cevap gün gibi ortada... Şamil der ki: * Ölüm, Müslümana vuslattır, kâfire azap! * İnsanların en soylusu Allah'tan en çok sakınandır! * Arkadaşını affet; affettiğini hatırlama ve hatırlatma! * Vay gelmiş Allah'ın verdiği nimetleri günah yolunda harcayanın başına. * Kılıç cennetin anahtarıdır. Sabret ve korkma. Ecel gelmedikçe ölüm olmaz. * Allahü teâlâ hürriyeti makbul kullarına bahşeder, bu nimetin kıymetini bilmeyeni kölelik bekler. * Çocuklarınıza tevhid için savaşmayı ve Allah yolunda ölmeyi öğretin. Cihad meydanında kuyruk değil, baş olsunlar. * Allah vardır birdir, O (Celle Celalüh) güçlülerin beceremediklerini, zayıflara başartmaya kaadirdir. * Hakk'a giden yollar yıldızlar kadar çoktur ve ben onlardan birine (kendisi Nakşibendidir) talibim. * Hocanızdan keramet beklemeyin; şeriata bağlı olduğunu bilmeniz yetmez mi?