Egoist komünist Enver Hoxha

A -
A +

Enver Hoxha, gıda, sağlık, eğitim, barınma gibi dertlere çare olamayınca halkı meçhul düşmanlarla oyalar, kalplerine korku salar. Hazinedeki üç kuruşu beton koruganlara harcar, dağa, taşa mevzi kazar. Bakın bu koruganlar bildiğiniz futbol topunu andırırlar, anlatılanlar doğruysa Enver Hoxha sağlamlığını test etmek için bunları tasarlayan mühendisleri içine tıkar, dışarıdan top tüfek tabanca ne varsa üstlerine sıkar. Doğrusu koruganlar vazifelerini yapar, mühendisler sağ salim çıkarlar. Bu hızla daha fazla iskelet kurar daha fazla demir çimento kullanır lar. Efendim okul yokmuş, hastane lazımmış, köprü gerekmiş kimin umurunda? Sermayeyi marasız betonlara yükler ve nedeeen sonra modern muharebelerin farkına varırlar. Bu komik kürelerin asrın savaşlarında bir işe yaramayacağını anlayınca alayını boşaltırlar. Dağ başlarındaki alametler kurtlara kuşlara yuva olurlar. Dini inançları tamamen ortadan kaldırdığını zannederek "dünyanın ilk ateist devletini" kuran Enver Hoxha gölgesi ile kavga eden bir adamdır. Ona göre Troçkistler, Titocular, hatta Kruşçev ve Brejnev, hepsi ama hepsi revizyonisttirler. Herkesle kavgalı Evet Karl Marks'ı okur ama anlayamazlar. Hele Avrupa Komünistleri resmen ve bizzat Anti-Komünisttirler. Onları "kapitalizmin neferi" diye yaftalar. Hoxha, Güney Amerikalı gerillaları (Castro, Che filan) maceracı bulur, Çin devrimini ise yolda kalmış, hatta yoldan çıkmış bir devrim sayar. Döner dolaşır Maocularla da köprüleri atar, onları Marksist ekonomiye, Marksist felsefeye ve Marksist sınıf mücadelesi öğretisine ihanetle suçlar. Adam kimseyle uzlaşmaz, haddi zatında bir devlet yönettiğini de anlayamaz. Sol örgüt eline düşmüş liseli tıfıl edasıyla faşist işgal, emperyalist baskılar, sınıf savaşı edebiyatı yapar. Hoxha ısrarla işçi iktidarından bahse kalkar ama hiçbir işçi partide yükselemez ve hiçbir proleter bakanlık koltuğuna oturamaz. Kaldı ki Arnavutluk bir sanayi ülkesi değildir, memlekette işçiler parmakla sayılırlar. Millet köylü ve çiftçidir, çorbayı bağından bahçesinden, ineğinden davarından çıkarmaya bakar. Ben... Yine ben Enver Hoxha'nın defterinde samimiyet ve vefa gibi kelimeler bulunmaz. Beraber yiyip içtiği adamlarına bile dayanamaz, en yakın yoldaşı Mehmed Şehu'yu gözünü kırpmadan kurşunlatır, intihar süsü verdirip mezara tıkar. Ardından aleyhinde bir kampanya başlatır, Amerikan ajanlığı ile suçlayıp, mezar taşını bile paralar. Yetmez sülalesini kazır, eş ve çocuklarını birer ikişer yanına yollar. Şu işe bakın Şehu'nun kardeşlerinin de tek tek intihar edecekleri (!) tutar. Kimi gece kalkıp beynine kurşun sıkar, kimi çayına şeker yerine zehir katar. Kendini kuyulara atanları mı ararsınız, ipe asanları mı? Bu arada yalakaları yürüyüşe geçer "Hoxha nerede, biz oradayız" diye yırtınırlar. Elbette kendisinden sonra da birileri kürsülere çıkacak, statlarda alkışlanacak, radyolarda konuşacaktır. Belki de heykellerini diktirecek, paralara resmini bastıracaktır. "Ulu Rehber" bunu bilir ama kimseye yakıştıramaz, makamına sulanana asla dayanamaz. Yoldaş ölür ama... Enver Hoxha 46'dan 85'e kadar koltuğunu bırakmaz, hatta savunma ve dışişleri bakanlığını da üstlenir, bildiriler yayınlayarak, manifestolar okuyarak milleti uyutur, ortada tek müteşebbis kalmaz. Hani masa yumruklamakla işler rayına otursa... Sloganlar sadece kulağa hoş gelir, dertlere çare olmaz. Duvarlara çizilen genç güçlü ve mutlu proleterya tasvirleri karın doyurmaz. Komünizm, memleketin 60 yılına ipotek koyar. Böylesine yırtıcı bir milleti uyuşturur, üç kuruşa muhtaç yapar. Arnavutlar Afrikalıların bile gerisinde kalırlar. Şehirler köye döner, insanlar takibata uğrama korkusundan babalarına bile açılamazlar. Devlet habire alır ama hizmet sunmaz. Partililer milletin derisini yüzer rüşvet, iltimas kök salar. Enver Hoxha, Nisan 1985'te ölür ama yerine geçen Ramiz Alia aynı tüfeğin demirindendir, değişen bir şey olmaz. Yerli Komünistler Hoxha'nın heykellerini yıkar, Ramiz'in posterlerini asarlar. Halk yine et, süt, yumurta bulamaz, bir dilim ekmek için vesika peşinde koşar... Bu arada "Kızıl Mafya" güçlenir, ayaklarına takılanların evlerini bahçelerini yakarlar. AIDS, sıtma, kolera, verem, çocuk felci, katlanarak artar, hırsızlık vakayi âdiyyeden sayılır, kirli hava ve kirli sular canlarından bezdirmeye başlar. Çivisi çıkınca Kominizmin iflasından, duvarların yıkılmasından sonra partili komünistler çok uluslu firmaların temsilciliklerini kapar, kapitalist olurlar. Eski kızıllar yine çok kazanır ve yine farklı yaşarlar. Yeni düzenin de vicdanı yoktur, polis şefleri bile kanunsuz işlere bulaşır, mafya fidan boylu Arnavut kızlarını kaçırıp Batılı fuhuş merkezlerine satar. Özallı yıllarda yönetime gelen Sali Berişa, İslam dünyasına yakın duran idealist bir liderdir. Lâkin onu suni krizlerle devirir, Rum yanlısı Fatos Nano'yu koltuğa oturturlar. Vatikan ülkeye kamyonla para akıtır, hangi taşı kaldırsan altından bir misyoner çıkar. Ne yazık ki dolarlar saçılınca kaymalar, sapmalar başlar. Arnavutluk'ta yaşı ellinin üzerinde olanlar Türk İslam isimleri taşır, ancak son yıllarda çocuklarına Edith, Artan, Elora, Elena gibi isimler takıyorlar. Hasılı Enver Hoxha'nın çabaları sadece Batılı emperyalistlere yarar. Dileriz Arnavutluk Arnavutların olmaktan çıkmaz.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.