Eli maşalı müdire Florance Nightingale

A -
A +

Hemşirelik fedakârlık isteyen bir iştir ve idealist insanlara yakışır. Bir ara sütlü kahve renkli cildiyle gerçekten sevimli ve bilgili bir hemşire olan Jamaikalı Mary Seacole Selimiye kışlasındaki İngiliz hastanesinin kapısını çalar. Para pul istemez, gönüllü olarak çalışmayı arzular. Böyle bir elemana gerçekten çok ihtiyaç vardır. Başhekim yorgun kızcağıza yer gösterir, "sıcak, soğuk ne alırdınız" diye sorar. Ancak Florans kendisini gölgeyecek bir hemşireye asla dayanamaz, hışımla içeri girer ve "hayır hanımefendi burada çalışamazsınız" diye yokuş yapar. Başhekim onun gücünü bildiği için alttan almaya çalışır ama geri adım atmaz "dışarı çıkar mısınız" diye haykırır ve Mary'i yaka paça sokağa atar. Kızcağız bu işe baş koymuştur, yıkılmaz, kendi imkânları ile cepheye (Kırım'a) gider ve hemşirelik adına büyük işlere imza atar. Belki de hemşireler günü (12 Mayıs) olarak kaprisli Florans'ın değil, idealist Mary'nin doğum gününü baz alsalar daha mânâlı bir iş yaparlar. Florans bırakın adsız sansız bir kızcağızı, koskoca İstanbul Büyükelçisi Lord Stratford'u bile azarlar, yaralıları ziyaret için hastaneye gelen kurt politikacıyı kovmaktan beter eder, nezaket sınırlarını zorlar. "Hanımağa" Selimiye Kışlasının en manzaralı kulesini kendine tahsis eder, uşaklar kapısında susta dururlar. Rakiplerini tek tek sindirdikten sonra işe biraz estetik ve romantizm katmaya bakar. Gündüzleri yatar, gece feneri alıp hastahaneyi turlar. Fenerin gölgeli ışığı ile yarım yamalak aydınlanan bir kadın siması en kaba erkeğin bile ruhunu okşar. Kandilini gezdirir O devir hemşireleri damardan girerler mi, dikiş atarlar mı bilmiyoruz ama Florans hiçbir işin ucundan tutmaz. Ne ilaç verir, ne çarşaf değiştirir, ne pirinç ayıklar, ne de soğan soyar. Gün battı mı eline kandili alır, hastahaneyi turlar. Rüzgâr gibi kapıların arasından süzülür, koğuşlara girer çıkar. Bu yüzden ona "gece esintisi" manasına gelen "Nightingale" adını yakıştırırlar. Bu "lambalı hemşire" masalı o kadar çok anlatılır ki ilk mektep çocukları ampulü Edison, Florasan lambayı ise onun bulduğunu sanırlar. Halbuki ona bu adı bir İtalya gezisi esnasında (Floransa'da) doğduğu için koyarlar. Bu hırslı kadına İstanbul yetmez, yöredeki hastahanelere de el atar. 1855 yılında Kırım Balaklava Hastanesine musallat olur. Ancak hava değişimi bünyesini sarsar. Onu özel bir bakıma alır ama gönlünü alamazlar. Hekimler ellerinden geleni yapsa da kaprisli kadın memnun olmaz. Tek mektupla başhekimi (Dr. Hall) görevden aldırır, tabiplere korku salar. Florance sadece 2 yıl sonra İngiltere'ye döner, onu mühim bir şahsiyet gibi karşılar, Kraliçe Viktorya'nın huzuruna çıkarırlar. O güne kadar hiçbir kadına verilmeyen "Liyakat Madalyası" ile onurlandırırlar. Çat kapı Savaş Bakanı Lord Panmure ile görüştüğüne bakılırsa gücünün doruğundadır. Kadınlara düşman Nitekim onca hekim ve subay varken Kraliyet komisyonunda ordu sağlığından sorumlu üye olur. "Engin bilgi ve birikimiyle" Şarkı, Garbı aydınlatmak için yollara çıkar. Hindistan mâlum sıcak ve rutubetli bir ülkedir, koğuşlar ekşi ekşi ter kokunca hanımefendiyi sıkıntı basar. Hekimlerin itirazına rağmen camları açtırtır ama dışarısı daha sıcak ve daha rutubetlidir, üstelik börtü böcek, akrep çıyan içeri sızar. Kan kokusu alan sivrisinekler zevkten çıldırır, adeta şölen yaparlar. Tabipler camların örtülmesi için yalvarır, yakarırlar. Haşmetmeap o buz gibi sesiyle "No!" buyururlar. Ardından Panama Hastahanesine el atar, bulaşıcı hastalıkların, özellikle "sarı humma"nın yerleşip yayılması için "yeterli ve gerekli" şartların tamamını sağlar. Lambalı ablamız, görev aşkı ile yanıp tutuştuğundan olacak kendine bakamaz. Dişleri çürür, saçları dökülür ama "sağlık havariliği"ni kimselere bırakmaz. Basını ustalıkla kullanır ve milleti ayaklandırıp 45 bin sterlin para toplar. Bununla St Thomas Hastahanesinin yanında bir hemşire mektebi yaptırılır. İngiliz Hükümeti onun gibi bir "kahraman"a sırt çevirecek değildir. Hemşire okulunun başına leydimizi oturtur, bütün yetkiyi bu "disiplin budalası"na bırakırlar. Beklendiği gibi eli maşalı bir müdire olur, zavallı kızcağızlara nefes aldırmaz. Florans, yaşlandıkça aksileşir ve cins-i latifi düşman gibi görmeye başlar. Ona göre kendisi dışında bütün kadınlar, "erkeklerin iğrendiği işleri" yapmalı, baskı altında tutulmalı ve aşağılanmalıdırlar. Hasta bakıcılık nelerine yetmez, onların "hekim" ve "eczacı" olmalarına "şiddetle" karşı çıkar. Bizden duyurması, feministler gereğini yapsınlar...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.