Hazret-i Enes, elbette sünneti seniyyeyi iyi bilir ve buna uygun yaşar. Server-i âlemin yaptıklarını yapar, yapmadıklarından sakınmaya bakar. Efendimiz'in "nudar" ağacından yapılmış bir kaseleri vardır ki genişliği derinliğini aşar. Bu kabı Hazret-i Enes saklar, demir halkasından duvara asar. Bir ara maşrapa için daha sanatlı bir halka düşünür, ancak babası (Ebû Talha) "Sakın ha" der, "Resulullah'ın kâsesini bile değiştirmeye kalkma!" Düşünün O'nun kâsesini bile "olduğu gibi" korumaya çalışan sahabeler Hadis-i şerif naklinde ne kadar hassastırlar. Efendimiz bir gün "Ey Enes biliyor musun Müslüman kardeşini sevindirenler mağfiret olunurlar. Onun üzüntüsünü giderirsin, yahut içini ferahlatırsın, mal verirsin ya da borcunu ödersin. Yahut kendisi yokken çoluk çocuğunu gözetirsin" buyurdukları için dersine girenleri yedirir, içirir, ceplerine harçlık koyar. Verdikçe artar Hazret-i Enes hatırı sayılacak kadar zengindir ama fukara gibi yaşar. Dağıttıkça malı artar ve buna hiç şaşmaz. Talebeleri onun sohbetinden büyük bir haz duyar, kirden pastan arınırlar. İşte Hasan-ı Basrî, Süleymân Teymî, Ebû Kılâbe, El-Müzenî gibi pırlantalar ondan feyz alırlar. Mübarek güler yüzlüdür, "bin kişinin dostluğuna, bir kişinin düşmanlığını satın" der münakaşadan çok kaçar. Enes radıyallahu anh, Peygamber Efendimizin hizmetinde bulunduğu yıllarda birçok kez vahye şahit olur. Ayet-i kerimelerin mânâlarını bizzat "Şeriatin Sahibinden" öğrenir, kendi anladığını değil bunları aktarmaya bakar. Basra'da vefât eden son sahâbî odur. Gasl, techiz ve tekfinini Muhammed bin Sîrîn (rahmetullahi aleyh) yapar. Vefât ettiği yere defneder, (vasiyeti üzerine) Resûlullah efendimizin mübârek saçlarından bir miktar kabrine koyarlar. Resul-i Ekrem efendimiz çocukları reyhan çiçeğine benzetir, "çocuk kokusu cennet kokusudur" buyururlar. Zaten Server-i âlemi gören çocuklar hemen yanına koşar etrafını sararlar. Her biriyle tek tek ilgilenir, hatırlarını sorar. Hatta bir keresinde mübarek ağızlarına su alarak, Mahmud bin Rebii'nin (beş yaşlarındadır) yüzüne püskürtür, saçlarını okşarlar. Bir gün Hazret-i Aişe'yle birlikte Hazret-i Zeyd'in oğlu Üsame'yi yıkarlar, çocuğu neşelendirmek için duyulmadık latifeler yaparlar. Bir defasında da torunu Hüseyin'le kovalamaca oynarlar. Mübarek çocuk zig zag çizerek kaçmaya başlar, Efendimiz de onun gibi ufak adımlar atar, bir sağa, bir sola koşarlar. Sonunda yakalayıp öper ve "Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin'denim" buyururlar. Efendimiz zaman zaman Hasan ve Hüseyin'i sırtlarında taşırlar. Bir defasında Hasan'la, Hüseyin'i güreştirir, lâkin Hasan'ın tarafını tutarlar. Hazret-i Fatıma dayanamaz: "Ya Resulullah, neden Hasan'ı tutuyorsunuz." deyince "Görmüyor musun? Cebrail de Hüseyin'i tutuyor" buyururlar. Hazret-i Enes'in çocukluğu da Efendimizin yanında geçer ve Allahın Habibi ile unutulmaz hatıralar yaşar. Bir gün Enes bin Mâlik Resulullah efendimizle mescidden çıkıyorlardır ki bir adam yaklaşıp sorar: - Ya Rasulallah! Kıyamet ne zaman kopacak? - Peki, sen onun için ne hazırladın? - Doğrusunu isterseniz çok namaz kılamadım, çok oruç tutamadım. Lâkin Allah'ı ve Resûlünü çok seviyorum. Efendimiz "Sevdiklerinle beraber olursun" buyururlar ki Hazret-i Enes dahi bu müjdeyle çok ferahlar. Son günlerinde Efendimiz bariz bir şekilde rahatsızlanırlar. Medînelileri nasıl bir hüzün sarar anlatılamaz. Sevgili Peygamberimiz ıstıraplarına rağmen, mescide geçer, minbere çıkarlar. Üzerlerinde, uzun bir hırka, başlarında siyah bir sarık vardır. Hutbelerinde ensarı vasiyet eder, onların kollanmasını arzularlar. Bu, Efendimizin son Hutbeleri olur, Medineliler gül yüzlü Server'e hasret kalırlar. Hazret-i Enes "Sevgili Peygamberimizin Medîne'ye geldikleri günü de, vefât ettikleri günü de gördüm. Müslümanlar birincisi kadar sevinçli; ikincisi kadar elemli gün yaşamadılar. Allahü teâlâ hiçbir Peygamber göndermemiştir ki yüzü ve sesi ümmetinden daha güzel olmasın. Efendimiz ise peygamberlerin güzeliydi" buyururlar. Efendimizden: * Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz. * Ey Oğul, Elinden geldiği kadar abdestli ol. Zira abdestli olarak ölene şehidlik verilir. * Kendiniz için istediğinizi, kardeşiniz için de istemedikçe, gerçek mü'min olamazsınız. * Eğer siz benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız. Hazret-i Enes bunlar gibi nice hadîs-i şerîf (2230 tane) bildirir, zaten en çok hadis nakleden yedi sahabeden (Muksirundan) biridir.