Eşkıyalıktan evliyalığa! Fudayl bin İyad

A -
A +

Yer Horasan... Hicri 130 yılları filan... Ebiverd, yiğidin harman olduğu bir kasabadır ancak Fudayl uzun boyu, geniş omuzları ile onca yiğidin arasından göze batar. Doğrusu kalıbının adamıdır, okunu herkesten uzağa atar, attığını vurur, vurduğunu yıkar. Çılgıncasına at sürer, umulmadık yerlerde ortaya çıkar. Evet o beldede kılıcıyla örs doğrayan, kargısıyla kaya kıran cengaver çoktur ama Fudayl'a namlı mimli silahşörler bile dikiş tutturamazlar. Dahası o, rüzgârın, bulutun, ağacın, suyun dilinden anlar, adeta tehlikeyi koklar. Felaket iz sürer ve bin çeşit pusu atar. İnanın, bu kalitede bir savaşçı sultanın eline geçse tereddütsüz komutan yapar. Fudayl böylesine sert ve bu kadar ters bir dövüşen bir muharip olmasına rağmen insan canlısıdır, kimseye "hayır" diyemez, arkadaşlarının sözünden çıkamaz. Kasabanın işsiz güçsüz gençleri de Fudayl'ın etrafında toplanır, bir nev'i "çete" kurarlar. Ondan avanta, berikinden haraç derken Serahs yolunu kesmeye başlar, devlet içinde devlet olurlar. Fudayl dağları avucunun içi gibi bildiği için kervanların karşısına ummadıkları anda çıkar. Mufafızlara davranma fırsatı vermez ve bütün soygunları "kansız" yapar. O başka, bu başka! Hani "o iş ayrı, bu iş ayrı" diye bir söz vardır ya, Fudayl yol kesiciyken bile namazını aksatmaz, orucunu tutar, üç ayları kaçırmamaya bakar. Zaten yanında abdestsiz gusülsüz adam barındırmaz, çete mensupları Ramazan-ı şerif ayında "zorunlu tatil" yaparlar. Bunlar profesyonel şakilere taş çıkartacak ustalıkta yol kesseler de hiçbir zaman anladığımız mânâda harami olamazlar. Bir kere ne bulurlarsa kaldırmaz, ondan üç, öbüründen beş dinar alır, sadece çorba kaynatmaya bakarlar. Kimsenin istikbalini karartmaz, bazen fukaraya nevale, çocuklara harçlık dağıtırlar. Çoğu zaman keseden yer, günü "açıkla" kapatırlar. Fudayl ve adamları uzunca süren bir sükunet devresinden sonra hatırı sayılır bir kervanın önünü kesmeye hazırlanırlar. Ancak kervan içinden bir yabancı saldırıyı hisseder ve uyanıklık yapar. Altınlarını kuşağına sokar, kalabalıktan kopar. O telaşla bir sağa bir sola koşar, vadinin derinliklerinde bir çadır görür ve tereddütsüz kapısını çalar. Karşısına huşu ile namaz kılan bir genç çıkar. Adamcağızın ne düşünecek vakti, ne de başka şansı vardır. Götürür altınlarını gencin önüne koyar. Kekeleye kekeleye "bunlar sende kalsın ben bilahere gelir alırım" gibilerinden bir şeyler mırıldanır onu zoraki emanetçi yapar. Bakın şu işe ki, Fudayl'ın adamları kervanda dişe dokunur birşey bulamazlar. Evet develerin üstünde top top ipekliler ve çuval çuval baharatlar vardır ama işlerine yaramaz. Sadece karınlarını doyuracak kadar erzak bulur, beş on okka patatesle üç beş somunu bir kenara koyarlar. Fudayl hasılatı görmek için gelince yabancı tüccarda şafak atar. "Bak şu işe altınları elimle götürüp çete reisine vermişim" der, yüzünü gözünü yolmaya başlar. Fudayl keseleri getirip adamın önüne koyar ve "uğurlar olsun" deyip sırtını sıvazlar. Bu kez arkadaşları bozulur, "zaten kervandan iş çıkaramadık, şunlardan birkaç altın alıkoyaydık ne olurdu" diye mızıkırlar. Fudayl "O, bana hüsn-i zan etti" der "ve ben onun benim hakkımdaki zannını doğru çıkardım. Ola ki, Allahü teâlâ da benim hüsn-i zannımı doğru çıkarır, umduğum gibi muamele yapar." İşte tam o günlerde bir başka kervanın yaklaştığını haber alırlar. O gece, hani dolunayın yarım yamalak bulutların altına saklandığı, çiçek kokulu rüzgârın bülbülleri figana çağırdığı gece işe çıkar, gizlice kervana sokulurlar. Kafilede asker ya da muhafız olup olmadığını tespite çalışırlar. Vakti gelmedi mi ki? Herkes yatıp uyur, bir nöbetçi seccadesini ateşin yanına serer ve yanık bir Kahire aksanı ile Kur'an-ı Kerim okumaya başlar. Aman Ya Rabbi o nasıl sestir? Fudayl ve arkadaşlarının içleri bir hoş olur, adeta eriyip, ufalırlar. Hepsinin de dudakları titrer, gözleri dolar. Ne zaman ki Hafız Efendi Hadid suresinin 16. ayet-i kerimesini okur (ki mealen "İman edenlere vakti gelmedi mi ki, kalpleri Allah'ın zikrine ve inen Kur'ân-ı kerîme saygı ile yumuşasın!.." buyurulmaktadır) Fudayl "Geldi, geldi. Hattâ geçti bile!" diye mırıldanınca arkadaşları hıçkırıklarını tutamaz, hulûsi kalp ile tövbekâr olurlar. Fudayl'ın ilk işi çeteyi dağıtmak olur. Bir zamanlar kendisinden sakınan kervanlardan kaçmaya başlar. Mübarek, dağ başlarındaki kuytulara sığınır, unutulmuş harabelerde geceler boyu ağlar. Ağlar ama ne fayda? Öyle ya kul hakkına Allah-ü telâlâ bile karışmaz. Mahşer meydanına sevapları ile gelip müflis (iflas etmiş) çıkmaktan çok korkar. Şimdi yolunu kestiklerini tek tek bulmalı ve helâllik almalıdırlar. Takdir edersiniz ki zor iştir bu, bakalım Hazret-i Fudayl ve arkadaşları o zor işin altından nasıl kalkarlar?

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.