Evet, İdi Amin'in yönetimde olduğu yıllarda da kan dökülür ancak, yara kaşıyanlar, tetiğe basanlar hep yabancı çıkar. İsrail bu ülkede o kadar güçlüdür ki Entebbe'ye kaçırılan Fransız uçağındaki vatandaşlarını kurtarmak için elini kolunu sallayarak operasyon yapar. Aslında bu düzmece eylem FKÖ'nün (Filistin Kurtuluş Örgütü'nün) üzerine atılsa da teröristlerin şefi Wilfred Boeses, Almanya'da faaliyet gösteren Baader-Meinhof çetesinin üyesidir. Yine yardımcılığını yapan Gabriele adlı Alman kadın Çakal (Carlos) kod adlı Ramirez Sançez'le birlikte yaşayan bir profesyoneldir. Gelgelelim adamlar gözümüze baka baka yalan söyler, onu "Filistinli Halime" diye tanıtırlar. (Entebbe Havaalanında 90 Dakika, Uri Dan) Kaldı ki Alman İstihbarat birimleri "Bu mükemmel organizasyon, MOSSAD'ın kolu olan 'Shin Beth' tarafından düzenlendi" açıklamasını yapar. (The Israeli Secret Service, Richard Deacon) Bildik oyunlar... Batılılar sömürü çarklarına çomak sokan İdi Amin'i düşürmeyi kesinkes kafalarına koyar, bu uğurda her yolu meşru sayarlar. Bölücü misyonerler eliyle çıkardıkları karışıklık ve kışkırtmalara rağmen Dada'yı deviremeyince, Kenya ile aralarında sınır ihtilafı başlatır, Tanzanya'nın Hıristiyan Başkanı Nyerere'yi kullanarak savaş açtırırlar. Harbin ilk raundunu Ugandalılar kazanır. Bunun üzerine Batılılar Tanzanya üniforması altında çatışmalara katılırlar. Afrikalıların görmedikleri bilmedikleri modern silahları kullanırlar ve netice değişmeye başlar. Uganda ordusu kayıp verince iktidar sallanmaya başlar (1979). İdi Amin hala güçlüdür ama koltuk için kan dökmeye yanaşmaz, başkanlığı bıraktığını açıklar, sadık adamlarıyla dağlara çıkıp "Former Uganda National Army" örgütünü kurar. İdi Amin'den sonra Prof. Yusuf Lüle, Uganda Devlet Başkanı olursa da ancak 3 ay görevde kalabilir. Onunla işi biten Batılılar Lüle'yi kâğıt gibi buruşturup kenara atar, yerine Godfrey Lukongwa Binaisa'yı oturturlar. Yönetimi ele geçiren kansızlar oluk oluk kan dökmeye başlayınca İdi Amin silahlı mücadeleyi bırakır, yurt dışına çıkar. Libya ve Irak'ın ardından Suudi Arabistan'a sığınır ve Cidde'de yaşamaya başlar... 1980 seçimlerini İdi Amin yanlısı Uganda Milliyetçi Parti'si açık ara farkla kazanır, ancak Ulusal Güvenlik Kurulu, Hıristiyan Milton Obote'nin (Uganda Halk Kongre Partisinin) kazandığını ilan eder, askerler bir şekilde "yönetime el koyarlar". Gelgelelim onda da aradıklarını bulamaz ve 1985'de hükümeti yıkarlar. Milton Obote memleketi kana bulamakla kalmaz, Uganda'nın 3 yıllık dövizini çalarak Kenya'ya kaçar. Bilahare yönetimi ele geçiren Basilio Olara Okello, kısa bir süre sonra Yoweri Museveni idâre ettiği Ulusal Direniş Hareketi tarafından devrilir. Museveni, darbeden sonra karşısına çıkanları ezerek iktidarını sağlama alır ve "göstermelik seçimlerle" koltuğa kazık çakar. Bu dönemde 300 bin Müslüman katledilip nehirlere atılır, timsahlar bile ete doyar. Sadece 50 bin nüfuslu Madi kabilesinden 42 bin mümin öldürülür ki bunların çoğunu kadınlar ve çocuklar oluştururlar. Ugandalıların İdi Amin'den evvel huzurlu olduğu söylenemez, İdi Amin'den sonra da sükunu bulamazlar. Gelen gidene rahmet okutur, zavallı zenciler biricik Dadalarını çok ararlar. Dönelim İdi'ye, sürgün günlerini ömre yapıp, Kur'an-ı kerim okuyarak geçiren renkli lider geçtiğimiz yıl vefat eder, aralarında oğlu Ali Amin'in de olduğu bir avuç insan onu sade bir merasimle toprağa bırakırlar. Ugandalılar Dada'larını Kampala'daki Hill Camiinde yad eder, ruhuna Fatihalar okurlar. Ülkenin Müslüman liderlerinden Hüseyin Kjanjo: "Amin ülkesi için güzel şeyler yaptı. Bunu söylememize kimse mani olamaz" derken eski eğitim Bakanı Ebu Mayanja, Amin'i yaptığını bilen vizyon sahibi bir lider olarak tarif eder, onun adını cinayetlerle ananlardan belge sorar. Uganda Müslümanları Yüksek Konseyi Sekreteri Mahad Kaooza da, "Onun hakkında iftiralarda bulunanların söz konusu cesetlerin kemiklerini göstersinler. Bunu yapamıyorlar ama biz Museveni döneminde öldürülenlerin kafataslarını bütün dünyaya göstermeye hazırız" der ve iç savaşın merkezi olan Luwero üçgeninde onbinlerce kafatasını sergiye açar. Dada'dan sonra... Günümüzde açlık ve AIDS pençesinde kıvranan Uganda'ya istikrar, huzur ve barış uğramış değil. 2 milyon mülteci, ilk mektep çağındaki fahişeler, çığ gibi yayılan AIDS, çocuk askerler, manasız savaşlar, bitmeyen katliamlar... Eh söylemeye gerek var mı bilmem, bu arada ülkenin zirai ürünleri, madenleri, alın teri Batılıların kasasına akar.