Resûlullah efendimiz, Medîne-i münevvereye teşrif ettiklerinde Hazret-i Enes 10 yaşında filandır. O da akranlarıyla birlikte yollara çıkar, büyük bir neşeyle hürmetine kâinatın yaratıldığı Serveri karşılar. Sonraki günlerde ensar birer ikişer ahir zaman Peygamberinin kapısını çalar, "şehrimize şeref verdiniz" der, ufak da olsa bir hediye sunarlar. Ümmü Süleym de (Rumeysa Hatun) Efendimizin huzûr-ı saâdetlerine koşar, ve "anam, babam sana fedâ olsun yâ Resûlallah!" der, "ben de hediye vermek isterdim ama size lâyık bir şey bulamadım. Benim en değerli varlığım oğlumdur, kâbul buyurursanız yanınızda dursun, hizmetinizde bulunsun." Efendimiz, gözlerinden zeka fışkıran nurlu çocuğu bağırlarına basar ve "Yâ Rabbî! Enes'in malını ve evlâdını mübârek ve yümünlü eyle, ömrünü uzun eyle, günâhlarını affeyle" şeklinde duâ buyururlar. Öyle de olur Biliyor musunuz, Enes bin Malik çok mal ve evlâd sahibi olur ve tam 103 yıl yaşar. Evladlarından torunlarından 120'sinin defninde bulunur, onun ağaçları yılda iki kez meyveye dururlar. Enes radıyallahü anh Efendimizle geçen günlerini hasretle anar "Resûlullah efendimize on yıl hizmetle şereflendim. Bana 'üf' bile demedi. Şunu niçin böyle yaptın, bunu neden yapmadın diye sormadı" buyururlar. Enes geç vakitlere kadar Resulullah Efendimiz'le dolanır, ancak eve gelir gelmez Server-i kâinatın hasretiyle yanmaya başlar. Sabah ezanları okunmadan mescide koşar, Fahr-i âlem'i eşikte karşılayıp ellerinden tutar. Onun ifadesi ile Efendimizin elleri ipekten yumuşaktır ve teni miskten güzel kokar. Müsafaha eden çekmedikçe ellerini çekmez, muhatabı yüzünü çevirmedikçe başka yöne bakmazlar. Herkesin yanında diz üstü oturur, insanları hoş tutarlar. Efendimizin kalbi nazargâhı ilahidir, bunu yakınında bulunanlar (hele Enes) çok iyi anlar. O kızmaz ki... Resulullah Efendimiz dünya işleri için kızmaz, darılmazlar. Enes de bunun rahatlığını yaşar. Bir gün oyun oynayan çocukları seyre dalmıştır ki bir yere yollarlar. Neden öyle yapar kendi de bilmez ama ağzından "gitmiyorum" kelimesi çıkar. Halbuki gidecektir, hem seve seve gidecektir. Resulullah Efendimiz onun ne dediğine bakmaz, emrini yapacağından şüphe duymazlar. Nitekim Enes "ben n'aptım" gibilerinden kısa bir şaşkınlık yaşar, buyrulan işi yapmak için ayağa fırlar. Bir an göz göze gelirler, Efendimiz öyle tatlı öyle sıcak bakarlar ki Enes'in yüreği Habibullahın aşkıyla dolar. Fahr-i kâinat çocukları hoş tutar, onlarla şakalaşırlar. Bir gün Enes'i yörede Hamza adıyla anılan baklaları toplarken görür ve "Ebû Hamza" (Hamza babası) diye takılırlar. Zaman zaman "hey, iki kulaklı" diye çağırır, bir keresinde de saçlarından tutup "Yâ zel-üzüneyn" diye latife buyururlar. Bunlar lâkâb olarak kalır ama Enes kendisine en çok "Hâdim-i Resûlullah" (Resûlullah'ın Hizmetçisi) denilmesini arzular. Sırrını saklar Enes'in, arkadaşlarıyla muhabbet ettiği günlerden birinde Server-i âlem görünür, çocuklara şefkatle selâm verir, dua buyururlar. Sonra Enes'in elinden tutup kenara çeker, kulağına, bir şeyler fısıldarlar. Ümmü Süleym'in akıllı oğlu koşarak uzaklaşır, o iş neyse halleder, askerce tekmil verip vazifesini tamamlar. Ancak vakit hayli geçmiştir. Annesi kapıda karşılayıp sorar: "Nerede kaldın?" - Efendimiz, bir işe yolladılar. - Neydi o iş? - Söyleyemem, aramızda! - Âferin sana! Resûl-i Ekremin sırlarını daima muhafaza et, hep böyle sakla. Hazret-i Enes gazâların çoğuna katılır, Efendimizin yanında olur. Bedir'de henüz 12 yaşındadır, kılıç kuşanamasa da su dağıtmaya bakar. Ancak onu Uhud muharebesine götürmez, Medine'de bırakırlar. Bir ara şehre "Server-i âlem'in öldürüldüğü" gibi bir fısıltı ulaşınca arkadaşlarına döner ve "biz niye oturuyoruz ki" der, "kalkın! O, öldükten sonra yaşamak neye yarar?" Daima yanında Efendimiz zaman zaman evlerini ziyaret eder, hatta bazen burada kayluleye (öğle uykusuna) yatarlar. Enes de evin oğlu gibi Peygamber Efendimizin hane-i saadetlerine girer çıkar. İşte bu yüzden hatıralarla doludur ve önemli nakiller yapar. Efendimiz bir gün ona "Yâ Enes! Bir iş yapmak istediğin vakit yedi kere Rabbine istihâre et. Sonra kalbinin meylettiği yöne dön, hayır ondadır" buyururlar. Enes radıyallahu anh Peygamber Efendimiz'in vefatlarından sonra halife Ebû Bekr'in emrine koşar. Onu Bahreyn havâlisinde hizmete yollarlar. Hazret-i Ömer zamânında Medîne'de kalır ve meşveret meclisinde yer alır. Hazret-i Osman zamânında Şam ve Basra'da fıkıh dersleri verir. Hazret-i Ali'nin halîfeliği zamânına da yetişir. Hatta Emevî halîfelerinden bir kısmını görecek kadar yaşar.