İskenderiye limanı her günkü gibi hareketlidir. Hamallar son denkleri de güverteye atar, kaptan ambarın durumuna bakar. Yolcular birer ikişer gelir, yerlerini alırlar. Siyahlar, beyazlar, zenginler, fakirler, askerler, dervişler birbirine karışırlar. Ancak bunlar arasında şaşkın bir köle vardır ki göze batar. Garibim bugüne kadar suyu sadece sürahide görmüş olmalıdır, engin denize korkuyla bakar. Nihayet vakit gelir, tayfalar halatları çözer, yelkenleri açarlar. Tekne ufak ufak çalkalanmaya başlayınca kölenin gözleri büyür, neredeyse sahibinin kucağına oturmaya kalkar. Hele martılar nöbeti yunuslara bıraktığında, ufuklar kararıp, kara görünmez olduğunda yüzünü gözünü tırmalamaya başlar. Bahrisefid her zamanki gibi ılık ve kucaklayıcıdır ancak dalgalar irileşir ve gemi tatlı tatlı batıp çıkmaya başlar. Zemin tahterevalliye dönünce köle feryad figan eder, kafasını direklere vurur kaşını gözünü yarar. Korkacak bir şey yok, alışırsın filan derler ama ne fayda... Savurun suya! Kaptan bilgili bir adamdır. Kölenin efendisini kenara çeker, "müsaade buyurun, onu susturayım" der. Adam becerebiliyorsan hiç durma gibilerinden bir işaret yapar. Kaptan iki iri yarı tayfaya göz kırpar, köleyi tuttukları gibi suya atarlar. Garibim can havliyle gemiden sarkan halatlardan birine tutunur, bu arada birkaç defa batar çıkar ve hayli su yutar. Tam ümidini kaybetmiştir ki onu saçından tutar, gemiye alırlar. Kölenin yaygarası bıçak gibi kesilir, bir köşede uslu uslu oturur ve kimsenin ayağına dolanmaz. "Hayret! Bu iş bu kadar kolay mıydı" diyenler olur. Kaptan bilge gibi konuşur: "Deryada bir başına kalmayan gemideki selameti anlayamaz." İşte yaşadığı her hadiseye ibret nazarıyla bakan ve hikmet adına ipuçları yakalamaya çalışan Şirazlı Sadi burada devreye girer ve kitabına şunları yazar: Huzur, saadet ve sıhhat de böyle değil midir? Elden gitmeden, kıymetleri bilinir mi? Şeyh Sadi menkıbeyi güzel bir mısra ile süsler, "Ey karnı tok insan!" der, / Bilirim arpa ekmeği hoşuna gitmez. / Halbuki o ekmek açların gözünde tüter." Saçımı okşadı Sarhoş meyhur diye tanınan bir adam vefat eder, yörede yaşayan gönül ehilleri değişik işaretler alır, adeta cenazeye çağırılırlar. İçlerinden biri o şahsı rüyasında görür ve sorar, "sen bu mertebeye nasıl ulaştın?" -Valla ben bildiğiniz gibi biriyim, ne günahlardan sakınabildim, ne de lâyıki ile ibadet edebildim. Bir gün yine çok içmiştim, çarşıda yürürken dengemi kaybettim, düşmemek için bir kız çocuğunun başına tutundum. Çocuk yüzüme bakınca ister istemez gülümsedim. Meğer o çocukcağız bir yetim imiş. Bir sevinmiş, bir sevinmiş, eve koşup "anne bir amca başımı okşadı" demiş. -Eee sonra? -Sonrası bildiğin gibi, Yüce Rabbim beni affetti! Şeyh Sadi hazretleri "ya" diye ilave eder, "ya bilerek ve isteyerek yetim sevindirenler..." Zalimin uykusu Bir gün askerin biri hükümdarının ardından atar tutar, hıyanet ve vefasızlık yapar. Şeyh Sadi şikayet edenlerden hoşlanmaz, hele gıybete hiç dayanamaz. Onu usulünce susturur, hatta tatlı tatlı azarlar. Ardından bir dostun yapması gerekeni yapar, gider hükümdara çıkar. "Bakın efendim" der, "rahatı azıcık kaçanın sultanından yüz çevirmesi hoş değil ama atının arpa parası için eğerini rehin bırakan bir asker savaşmaz. Padişah, adamlarına cimrilik yaparsa, onlar da bağlanacak sultan ararlar. Karnı tok olan seve seve dövüşür, aç olan meydandan kaçar." Zalim bir vali salih ve dindar birine sorar: "Çok uyuyorum, bana bir ibadet söyle ki gece gündüz onunla meşgul olayım" -Aman sen daha fazla uyu, zulmün eziyetin o kadar arttı ki insanlar sadece uyuduğun zaman nefes alıyorlar. Şimdi Şirazlı Sadi bunları nasıl bir kenara yazmasın? Hem neden kitabına koymasın? Sadi'den vecizeler * Yek katre hûnest vü hezar endişe. (İnsan dediğin bir damla kan, binlerce gam.) * Gökten ab-ı hayat yağsa da söğüt ağacında yemiş olmaz. Sütü bozuk kimse ile eyleşme, hasır kamışından şeker çıkmaz. * Gündüz kâfurî mum (demek ki pahalı bir mum) yakan, gece kandiline koyacak yağ bulamaz. * Aşktan söz açanlara aldanma. Aşık dediğin sevdiğinin yolunda can verir. Mâlum ölüler konuşamaz. * Kimse cehlini itiraf etmez. Birileri konuşurken lafa karışanlar müstesna. * Değil mi ki sonu var, taht üzerinde yaşasan neye yarar? * Kusuru kendisine söylenmeyenler, ayıplarını hüner sanırlar. * Kubbede ceviz durdurmak zordur ama kabiliyetsizi terbiye etmek ona fark atar. * Bildikleriyle yaşamayan cahildir. İlmiyle amel etmeyenler tarlayı sürüp tohum atmayanları andırırlar. * Nefes alamayan ölür, veremeyen patlar. Her nefeste iki nimet mevcuttur, arifler iki kere şükr yaparlar.