Hongkong efsanesi Bruce Lee

A -
A +

Bilen bilir, bir ara "toplumsal içerikli" filmler pek modadır. Yönetmenlerimiz bizi eğitme hususunda kendilerini vazifeli saydıkları için mesajı ambalajlama ihtiyacı duymaz, doğruca gözünüze sokarlar. Konular birbirinin aynıdır. Ya zampara patron kızı yaşında bir işçiye (esas oğlanın nişanlısına) sulanır, ya da köyün ağası aynı bahane ile birbirlerini seven iki ırgatı ayırır. Erkekler genellikle hapse düşer ya da vurulurlar ama kızlar mutlaka verem olurlar. Fonda uyuz bir hava çalar, ağıtlar, beddualar içinizi bayar. Sinemeya gidenler hüzün yüklenir, bilerek ve isteyerek dert alırlar. Derken bir Çin filmi furyası kopar ki seyredenler fotokopiciden çıktığını sanırlar. Kahrolasıca haydutlar! Hatırlamaya çalışın, üzerinde ejderha resmi olan bir gong görürdünüz, bir yarma gelip elindeki tokmağı vurur ve film başlar. Hadise bir Çin köyünde geçmektedir. Adamlar güle oynaya (çok mesutlar ya) gül budar, çocuklar derede yıkanırlar. Lee'nin annesi mırıl mırıl şarkı söyleyerek pirinç ayıklar. Komşu kızı Suzuki seksek oynar. Tam o sırada tepenin ardından mızrak uçları belirir ve birden bire eşkıyalar çıkar. Ağzından köpükler saçan kötü adam (adı Çang ya da Wang'tır) parmağı ile köyü gösterir ve atlar dolu dizgin koşmaya başlar. Kameramanlar mebzul miktarda nal detayı toplar, sağolsunlar vakanın hızı ve ritmi hakkında bizi aydınlatırlar. Haramiler önlerine geleni doğrar, sakatatçılar gibi ciğer, yürek koparırlar. İnce bağırsağı kalın bağırsağa dolar, kulak kesip, göz oyarlar. Bu arada körolasıcanın biri gürzünü Lee'nin koluna vurur, çocuğu savurup ölülerin arasına atar. Şakiler Felluce'ye girmiş yanki gibi ortalığı yakıp, yıkar, yükte hafif pahada ağır ne varsa sırtlanırlar. Lee'nin annesi kocasının cesedine kapanıp isyan edince onu da beyinin yanına yollarlar. Sonra kadınları önlerine katıp çıkarlar, minik Suzuki son kez dönüp köyüne bakar. Derken gün batar, kocaman bir ay çıkar. Lee kendine gelir ve tek tek dostlarını hatırlamaya başlar. Yönetmen gerilere döner annesinden babasından ve tabii ki Suzuki'den flulaştırılmış enstantaneler sunar. Dostlar ağır çekim koşar, yavaş yavaş yükselip, yavaş yavaş alçalırlar. Hele Suzuki'nin saçları bir o yana bir bu yana uçar. Kulaklarında müzik kutularındakine benzer sesler çınlar. Lee diz çöküp nefesini toplar, tam "intikamınız alınacak" diye haykıracaktır ki omuzuna bir el dokunur. Döner, karşısında ak yüzlü (tabii ki pudra), ak sakallı (elbette takma), ve ak elbiseli (o sahici) bir ihtiyar... Çocuk gözlerini iri iri açar ve "siz.. Siz Üstad Fung Çu olmalısınız" diye fısıldar. Üstad göğsünü ileri çıkarıp "ya ne ya" diyecek değildir ya, gözlerini bilgece yumar ve üstüne basa basa "Ay'a dokunabilirsin evlad, çünkü o orada" diye felsefe yapar. Lee bi şey anlamaz ama anlamış gibi kafa sallar. Fung Çu tıfılımıza "Kung fu" öğrenmelisin deyince Lee kopuk kolunu gösterir, "bu halimle mi" diye sorar. Üstad takılmış plak gibi "sana Ay'a dokunabileceğini söylemiştim, çünkü o orada" diye tekrarlar. Lee belinden bükülüp bir "Osss" çeker ve üstad sırlarını sızdırmaya başlar. Ders dendi mi ihtiyar sertleşir, şunnacık veledin ayaklarına kurşun kalıplar bağlar ve atlayıp zıplamaya zorlar. Başlangıçta zor olur ama kurşunlar çıkınca Lee kuş gibi uçar. Sonra ellerini biteviye kızgın kuma sokar, kumlar yavaş yavaş kalınlaşır. Gün gelir sepete çakıl koyarlar ama Lee'nin hızı azalmaz. Parmaklarını darbeli matkap gibi kullanır, ağaçların kabuklarını yolmaya başlar. Eh bu arada boylanıp poslanmış "İlhan Mansız gibi" yakışıklı bir delikanlı olmuştur. Ama kötü adamlar hiç ihtiyarlamaz, onlar hep aynı kalırlar. Lee önüne dikilen şişeleri bir kesmeyle (dibini yerden ayırmadan) koparmaya başlayınca ihtiyar, onu mezun eder, beline "Kara kuşak" bağlar. Ve vakit gelir. Lee "ın ın ınnn" avazeleriyle yola çıkmıştır ki ışıklar yanar. Seyirciler gizli gizli leblebi çekirdek yedikleri için Çamlıca gazozu içer ya da lavaboya koşarlar. Cezalarını bulurlar Uzatmayalım Lee gidip Çang'ın kalesini basar. Kapı mapı kullanmaz, bir sıçrayışta surlara çıkar. Havada attığı tekmelerle alayını berbad idüp ortalığı kana boyar. Kimini nunçaka ile darb eder, kimine yıldız atar. Hepsini bitirip harami başının karşısına çıkar. Çıkar ama bu adam diğerlerine benzemez, Lee'yi yerden yere vurur ve fena hırpalar. Lee'nin gözleri donuklaşır, sürüm sürüm sürünür yerleri tırmalamaya başlar. Tam "bitti bu iş, artık bu oğlandan bi numara olmaz" diyecek olursunuz ki bir perde aralanır ve iki tanıdık göz parıldar. Bu Suzuki'nin bizzat ve şahsen kendisidir. Aradan geçen yıllardan sonra manken gibi bi şey olmuştur. Lee bu bakıştan aldığı güçle ağır ağır doğrulur, elinin tersi ile ağzından çıkan ciğer parçalarını siler. Parmağı ile burnunun kenarına üç küçük fiske atar ki bu "çok kızdı" demektir. İşte tam orda müzik hareketlenir, ayakta duramayan çocuk uçmaya başlar. Tepük, şamar yağmur olup yağar... Haramibaşı bakar papuç pahalı, kalenin bedenlerinden göbek üstü atlayıp "kendini intihar eder", bir nevi harakiri yapar. Suzuki ile Lee birbirlerine doğru ağır çekim koşarlarken cast akmaya başlar... İşte Çin sinemasında böyle Lee'ler çoktur ama en hakiki Lee, bizim Lee'dir. Peşrevden konuya giremedik ki Bruce Lee'yi anlatalım.. Tafsilat yarına...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.