Tito devri Yugoslavya'sında mapushane damları dayanılacak gibi değildir, ancak BM ve insani kuruluşlar sık sık hapishaneleri gezer, rapor tutmaya başlarlar. Devlet bu baskıya dayanamaz, fikir suçlularının odalarına radyo, tv koyar, gazete dergi girmesine mani olmaz. Aliya içerideyken dünyanın çok değiştiğini, Sovyetlerin çözülmeye başladığını anlar. Hazır baskı varken bir dilekçe verip, cezasının indirilmesini arzular. 14 yıllık cezası önce 12 yıla sonra 9 yıla düşürülür. Zamanın (1987) 'Af Komisyonu' Başkanı Zdravko Durişiç çocukları vasıtasıyla ona bir mektup yollar ve "siyasetle uğraşmayacağına söz vermesi halinde" serbest bırakma teklifi yapar. Aliya bunu asla kabul etmez, politikadan kopmaktansa içeride yatmayı yeğ tutar. Devletin başına Doğrusu Aliya, Tito'nun ardından Yugoslavya'nın dağılacağı gerçeğini iyi yakalar. Artık Komünizm bitmiştir, bu saatten sonra kazanmak isteyen Batı'ya oynar. Böylesi geçiş dönemleri yeni partilere ve yeni liderlere gebedir, fırsatı değerlendirmeye bakar. Nitekim dış ülkelerin baskıları netice verir, bir yıla kalmaz dışarı çıkar. Aliya nefes bile almadan SDA (Demokratik Eylem Partisini) kurar. Delegeler onu Partisinin başına koyarlar. SDA Foça ve Velika Kladusa mitinglerinde 200 bin taraftar toplar. Sırpların 2. Cihan Harbinde katledip Drina nehrine attıkları şuheda için (50 yıllık bir aradan sonra) saf tutar, cenaze namazı kılarlar. Bu muhteşem kalabalık karşısında Sırplar, Hırvatlar donar kalırlar. Hemen ardından Miloseviç, Gazimestan'da bir miting yapar. Altını çize çize "Od jadrana do İrana nece biti Müslümana" (Adriyatik'ten İran'a kadar tek Müslüman bırakmayacağız!) demeye başlar. Bir bayram günü... Buna rağmen Aliya'nın SDA'sı Yugoslavya tarihinin en hızlı örgütlenen partisi olur ve ilk seçimde % 33 oy alarak 42 mebus çıkarırlar. Bir sonraki seçimde de kafadan iktidara oynar. Ancak henüz koltuğunu ısıtamamıştır ki (Ramazan-ı şerif bayramının kutlandığı bir Nisan günü) Sareyova'ya roket yağar. Sadece üç yıl süren, lâkin derin izler bırakan saldırı savaş sayılamaz. Avrupanın 4 büyük ordusu JNA, masum sivillere ateş açar o kadar. Silahsız Bosna halkı hedef olmaktan kurtulamaz, evler harabeye döner, ortalıkta kubbe, minare kalmaz. Sırplar kiraz toplayan çocukları bile avlar, minikleri yere yatırır tanklarla ezip (Banya Luka) asfalta yapıştırırlar. Bebeklerin yüreğini çıkarıp anasının ağzına tıkarlar. Cesetler nehirlerde yüzer, kuru kafalarla top oynarlar. Esir kamplarına kapatılan mazlumlar iskelete döner, adeta hayaleti andırırlar. Açlık, susuzluk, salgın hastalıklar... Kasaplar kıtır kıtır insan keser, organ mafiası sipariş kovalar... Hususi araçlar kalp, böbrek, kornea koşturadursun köpekler ete doyar. Hür dünya bütün bunları seyreder, kılını bile kıpırdatmaz. Begoviç 1998 yılına kadar iktidarda kalır, Eylül 1998'de SDA, ZABİH ve LP'den oluşan seçim koalisyonu onu Devlet Başkanlığına aday gösterir ve rahat kazanırlar. Aliya telaşsız bir liderdir, günde 300 top mermisinin düştüğü şehirde donuk, sakin, yeknesak bir hayat yaşar. Her sabah tam zamanında makamına koşar, odasının soğuk olmasına aldırmaz, karnını makarna ile doyurur, fazlasını aramaz. Akşamları Saraybosna Senfoni Orkestrasının konserlerini hiç kaçırmaz. Kendisi mizaç itibarıyla kahrdan hoşlanır ama Boşnakların çektikleri "çile" olmaktan çıkar. Dayton dayatması İlerleyen günlerde Kiliseler Birliğinden emir alan maskeli yardım örgütleri çaresiz Boşnakları kuşatır, özellikle Amerika'ya iltica edenleri devşirir, "dünya vatandaşı" yaparlar. Batılılar dökülen kanı "kafi" bulunca savaşı durdurur, son darbeyi masaya bırakırlar. Sırplar, Dayton Anlaşması ile istediklerini fazlasıyla alır, ülkenin % 49'una el koyarlar. Kalan % 51'i de Hırvatlarla Boşnaklar arasında üleştirir, "çok uluslu ve çok dinli bir rejim" kurarlar. Ortodoks ve Katolikler hiç yoktan söz sahibi olurlar. Bakanlıkları paylaşmakla kalmaz, Müslüman idarecileri Sırp ve Hırvat yardımcılarla markaja alırlar. Hasılı baskılar sürer gider, "kale sayılan" bir çok İslam beldesi (mesela Srebrenica) elden çıkar. "Clinton, Çernomırdin, Chirac, Kohl, Major beşlisi" ne derse o olur, Boşnakların fikri bile sorulmaz. Sırplar Dayton'dan ziyadesiyle hoşnut kalır, yağ gibi üste çıkarlar. Bu metnin kabul edilecek tarafı yoktur ancak senaryoyu yazanlar Aliya'ya "imzala!" buyururlar. Anlaşmanın matah bir şey olmadığını İzzetbegoviç de bilir "attığım en zor imza" der, ellerini çaresizlikle iki yana açar. NATO'ya üs İşte o günden sonra, Bosna Hükümeti AB ve ABD tarafından denetlenmeye başlar, yabancılar "meclis kararlarını veto edebilmek" gibi akla ziyan bir hak kazanırlar. Boşnaklar bağımsızlığın marş ve bayrakla kazanılamadığını anlarlar ama nedeeen sonra... Yankiler ellerini kollarını sallayarak ev basar, masum Müslümanları derler, toparlar, Guantalama'ya yollarlar. Ülke yine kan ağlar, Tito dönemindeki tesisler bile çürür, işsizlik alır başını gider (% 40), ücretler sürünür, fiyatlar uçar, ekonomi bocalamaya başlar. Birkaç cılız yatırım suni teneffüse yetmez, yolsuzluk, rüşvet ve fuhuş (klavyem kırılaydı da yazmasaydım) can sıkar. Hızlı gece hayatı, barlar, pavyonlar... Sırpları defetmek belki kabildir ama Amerikalıları kovmak Begoviç'in de boyunu aşar. Özetlersek Dayton'la, barış ve huzur gelmez, sadece silah bırakılır o kadar. Hasta Aliya'nın son ziyaretçisi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olur. Bir kaç gün sonra da vefat eder, onbinlerce Boşnak onu Kosevo hastahanesinden alır, Kovaçi şehitliğine bırakırlar.