Asıl adı İsmail olan Enver, İstanbul Divanyolu'nda doğan (1881) bir paşa çocuğudur. Çok zeki, fazlaca hareketli, biraz da şımarıkçadır. Osmanlı'da eğitim 4 yaşında başlar ama onu daha üçünde mektebe yollar başlarından atarlar. Enver birinci sınıfta bile birinci sınıf talebe olur, akranlarından geri kalmaz. Askeri rüşdiye, askerî idadi derken Mekteb-i Harbiyye-i Şâhâne'yi bitirip subay çıkar (1903). O yıllarda özenti gençler arasında II. Abdülhamid aleyhtarlığı pek modadır, ancak Enver ölçüyü kaçırır ve sivrilip liderliğe oynar. Dünyanın hiçbir yerinde asker ocağına siyaset sokanlar tutulmaz, nitekim onu da kenara çeker sorguya alırlar. Ulu Hakan gençliğine verip bağışlar ama Enver uslanmaz. Enver bey, Makedonya'da Bulgar çetelerine karşı yapılan mücadelelere katılır ve kolağası (1905) olur. Bir taraftan devletin verdiği madalyaları göğsüne takarken bir taraftan devletin altını oyar. Vaktinden evvel binbaşı yapılmasına rağmen (1906) Selanik'te kurulan yasadışı OHC'nin (Osmanlı Hürriyet Cemiyeti) tetikçi militanlığına soyunur ve örgütün askeri kanat sorumluluğunu üstlenir. Faaliyetleri rapor edilince (1908) dağa çıkar, Selanik Merkez Komutanı (üstelik eniştesi olan) Miralay Nâzım Bey'in yaralanması eylemine karışır ve hadiseleri incelemek için İstanbul'dan gelen Müşir Şemsi Paşa'nın vurulmasını planlar. Meclis-i Mebusan'ın yeniden açılmasından sonra Selanik'e giderek kutlamalara katılır. Dağa çıkan subayların en kıdemlisi olduğu için bir anda "kahraman-ı hürriyet" ilan edilir ve 5 bin kuruş maaşla Berlin'e askerî ateşe olarak gönderilir. Halbuki ödüllendirilmesi değil yargılanması gerekir. Vazifeyi ihmal, öldürmeye azmettirmek ve cinayete tam teşebbüs gibi suçları sabittir. Neyse... Doğrusu şu ki Alman şehirleri Anadolu'yla kıyas edilemeyecek kadar düzgündür. Hele Berlin ışıl ışıl caddeleri, tramvayları, vitrinleri ile çok çekicidir. Ancak o, her işinde olduğu gibi hayranlığı da abartır ve körkütük Alman taraftarı olur çıkar. Hele Kayzer Wilhelm'in iltifatlarına muhatap olunca Alman'dan ziyade Almancı kesilir, Almanların düşmanlarını düşman bellemeye başlar. Örgüt sorumlusu 31 Mart Vak'ası üzerine yurda gelen Enver Bey Hareket Ordusu'na katılır, Abdülhamid Han'ın hal'inde aktif rol oynar. Ulu Hakan istese bunları kırabilir ama kan dökmekten kaçar, ittihatçılar da kendilerini güçlü sanırlar. Enver Beyin hayatı gelgitlerle ve tenakûzlarla doludur, bir taraftan İTC'yi (İttihat ve Terakki Cemiyetini) örgütleyip Hanedana karşı diş bilerken, diğer yandan Mehmed Reşad'ın yeğenlerinden Naciye Sultan ile nişan yapar (1911) Bir ara Trablusgarb'ta İtalyanlara karşı mücadele eder, doğrusu burada Arap liderlerinden destek alır ve başarılı da olurlar. Ancak yerinde durmaz, vazifesi sürerken sahte kimlikle yola çıkar, İstanbul'a gelip siyaset kovalar. Balkanlar'da kan gövdeyi götürürken parmağını bile kıpırdatmaz, mensup olduğu örgüt adına faaliyet yapar. Milletin Edirne üzerindeki hassasiyetini bildiği için "iktidar Edirne'yi Bulgarlara vermek istiyor" şayiasını yayar. İttihatçılar kışla kışla dolanıp "gidin Anadolu'yu koruyun, Rumeli'de ne işiniz var" diye ikilik çıkarırlar. Çıkarırlar ama ne soruşturma başlar ne de ceza alırlar... Enver bakar karşısına çıkan yok, ipten kazıktan dönme adamlarla Bâb-ı Alî'yi (Bakanlar kurulunu) basar. Harbiye Nazırı Nâzım Paşa'yı öldürtür, Sadrazam Kâmil Paşa istifaya zorlar. Mahmûd Şevket Paşa başkanlığında ittihadçı kabine kurulur, gene doymaz. Bu arada ittihatçılara üç sene kıdem verildiği için bir anda Miralay olur. Enver Bey, Bulgarlar Edirne'den çekilince çılgınlar gibi "boş şehre" koşar ve "Edirne'yi kurtaran kahraman" olarak ortaya çıkar. Onu Sultandan habersiz (kesinlikle kanunsuz) paşa yaparlar. Bu arada Şehzâde Süleyman'ın kızı Naciye Sultan'la evlenip sırtını Saray'a yaslar. Muhteris ve gözükara Enver Bey, yine de huzursuzdur, koskoca imparatorluğu parmağında oynatmasına rağmen mevki sahibi değildir. Evet her dediği yapılır ama neden emirlerin altında kendi imzası yoktur? İhtimal birkaç yıl beklese o da olacaktır ama bekleyemeyecek kadar sabırsızdır. Gözünü Harbiye Nazırlığı'na diker ancak buna ne rütbesi ne de tecrübesi kâfi değildir. Enver Bey Teşkilat-ı Mahsusa fedailerini yollayarak İçişleri Bakanı Talat Paşa'yı sıkıştırır. Ardından Sadrazam (Başbakan) Sait Halim Paşa'nın yanına çıkar. Tehditkâr tavırlarla koltuğa oturur ve hiçbir giriş cümlesine ihtiyaç duymadan "Müsaade buyurunuz Paşam" der, "ben Harbiye Nazırı olmak istiyorum. Ordunun yeniden düzenlenip, canlanması lâzım." Sait Halim Paşa şaşkındır. Ne diyeceğini bilemez. "Ama siz daha pek gençsiniz" diye mırıldanır. - Maksadımı anlatamadım galiba. Bu kabine bir İttihat Terakki kabinesidir ve Cemiyet, Nazır olmamı istiyor o kadar!" Yarbay Enver, 18 Aralık 1913'de Albaylığa, 5 Ocak 1914'de de Mirlivalığa (Tuğgeneral) terfi ettirilir ve Harbiye Nazırlığı'na getirilir. Adam ihtilalci olursa bir yılda üç rütbe atlar, yarbaylıktan generalliğe terfii için 18 gün yeter de artar. Lâkin alay bile yönetmeyen adamın emrine ordular verilince gaileler başlar...