İstemekte zillet vardır...

A -
A +

Zillet; aşağılık, horluk, hakîrlik anlamlarına gelir. İnsan, sadece Allahü teâlânın huzurunda, kendini böyle aşağı, hakir görür. Yaratanının huzurunda kendini aşağı görmesi, insanı aziz eder, yükseltir. Çünkü ibâdet, züll ve zillet demektir. Yani, insanın Rabbine, mabûduna, hakîr olduğunu, âciz, muhtaç olduğunu göstermesidir. Bu da, her aklın, nefsin ve âdetlerin güzel ve çirkin dediklerine uymayıp, Allahü teâlânın güzel ve çirkin dediklerine teslim olmak, O'nun gönderdiği Kitaba ve Peygamberlere inanmak ve bunlara tâbi olmak demektir. Allahü teâlâya imân eden, O'nun emirlerine boyun eğen, başını secdeye koyan aziz olur. Kendi nefsine, kendisi gibi aciz olan insanlara boyun eğen, onların huzurunda eğilen, dünyalık ele geçirmek için onlara yaltaklık eden bir kimse ise, zelil olur, hakir olur. Tezellül, bayağılık, kendini aşağı tutmak yani zillet demektir. Tezellül, kötü bir huydur ve haramdır. Bir günlük yiyeceği, içeceği olan bir kimsenin, başkalarından yiyecek, içecek, para istemesi, dilenmesi, tezellül olur ve harâmdır. Ebû Ali Rodbârî hazretleri; "Dünyâyı kazanmakta nefsler için zillet, âhireti kazanmakta ise nefsler için izzet vardır. Acaba niçin insanlar, bâkî olan âhireti istemekteki izzetin yerine, fânî olan dünyâyı isteyerek zilleti seçerler?" buyurmuştur. Davet edilmeyen yere gitmek Herhangi bir ziyafete davet olunmadan gitmek, tezellüldür. Hadîs-i şerîfte; (Davet edilen yere gitmemek günâhtır. Davet olunmadığı yere gitmek hırsızlık etmek olur) buyuruldu. Fazla hediye almak için, az bir şeyi hediye olarak vermek, tezellüldür, bayağılıktır. Zarûret olmadan, herhangi bir kimseden bir şey istemek, dilenmek harâmdır ve çirkindir. Zarûret ve ihtiyâc hâlinde mubâh olursa da, istemek, o kimsenin, derecenin azalmasına sebep olur. Resûlullah efendimiz, hazret-i Ömer'e hediye olarak bir şeyler göndermişti. Hazret-i Ömer ise, bunları almayıp geri gönderdi. Karşılaştıkları zaman Peygamber efendimiz; - Niçin almadın? diye sual etti. Hazret-i Ömer; - Yâ Resûlallah, "En hayırlınız, kimseden bir şey almayandır" buyurmuştunuz, bunun için almadım deyince, Resûlullah efendimiz; - O sözüm, isteyip de almak içindi. İstemeden gelen şey, Allahü teâlânın gönderdiği rızıktır, buyurdu. Bunun üzerine hazret-i Ömer; - Allahü teâlâya yemîn ederim ki, kimseden bir şey istemeyeceğim ve istemeden gelen her şeyi alacağım dedi. Peygamber efendimiz, bir hadîs-i şerîflerinde de; (Aç olan veyâ bir şeye muhtâç olan, kimseden istemeyip, Allahü teâlâdan beklerse, Allahü teâlâ, ona bir senelik rızık kapıları açar) buyurmuşlardır. Eshâb-ı kirâmdan Ebû Saîd Hudrî hazretleri, başından geçen bir hadiseyi şöyle nakletmektedir: "Bir gün annem beni Resûlullah efendimizden bazı şeyler istemem için gönderdi. Resûlullah efendimizin huzûruna varıp oturdum. Mübârek yüzünü bana çevirerek, (Kim sâhip olduğu şeye kanâat ederse, Allahü teâlâ onu başkasına muhtâç etmez. Kim çirkin şeylerden sakınırsa, Allahü teâlâ onu iffetli eyler. Kim sâhip olduğu şey ile yetinirse, Allahü teâlâ ona kâfidir. Kim bir ûkıyelik miktârında bir şeye sâhip olduğu hâlde, başkasından bir şey isterse, devâmlı isteyici olur) buyurdu. Ben kendi kendime falan devemiz bir ûkıyeden dahâ iyidir dedim. Hiçbir şey istemeden Resûlullah efendimizin huzûrundan kalkıp gittim." Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri, başkalarından bir şey istemeyi talebelerine yasak eder ve; "Başkasına el açıp bir şey isteyen, bizim talebemiz değildir. Ona dünyâda da âhirette de şefâat etmeyiz ve ondan uzak dururuz. Biz, talebelerimize dâimâ vermeyi, ihsân ve ikrâmlarda bulunmayı, herkese karşı tevâzu üzere bulunmayı, tatlı sözlü, güler yüzlü olmayı tavsiye ediyoruz. El açıp istemek bizim yolumuzda yoktur" buyururdu. Abdullah el-Harrâz hazretleri de, her zaman talebelerine; "Bizim yolumuz fütüvvettir yani cömertliktir, vermektir. Kimseden bir şey istemek değildir" buyururdu. Avusturyalı bir Müslüman Avusturyalı Cecılla Cannoly , araştırmaları neticesinde Müslüman olmuştur. Reşîde ismini alan bu hanım; "İslâmiyyette en çok beğendiğim şey, duâlardır. Çünkü, Hıristiyanlarda duâlar, Allahü teâlâdan hazret-i Îsâ vâsıtasıyla, servet, mevki, itibâr vesâir gibi dünyâ varlıklarını istemek için yapılır. Hâlbuki, Müslümânlar duâ ederken, Allahü teâlâya şükrânlarını arz ederler ve bilirler ki, onlar dinlerine ve Allahü teâlânın emirlerine riâyet ettikleri müddetçe, Allahü teâlâ, onlara muhtâç oldukları her şeyi, onlar istemeden, verecektir" demektedir. Yahyâ bin Muâz-ı Râzî hazretleri buyurdu ki: "İnsanı Allahü teâlâdan uzaklaştıran şeyleri aramakta, istemekte, kişiler için zillet, âhireti aramakta, istemekte ise izzet vardır. Yok olacak şeylerin peşinde koşarak zillete düşmek, ebedî olanı terkedip, kendisini izzete ulaştıracak şeyleri terk edene ne kadar çok şaşılır!" Ebû Osman Hîrî hazretleri de; "Dünyâyı sevmek, Allah sevgisini kalpten götürür. Allahü teâlâdan başkasından korkmak, Allah korkusunu kalpten çıkarır; Allah'tan başkasından istemek, Allahü teâlâya olan ümidi kalpten uzaklaştırır" buyurmaktadır.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.