Kalbin hasta olmasına hatta ölmesine sebep, nefse uymasıdır. Nefs, Allahü teâlânın düşmanı olduğu için O'na itâat etmek istemez. Nefs, kendine de düşmandır ve kalbin her uzva, kötü, zararlı şeyleri yaptırmasından zevk alır. Bu zevklerine kavuşmak için, dinsiz, îmânsız olmak ister. İmân bulunmayan kalb ise, ölmüş demektir. İtikadı bozuk kötü kimselerle görüşmek, bunları dinlemek, böyle kitapları okumak, kalbi hasta yapar. İslâmiyyete uymak, kalbi hastalıktan kurtarır, nefsi ise, hasta yapar. Dünyâyı seven, hatırlayan kalb, hasta demektir. Kalbin temiz olması, dünyâ denilen haramları, günahları sevmekten, hâtırlamaktan kurtulması demektir. Kalb hastalığının ilâcı ise, İslâmiyyete uymak ve Allahü teâlâyı çok hatırlamaktır. Peygamber Efendimiz; (İnsanın bedeninde bir et parçası vardır. Bu iyi olursa, bütün uzuvlar iyi olur. Bu kötü olursa, bütün organlar bozuk olur. Bu, kalbdir) buyurmuşlardır. Allahü teâlânın emirlerini yapmamak, hep kalbin bozuk olmasındandır. Kalbin bozuk olması, İslâmiyyete tam inanılmamasından kaynaklanmaktadır. Sa'düddîn-i Kâşgarî hazretleri, Muhammed Pârisâ hazretlerinden işiterek buyuruyor ki: Kalbin bozuk olması "İnsanı Allahü teâlâdan uzaklaştıran perdelerin en zararlısı, kalbin kararması, hasta olması, yani dünya sevgisinin kalbe yerleşmesidir. Bu sevgi, kötü arkadaşlardan ve lüzûmsuz şeyler seyretmekten hâsıl olur. Çok uğraşarak, bunları kalbden çıkarmalıdır. Bunların hepsi, insanı Allahü teâlâdan uzaklaştırır. Kalbin hasta olması, Allahü teâlâyı unutmasıdır." Harâm, günah işlememek ve İslâmiyyetin bütün emirlerini yerine getirmek, çok kolaydır. Bunları yapmak, kalbi bozuk olana güç gelir. Kalbin bozuk olması ise, İslâmiyyete tam inanmaması demektir. Kalbde doğru îmânın bulunmasına alâmet, İslâmiyyet yolunda yürümekte kolaylık duymaktır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kalbin hayâtı îmân iledir. Ölümü küfürledir. Sıhhati ibâdet ve tâat iledir. Hastalığı günâhla meşgûl olma iledir. Uyanıklığı Allahü teâlâyı zikretme iledir. Uyuması Allahü teâlâdan gâfil olma iledir.) Ahmed-i Bîcân hazretleri, sevenlerine hitaben: "İnsanı Rabbinden uzaklaştıran perdelerin en büyüğü, kalbi öldürmek, karartmaktır. Kalbin ölmesine kararmasına sebep de dünyayı sevmektir. Bir hadîs-i kutsîde buyruldu ki: (Ey Âdemoğlu! Kanâat et zengin ol. Hasedi terk et, râhat ol! Dünyâyı terk et, dînin halis olsun.)" buyurmuştur. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: "Kalbin selâmeti, mâsivâyı unutmasına bağlıdır. Öyle ki, zorla hatırlatmak isteseler hatırlayamamalıdır. Allahü teâlâdan başka her şeye, yâni mahlûkların hepsine "Mâsivâ" denir. Dünyâ işleri ile çok uğraşmakta, dünyâ işlerine gönül bağlamak korkusu vardır. Dünyâ işleri ile elden geldiği kadar az uğraşınız ki, dünyâya gönül bağlamak tehlikesine düşmeyesiniz! Dünyâya düşkün olmaktan ve dünyâya düşkün olanlardan, aslandan kaçmaktan daha çok kaçmalıdır." Kalbin altı hasleti Ebû Bekr Verrâk hazretleri buyurdu ki: "Kalbin altı hasleti vardır: Hayâtı ve ölümü, sıhhati ve hastalığı, uyanıklığı ve uyuması. Kalb, hidâyetle, imanla diri olur. Dalâletle ölür. Temizlik ve saflıkla sıhhat bulur. Dünyâya meyletmek ve kararmakla hastalanır. Zikirle uyanır, gafletle uyur. Bunlardan her birinin alâmetleri vardır: Kalbin diriliğinin alâmeti; iyiliğe rağbet, kötülükten el çekmek ve hayırlı amel işlemek. Ölümü de bunların tersidir. Sıhhati, bunlarla sıhhat ve lezzet bulması, hastalığı da tersidir. Uyanıklığının alâmeti, duyması ve görmesidir. Uyuması da sağırlığı ve körlüğüdür." Muhammed Ma'sûm Fârûkî hazretleri buyurdu ki: "Kulun ıslah olması, kalbinin ıslah olmasına bağlıdır. Fesâdı da kalbin fesâdına bağlıdır." Zünnûn-i Mısrî hazretleri buyurdu ki: "Kalbin hasta olmasının alâmeti dörttür: Birincisi; tâattan, ibâdetten tad, haz almaz. İkincisi; Allah ü teâlâdan korkmaz. Üçüncüsü; eşyâya, mahlûkâta ibret gözüyle bakmaz. Dördüncüsü; dinlediği ilim ve nasîhatten istifâde etmez." İbn-i Atâullah hazretleri buyurdu ki: "Kalbin ölü olmasının alâmetlerinden biri, insanın kaçırdığı iyiliklere üzülmemesi ve yaptığı kötülüklere pişmân olmamasıdır." Günahlar gaflet getirir Hâris el-Muhâsibî hazretleri; "Günahlar gaflet getirir. Gaflet ise, kalbin katılaşmasına sebep olur. Kalbin katılaşması, insanı Allah ü teâlâdan uzaklaştırır ve Allahü teâlâdan uzaklık ise, Cehennem'e götürür" buyurmuştur. Ebü'l-Hayr hazretlerine, "Kalbin îmân ile dolu olmasına alâmet nedir?" diye sorulduğunda, cevaben; "Bütün Müslümanlara şefkat etmek, onların dertleri ile dertlenmek, işlerinde onlara yardımcı olmaktır. Nifakla dolu olan kalbin alâmeti; kin, haset ve düşmanlıktır" buyurmuştur. Abdullah Mürteiş hazretleri de; "Kalbin, Allahü teâlâdan ve O'nun dostlarından başkasına meyletmesi, o kalbin hasta olduğuna işârettir. Kalbin Allahü teâlâdan başkasına meyletmesi, Allahü teâlânın azâbını çabuklaştırır" buyurmuştur. Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Her hastalığın şifâsı vardır. Kalbin şifâsı, Allahü teâlâyı zikretmektir)