Mümin Hoca, başına medrese sarığı sarar, sırtına softa latası atar ki görenler "cer hocası" sanırlar. Çeker çarıklarını köy köy dolanır, nerde akşam orda sabah mantığı ile Selanik'e ulaşır ve Beşçınar güreşlerine katılır. Bir ara kalabalığın arasında babasıyla abisini farkeder, görünüşte büyükortayı kurtarmaya bakarlar. Ancak abisi ilk elde yenilince babası kahrolur, verdiği emeklere yanar. Ne zaman ki cazgır "Başa güreşecekler kazan dibine" diye haykırır, Mümin çeker Besmelesini meydana çıkar. Alışılageldiği üzere yine bir hayret nidası kopar, seyirciler yüzer okkalık devler arasında dolanan yumruk kadar mollaya çok şaşarlar. Cazgır niye öyle yapar bilinmez, Mümin'i ilk elde Adalı gibi bir ustayla eşleştirir. Belki de "görsün gününü" deyip, ukalâ kızana haddini bildirmeye kalkar. Ancak Adalı Halil saatlerce uğraşmasına rağmen bu çocuğa dikiş tutturamaz. Mümin bir ara punduna getirir, yankılçıkla Adalı'nın sırtını yere vuruverir. Eh babasının sevinci görülmelidir. Asitane yolunda Edirneliler bunu kabullenemez, bir güreş daha ister ve ortaya yüz altın koyarlar. Kavalalılar da Mümin Hoca'nın etrafında toplanır, onu yalnız bırakmazlar. Ortalık öylesine gerilir ki Adalı'nın hocası efsane usta Aliço bile meydana koşar. Adalı güreşe sert başlar ancak bir ara kemaneden kurtulmak için dizleyince hamam bohçası gibi Mümin'in kucağına düşer. Yağlı güreşte Adalı gibi ağır ve hareketli bir pehlivanı zapt etmek mümkün değildir ama Mümin'in çolak kolu kelepçe gibidir. Kilitlendi mi çözülmez onu taa hakem heyetinin önüne kadar götürür ve "oldu mu ağalar" diye sorar. Halbuki üç adım taşısa yeter, dördüncüye gerek bile kalmaz. Topçu Mehmed, artık çırağının İstanbul'da da iş yapacağına inanır, Yarıcı, Şumnulu ve Arap Said gibi ünlü isimleri yendiğine göre Asitane meydanlarını da harmanlamalıdır. Mümin Hoca izni alınca alelacele hazırlanır ama üç günde bir limana uğrayan vapuru kaçırır. O sıra halat toplamakta olan bir yandan çarklıyı yakalar. Bu bir yük gemisidir, Kaptan Anton yolcuyla molcuyla uğraşmaz ama nedendir bilinmez Molla'yı kabul eder hatta kamara açar. Neyse yola çıkarlar, kaptan ona İstanbul'a niçin gittiğini sorar. Güreş için deyince "sakın ha" der " zaten kolun şey... Bacaklarından da olma." İhtimal ki onu deste güreşlerine çıkıp bahşiş toplayan bir garip sanır. Sonra kendi güreşlerini anlatır. Atina Olimpiyatlarında finale kalmış ve Midillili Vasil'e yenilip şampiyonluğu kaçırmıştır. Deniz sakin güverte geniştir. Kaptan, garip mollaya üç beş oyun öğretmek ister ancak bu çolak çocuk mukabil oyuna girip canını sıkar. Artık bu işi bir güreş paklar. Kaptan ceketini yeleğini sıyırıp atar ki adamın omuzları belinin iki misli, adaleleri köşeli köşelidir. Elleri öyle iridir ki bal kabağını tepesinden avuçlayıp kaldırabilir. Adam bir iki ısınma hareketinden sonra damar damar kabarır adeta Herkül'ü andırır. Mümin Hoca onu hiç ummadığı bir anda tırpanla budayıp kabası üstüne oturtur ama rakibi şip şak köprü kurar, geriye perende atıp karşısına çıkar. Bu kez hızla topuklarına dalıp çeker ve ilk tuşunu yapar. Kaptan Anton sakalını sıvazlayıp "yaktım seni Vasil" diye mırıldanır. Mümin bunun ne manaya geldiğini anlayamaz, ta ki gemi rotasını değiştirip Midilli'ye yanaşıncaya kadar. Anton, alelacele Vasil'i bulur ve Mümin adına meydan okur ona. "Bir Türk, Vasil'e karşı" haberi duyulduğunda bütün Ada ayağa kalkar. Komutan Bey Mümin'i bulur ve "bakasın pehlivan" der, "bu herif bir sürü melanete karışan komitacının tekidir. Karşısına birkaç Türk çıktı ama bir şey yapamadılar. Adam galip geldikçe şımardı, saldırganlaştı. Doğrusunu istersen seni gözüm tutmadı. Yenemiyeceksen çıkma, başımıza gaile açma!" Mümin komutan beyin elini öper, "siz dua buyrun yeter" der. Çolak Molla hayatı boyunca ilk defa bir rakibini ezer, çolak koluna boynunu kaptırma gafletinde bulunan Vasil'i hırıl hırıl hırlatır, alnının derisini çakıllara sürter. Kemanelerle organlarını birbirine geçirir ve kollarını kaz kanadına alıp çatır çatır kırar. Pelteye dönen şampiyonu sedyeyle kaldırırlar, Türkler sevinçten uçar, Rumlar meydandan sıvışırlar. Koca miralay hüngür hüngür ağlar. Mümin Hoca, Topçu Ustasını dinler, İstanbul'da Suyolcu Mehmed pehlivanı bulur ve tabi olur. Bu yaşlı kurt, Mümin'i cevahir gibi saklar, pehlivan tekkelerine, güreşçi kahvelerine sokmaz. Bir sürü ufak tefek güreşi atlayıp Rami Çayırı'na götürür, okuyup üfleyip sırtını sıvazlar. Medrese adına... Yine bildiğiniz merasimler, davullar, zurnalar, alkışlar... Cazgırlar Molla'yı, Koca Yusuf gibi bir "destan kahramanı" ile tutuştururlar. Mümin Hoca adeta çapraz sağanağına yakalanır, ilk ikisinden kurtulur, üçüncü de hızına hız katar, ayağının önünde tortop olunca Yusuf kuş gibi üzerinden uçar. Koşup kasnağından yakalar ama Yusuf bu, silkinip kalkar. Mümin Hoca ona güç yetiremiyeceğini bilir, onu "onun gücüyle" yenmelidir. Son çaprazla Yusuf'un çengeli yetiştirmesine de fırsat verir, millet "gitti gidiyor" derken bel kılçığı ile önüne düşürüp kündeyi takar. Takar ama hiçbir bilek Koca Yusuf'u tartamaz. Gelgelelim Mollanın çolak kolu kuyu kancası gibidir, ne esner, ne oynar. Rakibini pamuk balyası gibi savurup atar. Yusuf, Aliço'ya bakar, büyük usta "tamam" der ve Mümin galibiyet temennasını çakar. Çakar ama Yusuf'un yüzünün aldığı şekli unutamaz. İçi bir hoş olur, enim konum güreşten soğur. Zaten para ve söhret ona göre değildir, paşa konaklarında, beyzade sofralarında sıkıntı basar. Gider köyüne çekilir, mini mini bebelere elif be okutmaya başlar. Gelgelelim Rumlar onu bir yatsı namazı sonrası "cami kapısında" vururlar...